Suudi Arabistan-BAE Rekabetinde Yemen İçin En İyi Çıkış Yolu

Araştırmacı Anwar Qasem Alkhudhari, Suudi Arabistan–BAE rekabeti ekseninde Yemen’de Güney Geçiş Konseyi’nin yükselişini ve bunun ülkenin geleceğine etkilerini Fokus+ için kaleme aldı.
Anwar-Qasem-Alkhudhari
suudi-arabistan-bae-rekabetinde-yemen-icin-en-iyi-cikis-yolu.jpg

30.12.2025 - 13:47  |  Son Güncellenme:  30.12.2025 - 13:56

Suudi Arabistan’ın gerilimi azaltma ve çatışmaya çözüm bulma yönündeki çağrılarına rağmen, Yemen’deki Güney Geçiş Konseyi’nin (GGK) Hadramevt ve Mehra vilayetlerini ele geçirmesi hakkındaki anlaşmazlık sürüyor.  

Güney Geçiş Konseyi, son dönemde meşru Yemen hükümetine bağlı Savunma Bakanlığı’na ait Birinci Askeri Bölge’yi sahadan tasfiye etmesi ve Suudi Arabistan’a yakınlığıyla bilinen, Amr bin Habriş liderliğindeki Hadramut Aşiretler İttifakı’nın bölgedeki etkisini kırmasının ardından, doğu vilayetlerini kendi denetimi altında tutma konusundaki ısrarına devam ediyor.  

Bu çerçevede Güney Geçiş Konseyi, halihazırda askeri, güvenlik ve aşiret düzeyinde varlığını güçlendirirken, 2015’ten bu yana Yemen konusuna ilişkin net bir Suudi politikasının bulunmamasının yarattığı boşluktan da faydalanarak sahadaki etkisini genişletiyor.  

Güney Geçiş Konseyi Yönetimi

Kuruluşundan bu yana Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) tarafından desteklenen ve finanse edilen Güney Geçiş Konseyi, bölgedeki nüfuzunu pekiştirmeyi sürdürüyor.  

Öte yandan Suudi Arabistan liderliğindeki Arap Koalisyonu’nun 2018 yılından bu yana ilan ettiği kurtarma operasyonunun fiilen donma noktasına gelmesi, sahada Suudi Arabistan ve BAE tarafından desteklenen güçler arasında azami kazanım elde etmeye dönük bir rekabet ortamı doğurmuş durumda.  

Buna paralel olarak tüm göstergeler, uluslararası toplumun uzlaşıya dayalı bir siyasi çözüme yönelme baskıları nedeniyle Sana’nın askeri yollarla kurtarılması giderek daha uzak bir ihtimal haline geldiğine işaret ediyor.  

Özellikle kuruluşundan bu yana ayrılıkçı bir hedef belirleyen Güney Geçiş Konseyi’nin, Birleşmiş Milletler (BM) himayesinde yürütülmesi muhtemel müzakerelerde meşru hükümetten bağımsız bir taraf olarak varlığını güçlendirerek, siyasi bir çözümün parçası olarak ayrılmayı hedeflediği için bu durum önem kazanıyor.  

Güney Geçiş Konseyi ve içeride onu destekleyen Yemen Sosyalist Partisi gibi diğer güçler, ayrılığın bir daha tekrarlanmayacak bir fırsat olduğu ve BAE’nin bu projeye bölgesel bir güç olarak varlığının ek bir imkan sunduğu görüşünde.   

Nitekim BAE, 1994 yılında ayrılığı destekleyen ülkeler arasında yer almıştı. Sahada kendisine bağlı güçlerin varlığı sayesinde de güneyin kuzeyden ayrılmasına yönelik hedefini halen sürdürüyor.  

Bu süreçte Suudi Arabistan, meşru Yemen yönetimine, ulusal orduya ve “Arap Koalisyonu” içindeki ona yakın ulusal güçlere destek konusunda temkinli ve tereddütlü bir tutum sergilerken, Abu Dabi koalisyona katıldığı ilk günden itibaren siyasi, toplumsal ve partizan güçlere yatırım yaparak, bağlarını sağlamlaştırdı.  

Saha raporları, BAE’nin Güney Geçiş Konseyi ve ona bağlı silahlı güçleri düzenli ve kesintisiz biçimde desteklemeyi ve finanse etmeyi sürdürdüğünü ve onlara ulusal ordu maaşlarının çok üzerinde maaşlar ödediğini gösteriyor.  

Bu durum, güneyli birçok gencin meşru yönetime bağlı askeri ve güvenlik kurumlarında görev yapmak yerine, Güney Geçiş Konseyi güçlerine katılmasına yol açtı.  

Öte yandan Suudi Arabistan’ın “Müslüman Kardeşler” olarak nitelediği yapılara karşı yarattığı düşmanlık ve genel olarak İslamcı hareketlere yönelik güvensizliği, BAE’nin bu alanda daha etkin rol almasına zemin hazırladı.  

Abu Dabi, Müslüman Kardeşler karşıtı çizgisiyle bilinen selefi “Camiyye/Medhali” akımıyla ilişkilerini derinleştirerek bu yapıyı kendi ajandaları doğrultusunda kullanmaya yöneldi.  

Rekabet ve Yemen politikası 

Dahi Halfan, Enver Gargaş ve Abdullah Abdulhalik gibi, Abu Dabi yönetiminin yönelimlerini yansıtan bazı BAE'li yetkililerin X platformunda paylaştığı mesajlar, meşru yönetimi güçlendirmekte başarısız olan, kurtarma projesini akamete uğratan ve izlediği net ve anlaşılır olmayan politikalar nedeniyle birçok müttefikini kaybeden Suudi politikasına yönelik açık bir meydan okumayı ortaya koydu.  

Yemen’in güneyi ile kuzeyi

Söz konusu paylaşımlar, Yemen’in güney ile kuzeyi arasındaki bağların koparılmasına ve inisiyatifin Riyad’ın elinden alınmasına yönelik gerçek bir BAE iradesini yansıttı.  

Zira ayrılığın ilan edilmesi, Yemen’de Suudi politikasının arkasında durduğu meşruiyetin ortadan kaldırılması anlamına gelecek.  

Sahadaki fiili durum ise bu paylaşımların, Güney Geçiş Konseyi liderlik ve kadrolarının gerek meşru yapı içindeki varlıkları gerekse sivil, halk ve dış alandaki açıklama ve hareketleriyle örtüştüğünü teyit ediyor.  

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı’nın güneydeki duruma ilişkin yayımladığı son açıklamasında ise, Güney Geçiş Konseyi’nin tek taraflı eylemlerinden vazgeçmesi, önceki pozisyonlarına dönmesi, doğu vilayetlerinden çekilmesi ve Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi’nin temsil ettiği meşruiyete bağlı kalması talep edildi.  

Ancak bu açıklama, bu talebin ardından ne olacağına dair bir vizyon eksikliğini ortaya koydu.  

Zira Güney Geçiş Konseyi’nin 2 Aralık öncesindeki duruma dönmesi, Yemen’deki tüm aktörler açısından sürecin yeniden askıya alınması ve belirsiz bir tabloya geri dönülmesi anlamına geliyor.  

Diğer yandan, Güney Geçiş Konseyi’nin Suudi Arabistan’ın açıklamasına verdiği yanıt ise söylem açısından diplomatik olsa da eylemleriyle çelişkiliydi.  

Sahada Güney Geçiş Konseyi, Hadramevt ve Mehra vilayetlerindeki askeri ve güvenlik açısından varlığını güçlendirmeyi sürdürüyor.  

Buna paralel olarak, Yemen’in meşru yönetimine yönelik söyleminin tonunu yükseltirken, Suudi Arabistan’ı doğrudan hedef alan bir dil kullanmaktan ise kaçınıyor.  

Güney Geçiş Konseyi’nin 2 Aralık’tan bu yana, BAE’nin onayıyla Hadramevt ve Mehra vilayetlerine doğru genişleyerek askeri kamplar, güvenlik noktaları, resmi kurumlar ve Yemen’in komşu ülkelerle olan sınır kapıları üzerinde fiili denetim kurması, güney için bağımsızlık vaatleri vermesi ve diğer aktörlerle gerilimi tırmandırması, geri adım atmasına izin vermeyecektir.  

Zira böyle bir geri adım, Güney Geçiş Konseyi açısından hem iç dengeler hem de tabanı ve toplumsal desteği bakımından ağır sonuçlar doğurabilir.  

BAE’nin desteği sürdüğü sürece, Mısır, Türkiye gibi Suudi Arabistan’ın taleplerine destek veren ülkelerin tutumlarına bakmaksızın, Güney Geçiş Konseyi, Suudi Arabistan ile bağlarını koparmadan veya Yemen’in meşruiyeti ve yerleşik ilkeleri çerçevesinde müzakere etmeden, sahadaki varlığını sürdürecek ve kazanımlarını koruyacaktır.  

Özellikle Riyad, Güney Geçiş Konseyi’nin gerilimi tırmandırması durumunda güney cephesinde yeni bir askeri çatışmaya girmeye istekli görünmüyor. Bu da fiilen sahayı kontrol eden Güney Geçiş Konseyi’nin elini daha da güçlendiriyor.  

Suudi Arabistan için geriye kalan tek seçenek, Yemen’in meşru yönetimini korumak ve desteklemek, uluslararası alanda tanınan meşru bir otorite olarak etkinliğini yeniden tesis etmek ve Arap Koalisyonu’nun ilan bildirgesinde ve “Kararlılık Fırtınası” operasyonunda açıklanan hedeflere ulaşmaktır.  

Zira bu, Suudi Arabistan’ın o dönemde böylesi bir yönelimin taşıdığı riskleri yeterince dikkate almadan verdiği destek sayesinde, Güney Geçiş Konseyi’nin Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi düzeyinde, iktidar yapısı, güç dengeleri ve sahadaki fiili kontrol alanlarında ileri mevziler kazanma kapasitesine sahip olduğu bir ortamda, dayanabileceği tek dayanak niteliğindedir. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.