Trump İran Savaşını Neden Erteliyor?

Araştırmacı Said Elhaj; ABD ve İran arasındaki tıkanan müzakere sürecini, Washington yönetiminin askerî hamlelerini ve olası bir savaşın zamanlamasını Fokus+ için kaleme aldı.
odak-trump-iran-savasini-neden-erteliyor.jpg

16.09.2026 - 08:51  |  Son Güncellenme:  16.09.2026 - 09:00

ABD ve İran arasındaki gerilimin her defasında tam yatışmadan yeniden alevlenmesi ve müzakere sürecinin son zamanlarda tıkanması, bir anlaşmanın değil, savaşın habercisidir. Buradaki asıl soru "Savaş çıkacak mı?" değil, "Savaş ne zaman başlayacak?" olmalıdır. 

Kimine göre ABD, savaşın tırmanmasını Kasım ayında yapılması planlanan Kongre ara seçimlerinin sonrasına bırakacaktır; kimine göre ise ABD Başkanı Donald Trump, ara seçimleri önemsemeden önümüzdeki gün veya haftalarda savaşı tırmandırabilir. 

Biz birinci görüşü savunan taraftayız. Neden mi? 

Öncelikle Trump’ın kişiliği ve tavrı ABD’nin dış politikasında etkili olsa da, böylesi bir savaş kararını "Establishment"a (ABD’nin müesses nizamına) rağmen tek başına alamaz. Bölgesel hatta uluslararası düzeyde yankıları olabilecek bir savaş kararında çeşitli kurumlar mutlaka söz sahibi olacaktır. CIA, Pentagon ve Dışişleri Bakanlığının yanı sıra Cumhuriyetçi Parti de bu süreçte etkin bir rol oynayacaktır. 

Cumhuriyetçi Parti için yaklaşan ara seçimler son derece kritik ve hassastır. Nitekim anketler, Demokrat Parti’nin Temsilciler Meclisinde rahat bir farkla (5-6 puan) çoğunluğu sağlayacağını gösteriyor. Senatoda ise iki parti baş başa bir yarış yürütüyor (Demokratlar az farkla önde). Sonuç olarak Demokratların ABD Kongresini yeniden kazanması kuvvetle muhtemeldir. İki aydan kısa bir sürede İran’a karşı savaş açıp zafer ilan etmek son derece zor olduğundan ve bu durum Trump ile Cumhuriyetçi Parti’ye zarar verebileceğinden, parti yönetimi şu aşamada bir savaş istemeyecektir. 

Daha da önemlisi, ara seçimleri Trump’ın ilgilenmediği sıradan bir parti seçimi olarak görmek hatalı olur. Trump ve yakın çevresi, başkanlık seçimlerinde yeniden aday olabilmek adına anayasal yollar aradıklarını açıkça ifade ediyorlar. Kaldı ki Trump, arkasında bırakacağı mirasa önem veren bir başkandır; dolayısıyla "partisine seçim kaybettiren" ya da "başlattığı savaşı kazanamayan" bir lider olarak hatırlanmak istemez. 

Ara seçimler anketlerin öngördüğü şekilde sonuçlanır ve Demokratlar Kongre çoğunluğunu ele geçirirse, Trump yönetiminin hareket alanı daralacak ve manevra kabiliyeti azalacaktır. Belki de en tehlikelisi, daha önce başarısızlıkla sonuçlanan azil sürecinin yeniden gündeme gelmesi ve başkanın yargılanma riski olacaktır. 

Bu etkenler göz önünde bulundurulduğunda, Trump ve yönetimi ara seçimlere kadar geçen kısa sürede zaferle sonuçlandıramayacağı bir savaşı başlatmayacaktır. Ancak aynı etkenler ve özellikle Trump’ın "miras kaygısı", seçim sonrasındaki dönemde savaşın tırmandırılmasını neredeyse kesin kılmaktadır. 

Bunlara ek olarak; ABD ve İran arasındaki müzakere süreci tıkanmış durumdadır. Her iki tarafın duruşu, şartları ve istekleri aralarındaki ihtilafın yakın zamanda diyalog veya müzakere mekanizmasıyla sona ermeyeceğini gösteriyor. Yani şimdiki duruma bakınca savaş senaryosunun barış senaryosuna daha ağır bastığı aşikârdır. 

Diğer yandan ABD; savaşsız ama barışsız durumunu, yani açık bir savaş olmadan ve bir anlaşmaya varmadan ambargonun devam etmesi seçeneğini çok uzun süre sürdürmek istemeyecektir. İki taraf arasında imzalanan mutabakat zaptı -metin gereği- İran lehine olmuştur ve ambargoya alışık olan İran’ın kısa sürede bir sonuca veya tavize varması çok beklenmez. Bu muallak durumun devam etmesi, Çin ve Rusya gibi güçlerin bundan istifade etme yollarını genişletecektir; nitekim İran’a sağlanan desteğin artacağı ve ABD’nin karşı karşıya kaldığı ikilemin derinleşeceği açıktır. 

Bir de dünyanın en güçlü ordusuna sahip olan ABD’nin İran gibi orta ölçekli bir güce şartlarını dayatamaması, onun caydırıcı gücünün azaldığını göstermekte olup bahsettiğimiz rakiplerini Ukrayna ve Tayvan’da daha fazla cesaretlendirecektir. Bu da ABD’nin isteyeceği en son şeydir; zira böylece uluslararası çok kutuplu düzene gidişat hızlanacak ve dünyanın dört bir yanında ABD’ye karşı yükselen isyan bayraklarının sayısı artacaktır. 

Dolayısıyla geç de olsa iyi pazarlanabilecek bir zafer veya zafer gibi sunulabilecek bir anlaşma, ABD’nin kabul edeceği alt sınırdır. 

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu

Bunlara ek olarak, çıkarını savaşın devam etmesinde gören İsrail ve Netanyahu faktörünü göz ardı etmemek gerekir. ABD ve İsrail ilk saldırıyı beraber düzenledikten sonra hep iş birliği içinde olmuşlardır. Nitekim en son İran saldırısında ABD Dışişleri Bakanlığı, saldırı öncesi İsrail’e haber verdiğini, yani yankılarına hazırlanması gerektiğini ilettiğini söylemişti. Ve İsrail hâlâ her fırsatta ve elindeki bütün araçlarla savaşı körüklemeye çalışıyor. Bundan dolayı Trump bazen yakınsa da bu isteğin peşinden gidebileceği düşüncesi ABD’de ciddi endişeler yaratıyor. 

Kısaca Trump, onun idaresi, kurmayları ve ABD’nin kurumları ara seçime kadar İran’a karşı savaşın tırmandırılmasını tercih etmeyecektir çünkü bu tercihte kaybedeceğini öngörüyor. Fakat daha sonrasında hem uzun vadeli yıpranmadan korunmak hem caydırıcılığı tekrar kazanmak hem de Çin ile olan rekabete odaklanmak amacıyla bazı güçleri etkisiz hâle getirmek için İran’a karşı savaşı ciddi şekilde tırmandırmayı gerçekçi ve gerekli bir seçenek olarak görmektedir. 

Bu analizin teyidini sahada okumak mümkündür. İran ile mutabakat zaptını imzaladığı andan itibaren ABD’nin stratejisini daha büyük bir savaşa hazırlanmak olarak görmek gerekir. ABD bir taraftan özellikle Körfez ülkelerinde, Ürdün’de ve İsrail’de olan askerî varlığını artırıyor; diğer yandan ise İran’ın gücüne güç katan müttefiklerini yıpratma planlarını devreye sokmuş durumdadır. Bir taraftan Lübnan’daki Hizbullah’a karşı ciddi darbeler indiren İsrail’e yeşil ışık yakıp, öte yandan Yemen’de Husilere karşı yeni ve büyük ölçekli bir çatışmanın fitilini ateşlemiştir. 

Tekrar söylemek gerekirse, bugünün sorusunu "ABD İran’a karşı daha sert bir savaş açar mı?" diye değil, "Ne zaman açar?" diye yöneltmenin daha doğru olacağını düşünüyorum. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.