Suriye’nin Geleceği: PKK/YPG’ye Karşı Yönetimin Planı Ne?
20.02.2025 - 16:24 | Son Güncellenme: 20.02.2025 - 16:27
Devrim hareketlerinin başlangıcından bugüne Suriye çeşitli merhalelerden geçmiştir. Muhaliflerle rejim arasındaki savaşta PKK/YPG, kendine alan bularak genişleme siyaseti izlese de ‘Rojava’ olarak adlandırdığı sınırların dahi çok ötesine geçmiştir. ABD’nin DEAŞ ile mücadele başlığı altında PKK/YPG’ye sağladığı bu alan, muhaliflerle rejim arasındaki savaş merkeze alındığında ikincil bir konumda yer alıyordu. Rejimin devrildiği ‘Saldırganlığı Caydırma Operasyonu’na kadar da bu durum, TSK ile SMO’nun düzenlediği müşterek harekatlar hariç tutulduğunda, bu haliyle devam etti.
8 Aralık’ta rejimin devrilmesiyle neticelenen Saldırganlığı Caydırma Operasyonu’yla birlikte de Suriye’de tüm ezberlerin bozulduğu yeni bir dönem başladı. Ahmed eş-Şara’nın geçiş döneminin Cumhurbaşkanı olarak belirdiği ilk günlerden itibaren başta Türkiye kamuoyu olmak üzere Suriye’nin gündemi de PKK/YPG varlığına odağını çevirdi.
Esasen yeni Suriye yönetimi, tüm önceliğini yaptırımların kaldırılmasına ve dolayısıyla kalkınmaya odaklasa da ülkenin genelinde kontrolü ele almayı da hedefliyor. Bu süreçte acele etmediği gibi, kontrol edilen mevcut sahalarda güvenlik operasyonlarını sürdürüyor. Başta Lazkiye, Tartus ve kırsalı olmak üzere rejim kalıntılarına karşı sürdürülen operasyonlarla mevcut otoritenin iktidarı sağlamlaştırılıyor.
Gözden Kaçmasın
Bunun yanında yaptırımların kaldırılması ve Ahmed eş-Şara’nın cumhurbaşkanlığındaki yönetimin uluslararası tanınırlık elde etmesi için ABD’nin yeni yönetime yaklaşımı büyük önem taşıyor. ABD’de yeni Suriye’ye yaklaşımlar, taraflara göre değişkenlik gösterse de Başkan Trump, herhangi bir çatışmanın içinde yer almak istemiyor. Suriye’den çekilmeyi de sıklıkla dile getiren bir lider olarak, söz konusu opsiyonun planlamalarını da Pentagon’a yaptırıyor. Öte yandan Ahmed eş-Şara, ABD ile karşı karşıya gelmek istemediği gibi, uluslararası imajını da ‘çatışmacı’ bir aktör olarak konumlandırmaktan kaçınıyor. Bu nedenle SDG dosyasında diplomasi kanallarını sonuna kadar kullanmak istiyor.
YPG’nin son durumu
Odağımızı genel resme çevirdiğimizde, YPG’nin rejimin devrilmesiyle birlikte Suriye’de en büyük siyasi ve askeri zeminini kaybettiği ifade edilebilir. Bunun yanı sıra, birçok noktada YPG’yi koruması altına alan Rusya ve İran/rejim gibi aktörlerin artık sahada yer almayışı, örgütü özellikle Fırat Nehri’nin batısında bitme noktasına getirdi. Tel Rıfat ve Menbiç’i kısa sürede kaybetmeleri de bu durumu ortaya koydu.
Mevcut zorlu duruma paralel olarak SDG/YPG yetkilileri de kamuoyuna yönelik açıklamalarında tonu giderek düşürüyor. Federasyon/özerklik talepleri ve Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın seçilmesini tanımama yaklaşımları, bugün, Ahmed eş-Şara’yı tebrik etmeye ve federasyon/özerklik gibi istekleri dillendirmemeye kadar değişti. Hatta Mazlum Abdi, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’yı tebrik ettiği son açıklamasında ‘kendi’ bölgelerini de ziyaret etmeye çağırdı.
Şam hükümetiyle YPG/SDG arasındaki görüşmelerin seyrine baktığımızda, Mazlum Abdi’nin Kandil kadrolarının direktifinde süreci yönettiğini görebiliyoruz. Ahmed eş-Şara ile yapılan görüşmede varılan mutabakatın ardından Mazlum Abdi’nin anlaşmadan çekilmesi ve ardından Menbiç’te gerçekleştirilen terör saldırısı, Kandil’in müzakerelerin seyrine yön verdiği analizlerini güçlendirdi.
Son olarak SDG’nin sivil ayağı Suriye Demokratik Konseyi (SDK), SDG ve sözde Özerk Yönetim arasında yapılan toplantı neticesinde, Ebu Ömer el-İdlib’inin açıkladığı teklif aşağıda yer almaktadır:
• Askerî ve güvenlik kurumlarının entegrasyonu: Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve Özerk Yönetim’e bağlı güvenlik kurumlarının Suriye ordusunun yapısına entegre edilmesi kararlaştırıldı. Bu adımla, ulusal birliğin güçlendirilmesi ve ortak savunma kapasitesinin artırılması hedefleniyor.
• Sivil kurumların yeniden faaliyete geçirilmesi: Kuzey ve Doğu Suriye’de devlet kurumlarının yeniden etkin hale getirilmesi konusunda mutabakata varıldı. Böylece temel hizmetlerin sağlanması ve halkın yaşam standartlarının iyileştirilmesi amaçlanıyor.
• Yabancı savaşçıların bölgeden çekilmesi: SDG saflarında ve Kuzey ve Doğu Suriye genelinde bulunan yabancı savaşçıların bölgeden ayrılması gerektiği vurgulandı. Bu adım, ulusal egemenliği pekiştirmek ve güvenliği artırmak için atılan önemli bir adım olarak değerlendirildi.
• Suriye hükümeti ile koordinasyonun artırılması: Taraflar, Şam yönetimi ile düzenli toplantılar yapılması ve ulusal meselelerde iş birliğinin güçlendirilmesi konusunda anlaşmaya vardı.
• Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması: Ülkenin birliğinin korunması gerekliliği bir kez daha teyit edildi. Yerel güçlerin Suriye ordusuna katılması, ulusal savunmanın daha etkin hale gelmesini sağlayacak.
• Göçmen ve mültecilerin geri dönüşü: Yerinden edilmiş kişilerin ve mültecilerin kendi şehir ve köylerine dönmesini kolaylaştıracak adımlar atılması konusunda uzlaşı sağlandı. Geri dönenlerin yaşam koşullarının iyileştirilmesi için gerekli tedbirlerin alınacağı ifade edildi.
• Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’ya tebrik ve davet: Ahmed eş-Şara’nın cumhurbaşkanlığı görevine gelmesi nedeniyle kendisine tebrik mesajı iletilirken, Kuzey ve Doğu Suriye’ye resmi bir ziyaret gerçekleştirmesi için davet yapıldı. Bu ziyaretin, ilişkilerin daha da güçlendirilmesine katkı sağlayacağı belirtildi.
• Anlaşmanın uygulanmasına yönelik mekanizmalar: Tüm tarafların katılımıyla ortak komiteler oluşturularak, alınan kararların etkin bir şekilde uygulanmasını sağlayacak yol haritalarının hazırlanmasına karar verildi.
Söz konusu maddeler yalnızca Ömer el-İdlibi’nin sosyal medya adresinden paylaşılmış, diğer resmi yayın organlarında bu maddelere yer verilmemiştir. PKK/YPG, kendi tabanındaki ve kamuoyundaki tepkiyi ölçmek adına da bu yola başvurmuş olabilir. Bu noktadan hareketle PKK/YPG’nin müzakereleri yeniden canlandırmak adına bir çaba içerisinde olduğu söylenebilir.
Ancak teklifin içeriğine ve Ömer el-İdlibi’nin Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamaya baktığımızda, PKK/YPG’nin teklifinde yer alan Suriye Ordusu’na katılımda tek blok halinde yer almak istediğini görebiliriz. Şam’ın en başından beri olan tavrı ise blok katılımı kesinlikle reddetmektedir. Bunun yanında tüm askeri grupların silahlarını teslim etmesini ve Suriye Ordusu’nda yer almak istiyorsa, bireysel olarak katılım sağlamasını hedeflemektedir. Sonuç olarak bakıldığında, müzakerelerde derin görüş ayrılıklarının olduğu ve PKK/YPG’nin olabildiğince varlığını muhafaza etmeye çalıştığını müşahede etmeye devam ediyoruz. Ne Şam hükümeti ne de Türkiye, bu yaklaşımı kabul etmeyecektir.
Türkiye’nin Suriye politikası ve yaklaşımı
Türkiye'nin Suriye politikasında 8 Aralık itibarıyla köklü bir dönüşüm yaşanmış ve stratejik öncelikler yeniden şekillendirilmiştir. Daha önce PKK/YPG ile mücadele ve sığınmacıların geri dönüşünün sağlanması ekseninde ilerleyen politika, artık Suriye’nin yeniden egemen ve güçlü bir devlet kimliği kazanmasını hedefleyen daha kapsamlı bir çerçeveye evrilmiştir. Bu bağlamda, uluslararası alanda tanınan, güçlü ve merkezi bir hükümetin Şam’da yeniden tesis edilmesi, Türkiye’nin temel öncelikleri arasına girmiştir.
Özellikle 27 Kasım öncesi koşullar değerlendirildiğinde, sığınmacıların geri dönüşü açısından en rasyonel ve uygulanabilir çözümün ortaya çıktığı, aynı zamanda PKK/YPG ile mücadelede en elverişli siyasi ve askerî konjonktürün yakalandığı görülmektedir. Bu yeni yaklaşım, Türkiye'nin Suriye politikasını daha geniş ölçekli bir jeopolitik perspektife oturtarak bölgesel istikrarın sağlanmasına yönelik stratejik bir dönüşümü işaret etmektedir.
Türkiye, uzun yıllardır titizlikle inşa ettiği kaynağında terörle mücadele stratejisi ve Suriye halkıyla geliştirdiği müttefiklik ilişkileri çerçevesinde, stratejik hedeflerine ulaşma noktasında kritik bir eşiğe gelmiştir. YPG meselesi, Türkiye’nin Suriye politikasında tarihî fırsatlarla şekillenen ve çözülmeye en yakın konular arasında yer almaktadır.
Bu doğrultuda Türkiye’nin öncelikli hedefi, Şam yönetiminin güçlendirilmesini destekleyerek, Suriye'nin üniter devlet yapısının yeniden inşasına katkı sunmak olmalıdır. Bu stratejik yönelim, yalnızca Türkiye'nin güvenlik önceliklerini değil, aynı zamanda bölgesel istikrar ve sürdürülebilir barışın tesisini de doğrudan etkileyecek bir mahiyet arz etmektedir.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.