Teoriye Karşı Gelen Başkan Hichilema ve 2026 Zambiya Seçimleri

Doç. Dr. Volkan İpek, Zambiya’da Hakainde Hichilema yönetiminin 2026 seçimleri sonrasında muhalefete yönelik baskılarını ve ülkede derinleşen demokrasi krizini Fokus+ için kaleme aldı. 
teoriye-karsi-gelen-baskan-hichilema-ve-2026-zambiya-secimleri.jpg

24.08.2026 - 13:37  |  Son Güncellenme:  24.08.2026 - 13:48

Otoriter rejimlerde gücü elde tutan iktidarın onun yöntemlerini ve eylemlerini eleştiren muhalefete karşı sert bir tavır takındığı bilinmektedir. Bu tavır, ilgili siyasi partiler teorisinde, temel olarak seçim döneminde ya da seçim öncesinde gerçekleşir. İktidar partisi seçimleri kazanıp yeniden yetki kazandığında ona oy veren ve vermeyen kesime sempatik görünmek ya da demokrasiye ne kadar önem verdiğini kanıtlamak amacıyla muhalefete olan bu sert tavrını bir süre yumuşatır. İktidar partisinin muhalefete olan tavrının sertleşmesi genelde muhalefet partisinin gelecek seçimlere hazırlanmaya başladığında görülür, bu da kazanılan seçimlerin hemen ardından değil, çok daha uzun süre sonra olur. bu tavrın sertleşmesi bir sonraki seçimlerin öncesine sarkar.  

Zambiya Cumhurbaşkanı Hakainde Hichilema

Söz konusu durum, ne var ki, Afrika ülkelerinden Zambiya’da ilgili siyasi parti teorisinden sapıyor. Bu sert tavır 13 Ağustos 2026 tarihinde yapılan genel seçimleri kazanan Birleşik Ulusal Bağımsızlık Partisi adayı Hakainde Hichilema tarafından muhalefet lideri Birlik ve Refah için Ulusal Uzlaşı Partisi (NRPUP) adayı Brian Mundubile’ye karşı seçimden hemen sonra alınmış görünüyor.  Zambiya polisi muhalefet lideri Brian Mundubile'yi, muhaliflere yönelik baskıların damgasını vurduğu seçimden günler sonra, ulusal güvenlik tehdidi iddiasıyla sorgulamak üzere 20 Ağustos 2026 akşamı ifadeye çağırdı. Mundubile Cumhurbaşkanı Hakainde Hichilema'ya ikinci dönem kazandıran seçimde ikinci sırada yer almıştı ve sonuçlara mahkemede itiraz edeceğine söz vermişti. Polis açıklamasında, "son birkaç yıldır ciddi ulusal güvenlik tehditleriyle ilgili soruşturmalar yürüten" ortak bir ekibin Mundubile’yi ve seçim ortağı Makebi Zulu'yu sorgulamak istediği belirtildi. Açıklamada tehditlerin niteliği belirtilmedi, ancak ikiliyle bağlantılı yerlerde ulusal güvenliği baltalayabilecek "endişe verici faaliyetler" yaşandığı ifade edildi. Mundubile ve Zulu ittifaklarının isyan veya milis faaliyetlerine karıştığı yönündeki polis iddialarını reddetti. Mundubile geçen hafta başkent Lusaka'daki evine yapılan polis baskınından sonra uluslararası bir insan hakları örgütüyle birlikte saklanmak zorunda kalmıştı. 

Mundubile’nin ülkedeki Hichilema otoriterliğinin bir halkası olduğu söylenebilir. Zambiya’nın postkolonyal siyasi tarihine bakıldığında Kenneth Kaunda’nın yarattığı tek partililikten zor da olsa sıyrıldığını ancak Hichilema döneminde tek particiliğe dönmenin yollarının yapıldığı görülüyor. Zambiya 24 Ekim 1964 tarihinde bağımsızlığını kazandığında ülkenin ilk Cumhurbaşkanı Birleşik Ulusal Bağımsızlık Partisi’nin (UNIP) lideri Kenneth Kaunda’ydı ve Kaunda yönetim sistemini “tek partili katılımcı demokrasi” olarak tanımlamıştı.  Ancak bu sistem zamanla demokratik katılımın sınırlandığı, siyasi gücün UNIP ve Kaunda’nın elinde toplandığı otoriter bir yapıya dönüştü. 1962 Anayasası’na yapılan değişikliklerle UNIP ülkenin tek yasal siyasi partisi ilan edildi ve vatandaşların siyasi faaliyet gösterebilmesi için partiye üye olması zorunlu hâle getirildi. Böylece UNIP toplum ve devlet üzerinde belirleyici konuma geldi. 

Kaunda’nın bu tek partili otoriter yönetim algısı içinde, bu duruma son derece zıt bir şekilde, “humanism” olarak adlandırdığı hümanizma düşüncesi bulunuyordu. Kaunda bu görüşünü özellikle 1969 yılında yayımladığı “Zambiya’da Humanizma” adlı eserinde açıkladı. Hümanizmaya göre toplumun lidere bağlı olması, liderin otoritesinin sorgulanmaması ve ülkenin kalkınmasının ortak bir siyasi anlayış etrafında gerçekleşmesi gerekiyordu. Bununla birlikte Kaunda’nın hümanizması yalnızca siyasi bir düşünce değildi. Afrika’nın kültürel değerlerinin yeniden ortaya çıkarılmasını, sömürge döneminin etkilerinden kurtulmayı ve Afrika toplumlarının kendi ekonomik ve sosyal modellerini oluşturmasını savunuyordu. Bu yönüyle sistem, Tanzanya’daki ujamaa anlayışına benzeyen bir Afrika sosyalizmi niteliğindeydi. Kaunda, Humanizma’da bağımsızlığın ardından ekonomik bağımsızlığı da siyasi bağımsızlık kadar önemli gördü. 1969 yılında yayımlanan Matero Bildirisi ile ülkedeki bakır madenlerinin önemli bölümü ulusallaştırıldı. Bu uygulama bağımsızlık döneminde başlayan ve Zambiya ekonomisinin Zambiyalıların kontrolüne geçmesini amaçlayan politikaların devamıydı. Ancak İtalya Zambiya’nın ekonomik kalkınmasına yaptığı katkılar nedeniyle bu uygulamalardan büyük ölçüde muaf tutuldu. İtalya’nın petrol boru hattı inşa etmesi ve Fiat fabrikasının kurulmasına katkıda bulunması sonucunda iki ülke arasında özel ekonomik ilişkiler gelişti. Ayrıca Zambiya Havayolları’nın işletme hakkının İtalyan Alitalia şirketine verilmesi de bu iş birliğinin önemli örneklerinden biri oldu. 

Zambiya'nın kurucu Devlet Başkanı Kenneth Kaunda

Kaunda’nın tek parti yönetimine yönelik ilk önemli muhalefet UNIP’ten ayrılan Simon Kapwepwe tarafından oluşturuldu. Kapwepwe Kaunda’yı tek adam yönetimi ve yolsuzlukla suçlayarak 1971 yılında Birleşik İlerleme Partisi’ni kurdu. Ancak hükümet bu muhalefete sert şekilde karşılık verdi. Muhalefet partilerinin faaliyetleri engellendi, polis baskınları düzenlendi ve zamanla yargı da yönetimin kontrolü altına girdi. 1973 sonrasında Kaunda’yı eleştiren veya rejime karşı çıkan kişiler hapsedilmeye başladı. Medya üzerindeki baskılar da arttı. Örneğin Times of Zambia gazetesi Kaunda yönetimini eleştirmeye başladıktan sonra UNIP tarafından satın alınarak hükümet yanlısı bir yayın organına dönüştürüldü. 1980’de yaşanan darbe girişimi Kaunda’nın iktidarını daha da merkezileştirmesine yol açtı. Choma Manifestosu ile önemli bir muhalefet gücü olan Afrika Ulusal Kongresi’nin UNIP’e katılması sağlandı. Böylece Kaunda siyasi rakiplerinin önemli bir bölümünü sistemin içine alarak etkisizleştirdi. 1980’lerde seçimler büyük ölçüde formalite durumuna geldi ve UNIP’in iktidarı sürekli olarak korundu. Basın üzerindeki baskılar artarken ekonomik sorunların ve toplumsal olayların haberleştirilmesi engellendi. Buna karşılık Kaunda’nın fotoğrafının gazetelerin ilk sayfasında yer alması zorunlu tutuldu. 1990’da ekonomik ve siyasi krizlerin büyümesi üzerine olağanüstü durum ilan edildi. 

Kaunda yönetiminin sona ermesinde siyasi baskıların yanı sıra ekonomik sorunlar da belirleyici oldu. 1970’lerin ortalarından itibaren IMF ile yapılan anlaşmalar ülke ekonomisi üzerinde önemli yükler oluşturdu. Zambiya ekonomisinin temel ihracat ürünü olan bakırın dünya piyasalarındaki değerinin sürekli düşmesi de ekonomik sıkıntıları artırdı. Artan işsizlik, yoksulluk ve hayat pahalılığı halkın hükümete yönelik desteğini azalttı. 1990 yılı sonunda çok partili sisteme geçilmesinin önünü açan Kaunda, 1991 seçimlerinde Çok Partili Demokrasi Hareketi’nin (MMD) lideri Frederick Chiluba karşısında yenildi ve cumhurbaşkanlığını bıraktı. Ne kadar hümanist olduğu tartışılan Kaunda’nın rejimi böylece bitmiş oldu. 

Chiluba döneminde demokratikleşme süreci hızlandı ve ilk iş olarak olağanüstü durum kaldırıldı. Kaunda döneminde tek elde toplanan yasama, yürütme ve yargı güçlerinin birbirinden ayrılması yönünde adımlar atıldı. Hükümet aynı zamanda sosyalist ekonomik politikaları terk ederek piyasa ekonomisine yöneldi. Ulusallaştırılmış bakır madenleri yeniden özelleştirildi ve yabancı sermayenin ülkeye girişine izin verildi. Ancak ekonomik dönüşüm beklenen istikrarı hemen sağlayamadı. 1993 ve 1994 yıllarında gerçekleşen yüksek oranlı devalüasyonlar ekonomiyi ciddi biçimde sarstı. 1995’te yaşanan kuraklık da tarımsal üretimi olumsuz etkileyerek krizi derinleştirdi. 

Chiluba’nın ardından 2001 yılında MMD’den Levy Mwanawasa cumhurbaşkanı oldu. Mwanawasa özelleştirme politikalarını sürdürdü ve özellikle bakır sektöründe yabancı yatırımlara izin verdi. Konkola Bakır Madenleri’nin 2006 yılında ABD merkezli bir şirkete satılması bu politikanın önemli örneklerinden biriydi. Ayrıca Livingstone kentinin turizm merkezi haline getirilmesi için çalışmalar yürütüldü. Mwanawasa’nın 2008’de hayatını kaybetmesinin ardından Rupiah Banda cumhurbaşkanı oldu. Banda yolsuzlukla mücadele etmeye ve Zambiya’nın Afrika ülkeleriyle ilişkilerini geliştirmeye çalıştı ancak 2011 seçimlerinde Michael Sata karşısında yenildi. 

Eski Zambiya Cumhurbaşkanı Michael Sata

Michael Sata’nın iktidarı döneminde Zambiya Çin yatırımlarına daha fazla açıldı. Bununla birlikte Sata Kaunda dönemindeki millileştirme anlayışını kısmen yeniden gündeme getirdi. Yabancı şirketlerin Zambiyalı ortaklara hisse vermesini talep etti ve bakır madenlerinde çalışan işçilerin ücretlerinin yükseltilmesine yönelik politikalar uyguladı. Sata’nın 2014’te ölümünden sonra Guy Scott kısa süreliğine cumhurbaşkanlığı görevini üstlendi. Scott apartheid sonrası Sahraaltı Afrika’da görev yapan ilk beyaz cumhurbaşkanı oldu. Daha sonra yapılan seçimlerde Edgar Lungu cumhurbaşkanı seçildi. 

Lungu döneminde ekonomik sorunlar, işsizlik ve borçlanma önemli meseleler durumuna geldi. Enflasyonun yüksek seviyelerde seyretmesi ve ekonomik büyümenin yetersiz kalması hükümeti Çin’den daha fazla borç almaya yöneltti. İşsizlik nedeniyle yabancı işçilere yönelik tepkinin artması toplumsal çatışmalara da yol açtı. Lungu 2021 seçimlerinde Birleşik Ulusal Kalkınma Partisi’nin lideri Hakainde Hichilema karşısında yenilerek görevini bıraktı. 

Hichilema’nın iktidara gelmesiyle Zambiya’da yeni bir siyasi dönem başladı. Ancak yeni yönetimin karşılaştığı en büyük sorun önceki dönemlerden devralınan ekonomik kriz ve yüksek kamu borcu oldu. Kamu borcunun milli gelire oranının çok yüksek seviyelere ulaşması, ülkenin ekonomik hareket alanını daralttı. Aynı zamanda kişi başına düşen gelir geriledi ve Zambiya para birimi kwachanın değer kaybetmesi nedeniyle ithal ürünlerin maliyeti arttı. Hichilema yönetimi bu sorunları aşmak için IMF ile görüşerek ekonomik destek ve borç yapılandırması arayışına girdi. Ve görülen o ki, ülkede ekonomi kötüye gittikçe Hichilema Kaunda günlerine geri dönerek iktidarı korumaya çalışmaya başladı. 2026 seçimlerini de kazanan Hichilema bunu şimdilik başarmış görünüyor. Ancak ciddiye alması gereken çok ciddi bir demokrasi krizi de yaşanıyor. Seçim çalışmaları sırasında Hichilema’ya karşıtlığıyla bilinen eski kabine üyesi Mututwe Kafwaya’nın seçimden bir gün sonra öldürülmesi ve Mundubile yanlısı 11 kişinin tutuklanması Hichilema’nın meşruiyetini fazlasıyla sarsıyor ve halka korku veriyor. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.