Suriye’nin Yeniden Doğuşunda Türkiye Etkisi 

Gazeteci Ali Asmar, Suriye’nin Ahmed Şara liderliğinde başladığı yeni geçiş sürecinde Türkiye’nin diplomatik, güvenlik ve ekonomik alanlarda oynadığı kritik rolü Fokus+ için kaleme aldı. 
Ali Asmar
suriye-nin-yeniden-dogusunda-turkiye-etkisi.jpg

04.12.2025 - 17:37  |  Son Güncellenme:  04.12.2025 - 17:40

Türkiye Suriye ilişkileri, son on yılda görülmemiş bir dönüm noktasından geçiyor. Eski rejimin kapanıp Suriye’nin Ahmed Şara liderliğindeki geçiş sürecine girmesiyle birlikte ülke yeni bir siyasi evreye adım attı. Bana göre Ankara, Suriye’deki bu dönüşümü oldukça hızlı okuyarak bunu bölgesel istikrarı yeniden inşa etmek adına tarihî bir fırsat olarak değerlendirdi. Nitekim Türkiye’nin, değişimin ilk günlerinden itibaren Şam’daki yeni otoriteyle eşgüdümü hızla başlatması ister diplomatik ilişkilerin yeniden canlandırılması ister yeni hükümete sahada verilen doğrudan destek olsun, bu erken farkındalığın bir yansıması niteliğindeydi. 

Siyasi düzlemde Türkiye, yeni Suriye yönetimine en açık kapı bırakan bölgesel aktör olarak öne çıktı. 2024’ün sonlarına doğru Şam’daki büyükelçiliğin yeniden faaliyete geçmesi ve ardından 2025’in başında Cumhurbaşkanı Şara’nın Ankara’da ağırlanması, bana göre Türkiye’nin geçiş hükümetinin meşruiyetini hem uluslararası hem Arap dünyası nezdinde pekiştirme arzusunu açıkça gösteriyordu.  

Türkiye aynı zamanda Suriye’nin dış izolasyonunun kaldırılması için de başat rol üstlendi. Ekonomik toparlanmayı engelleyen yaptırımların kaldırılmasına yönelik resmi çağrılar, bölgedeki etkili Arap başkentleriyle yürütülen diplomatik temaslar ve Şara’nın 2025 BM Genel Kurulu’na katılımı öncesinde gerçekleşen yoğun diplomasi trafiği bu yaklaşımın pratik yansımalarıydı. Yıl sonunda ABD’ye yapılan ziyareti kolaylaştıran örtülü temaslar ise bu politikanın başka bir ayağıydı. Kanımca Ankara, bu süreçle dünyaya Suriye dosyasında çatışmanın değil çözümün parçası olduğunu göstermek istedi. 

Askeri ve güvenlik boyutunda da Türkiye, siyasi desteği aşan adımlar attı ve yeni hükümetin kapasitesini güçlendirmeye dönük somut katkılar sundu. 2025 yazında güneyde yaşanan şiddetli huzursuzlukların ardından Şam’ın resmi talebi üzerine, Türkiye askeri eğitim, teknik danışmanlık ve yeniden yapılanma desteğini hızlıca devreye aldı. Bana kalırsa Ankara, bu talepte Suriye’ye yönelik yeni bir güvenlik yaklaşımını pekiştirme fırsatı gördü: Suriye’nin iç ve dış tehditlerle mücadelesini desteklemek, buna karşılık ülkenin yeniden Türkiye için bir güvenlik riski haline gelmesini engellemek.  

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan

Bu çerçevede Türkiye, Demokratik Suriye Güçleri’nin ulusal orduya entegrasyonunu teşvik ederken, her türlü ayrılıkçı eğilime karşı da kırmızı çizgilerini net biçimde hatırlattı. Benim gözümde bu ikili yaklaşım Suriye ordusunun güçlendirilmesi ve Türkiye’nin güvenlik hassasiyetlerine titizlikle uyulması Ankara’yı sahadaki istikrar sürecinin fiilî garantörü konumuna taşıdı. 

Teknik alan ve altyapı başlığında Türkiye, savaşın ağır tahrip ettiği kritik hizmetlerin yeniden işler hale gelmesinde belirleyici bir rol üstlendi. Kuzey bölgelerindeki elektrik ve su şebekelerinin onarımı için Türkiye’den mühendislik ekiplerinin hızla gönderilmesi, ardından bazı kentlerin geçici olarak Türkiye’den sağlanan elektrikle beslenmeye başlaması bu desteğin ilk aşamalarıydı.  

Ortak teknik ekipler daha sonra elektrik santrallerinden karayollarına, iç ulaşım ağlarından köprülere kadar uzanan kapsamlı bir altyapı master planı hazırladı. Türkiye’nin Suriye’yi bölgesel enerji ağına entegre etmeye dönük adımlar atması ve Şam havalimanının yenilenmesi gibi stratejik projelere katkı sunması da bana göre Ankara’nın Suriye’yi Doğu Akdeniz’de bir lojistik ortak olarak gördüğünü, sadece yardıma muhtaç bir komşu olarak değerlendirmediğini ortaya koyuyor. 

Ekonomik alanda iki ülke arasındaki ticaret hacminin hızlı biçimde artması, özellikle 2025’in ilk aylarında Suriye’nin temel ihtiyaçlarında Türkiye’ye yönelmesi, yeni dönemin en somut göstergelerinden biri oldu. Suriye pazarının inşaat malzemesi ve temel tüketim ürünlerine uygun fiyatlarla erişim ihtiyacı, Türk ihracatında ciddi bir yükseliş doğurdu.

Benim kanaatime göre Ankara, Suriye’nin yeniden inşasında ekonomik bir fırsat gördüğü kadar, Suriye ekonomisinin toparlanmasının kalıcı istikrarın ön koşulu olduğunun farkındaydı. Bu nedenle Türkiye, Körfez ülkeleriyle birlikte Suriye’nin altyapısına yönelik büyük yatırım paketlerini şekillendirdi, Türk şirketleri ise yollar, köprüler ve konut alanlarında yeniden imar projelerinde aktif rol aldı. İki ülke arasında kurulan ortak ekonomik konsey ve kapsamlı bir ekonomik ortaklık anlaşmasına yönelik müzakereler, uzun vadeli entegrasyon hedefinin işaretleri olarak öne çıkıyor. Güvenlik ortamındaki iyileşmenin etkisiyle Türkiye’deki yüz binlerce Suriyelinin kademeli dönüşü ise bu dönemin sosyal-ekonomik tamamlayıcısı haline geldi. 

Kültürel ve toplumsal alanda Türkiye, iki halk arasındaki bağları onarmaya yönelik yumuşak güç araçlarını etkin biçimde kullandı. Yunus Emre Enstitüsü’nün Şam’daki faaliyetlerine yeniden başlaması, TİKA’nın insani ve eğitim alanındaki projelerini genişletmesi ve Suriye’nin tarihi mirasına ait sembolik değer taşıyan eserlerin restorasyonuna katkı sunması bu yaklaşımın parçasıydı. 

Türk eğitim kurumlarının açtığı mesleki eğitim programları ise genç Suriyelilerin geleceğine yönelik stratejik bir yatırım şeklinde değerlendirilebilir. Türkiye’de yıllarca yaşamış Suriyeli topluluğun yarattığı kültürel köprü de bugün yeniden inşa sürecinin önemli bir toplumsal dayanağına dönüştü. 

Sonuç olarak bana göre c Elbette SDG dosyası gibi zorlu konular ya da dış aktörlerin olası müdahaleleri denklemi zaman zaman zorlayabilir. Ancak mevcut eğilim, iki başkent arasındaki siyasi iradenin bu engelleri aşmaya yetecek kadar güçlü olduğu yönünde. Eğer mevcut ivme korunursa, bölgenin jeopolitik haritasını istikrar ve bütünleşme yönünde ciddi biçimde değiştirecek yeni bir dönemin eşiğinde olduğumuzu düşünüyorum. 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.