Traore’nin Yeni Çizgisi: Araplara Kölelik Suçlaması, İsrail’le Yakınlaşma
24.07.2026 - 17:36 | Son Güncellenme: 14.08.2026 - 13:05
Batı Afrika ülkesi Burkina Faso’nun lideri Yüzbaşı İbrahim Traore, kısa süre önce yaptığı basın açıklamasında Arapları, Afrikalıları bin yıl boyunca köleleştirmekle suçladı. Bu açıklamalar, kara kıtadaki kölelik tarihine ilişkin Afrika toplumlarının hafızasını yeniden harekete geçirmeyi ve düşmanlığın yönünü bu kez Araplara çevirmeyi amaçlayan bir çıkış olarak değerlendirildi.
Traore’nin sözleri, medya kuruluşları ve sosyal medya platformlarında Afrikalı ve Arap aktivistler arasında sert bir tartışmanın fitilini ateşledi. Bir tarafta Traore’nin açıklamalarını destekleyen Afrikalı aktivistler, diğer tarafta ise Arap aktivistler ve Arapça öğrenerek bu dili konuşmaya başlayan Afrikalılar yer aldı.
Özellikle Arapça öğrenerek bu dili konuşan Afrikalılar kendilerini varlıklarını savunmak zorunda kaldıkları bir ortamda buldu. Çünkü Afrikalıları köleleştirmekle Arapları suçlayan Traore, ülkesindeki ve diğer Afrika ülkelerindeki Arapça öğrenerek bu dili konuşan Afrikalıları da yönetiminin mücadele ettiği aşırılık ve terörün kaynağı olmakla itham etti.
Traore ayrıca Arap ülkelerinde eğitim gören Burkina Fasolu öğrencilere, özellikle de dinî ilimler okuyanlara tehditte bulundu. Bu öğrencilerin eğitimlerini bırakıp ülkelerine dönmemeleri hâlinde vatandaşlıklarının ellerinden alınabileceğini söyledi. Bununla da yetinmeyen Traore yönetimi, ülkenin en büyük camisini kapattı; önde gelen bir İslami şahsiyeti ve çok sayıda din alimini gözaltına aldı.
Müslüman bir aileden gelen katı laik lider
Başkan Traore, askerî kariyerine başlamasından yalnızca 10 yıl sonra düzenlenen bir darbeyle iktidarı ele geçiren genç bir subay. Müslüman olan ve Müslüman bir aileden gelen Traore, buna rağmen katı ve aşırı bir laiklik anlayışını benimsiyor.
Traore yönetimi, bazı silahlı İslami grupların öncülük ettiği bir isyanla karşı karşıya. Ancak bu isyan yalnızca Burkina Faso ile sınırlı değil. Başta Nijer ve Mali olmak üzere Batı Afrika’daki Sahel ülkelerine de yayılmış durumda. Bu nedenle üç ülke, silahlı gruplara karşı mücadele etmek amacıyla askerî bir ittifak kurdu.
Gözden Kaçmasın
Traore, söz konusu silahlı gruplara karşı yürüttüğü kampanya kapsamında Dinî Özgürlükler Yasası’nı çıkardı. Yasa, dinî tebliğ ve eğitim faaliyetlerini sınırlandırırken kamu kurumlarında cami inşa edilmesini de yasaklıyor. Ayrıca kamuya bağlı eğitim kurumlarında dinî eğitime izin verilmiyor. Yasanın farklı maddeleriyle devletin ve siyasi sistemin laik karakterinin güçlendirilmesi ve daha da sağlamlaştırılması amaçlanıyor.
Kölelik suçlamaları ve görmezden gelinen Avrupa sömürgeciliği
Traore, ülkesinin eski sömürge gücü Fransa’nın nüfuzuna karşı çıkan bir lider olmasına rağmen, Arapları Afrikalıları köleleştirmekle suçlaması dikkatleri asıl failden uzaklaştırıyor. Asıl sorumlu, Afrika kıtasını erken dönemde sömürgeleştiren ve Afrikalıları dört yüzyıl boyunca köleleştiren Avrupa sömürgeciliğiydi.
Traore’nin Araplar için bin yıllık bir dönemden söz etmesi ise dolaylı biçimde İslam’ı hedef alan bir gönderme niteliği taşıyor. Çünkü İslam, söz konusu dönemde Afrika’ya savaşlarla değil, tüccarlar aracılığıyla ulaştı.
Bazı Arap tüccarlar bu suça katılmış olabilir. Ancak bunu, ilk günlerinden itibaren kölelikle farklı yöntemlerle mücadele eden İslam adına değil, bencil ticari çıkarları uğruna yaptılar. Aynı şekilde siyahi Afrikalı tüccarlar ve köklü Afrikalı aileler de bu ticaretin içinde yer aldı.
Bu dönem; geri kalmışlık, cehalet ve yoksulluğun hâkim olduğu karanlık bir dönemdi. Bütün bu şartlar, insanlık tarihinin alnında kara bir leke olarak kalan köle ticaretinin büyüyüp gelişmesine katkı sağladı.
Traore’nin siyasi yön değişikliği
Başkan Traore’nin son dönemdeki tutumu, dış politikada ciddi bir yön değişikliğine gittiğini ortaya koydu. Traore, iktidarının ilk döneminde Fransa ve Batı nüfuzuna, ayrıca İsrail’e ve İsrail’in Filistin’de işlediği suçlara karşı çıkan devrimci bir lider görüntüsü çizmişti.
Bu yönüyle, 1983 yılında düzenlenen askerî darbenin ardından Burkina Faso’da iktidara gelen ve Afrika’nın Che Guevara’sı olarak anılan eski lider Thomas Sankara’yı örnek aldığı düşünülüyordu.
Ancak Traore, birkaç gün önce İsrail’in yeni büyükelçisi Simon Seroussi’yi kabul ederek herkesi şaşırttı. Traore, bir yıldan uzun süredir bekletilen büyükelçinin güven mektubunu teslim aldı. Bu adımın, ciddi gerilimlerle karşı karşıya bulunan Afrika Sahel bölgesinde İsrail nüfuzunun genişlemesinin önünü açması bekleniyor.
Traore’nin dış politikadaki değişimine, ülkede demokrasiden geriye kalan yapılara karşı başlattığı mücadele de eşlik etti.
Traore, geçen yılın nisan ayı başında bu tutumunu açık biçimde ortaya koyarak, “Biz bir demokrasi içinde değiliz. Halkçı ve ilerici bir devrim içindeyiz. Herkes bunu anlamalı” dedi. Bu söylem, genellikle komünist askerî yönetimlerin tercih ettiği bir dil olarak biliniyor.
Traore, demokrasi karşıtı tutumu kapsamında bu yılın başında siyasi partileri feshetti. Daha önce de yaklaşık bin sivil toplum kuruluşu ve derneğin faaliyetlerine son vermiş, ayrıca Öğrenciler Genel Birliği’ni kapatmıştı.
Böylece Yüzbaşı Traore, başkanlık sarayına kadar ulaşabilecek bir yangının ortasında, aynı anda birçok iç ve dış cephede mücadele başlatmış oldu. Traore’nin bütün bu hamleleri, giderek daha fazla ileriye doğru kaçış görüntüsü veriyor.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.