Suriye’deki Yeni Statükoda Türk Devletinin Rolü
02.12.2024 - 15:54 | Son Güncellenme: 10.03.2026 - 11:48
Suriye’de 2011’de başlayıp dış müdahale sonucu başarılı olamayan Arap Baharı küllerinden yeniden doğarak tekrar canlandı. Kuzeybatı Suriye’ye sıkışmış muhalif güçlerin 27 Kasım’da başlattıkları yeni dalga sonucu Halep’in tamamı, İdlib’in kalan kısımları ve Türkiye sınırına yakın olup YPG’nin kontrolünde olan Tel Rıfat gibi görece daha küçük yerleşim birimleri rejimden ve terör örgütlerinden kurtarıldı. Güneyde Hama şehrini kurtarmak için çatışmalar devam ediyor.
Muhaliflerin bir hafta önce başlattıkları operasyonun daha önceleri yapacağı ve fakat ertelendiği biliniyordu. Erteleme ile ilgili muhtelif sebepler var ama sebep ne olursa olsun son operasyonun Suriye’nin kaderini değiştireceği kesin gibi. Artık İdlib ve Halep’in rejimin eline geçmesi çok zor. Hatta diğer bazı şehirlerin de ele geçirilmesi sürpriz olmaz. Ayrıca Esed rejiminin ömrünün sonuna geldiği de söylenebilir. Şam’a sıkışmış rejimin bir darbe ile alaşağı olması kuvvetle muhtemeldir. Rejim hayatta kalsa bile muhaliflerle masaya oturmak zorunda kalması gerekecektir.
Şayet beklenmedik vakalarla karşılaşmazsak Suriye’de halkın rahatlayacağı bir döneme girdiğimizi söyleyebiliriz. Ne İran ne Hizbullah ne Rusya ne de rejim son durumu değiştirecek bir güce sahip değil. Dolayısıyla halkın yönetime dahil olduğu ve Esed’in görevi bıraktığı bir döneme girildiğini söyleyebiliriz. Tabi bu demek değildir ki Suriye’de sorunlar bitmiş olacak. Gerek Hizbullah ve YPG gibi terör örgütleri gerekse de müdahil olan dış güçlerin olup bitenleri öylece seyretmeyeceği aşikardır. Bir çıkar savaşının yaşandığı ülkede, sadece huzur içinde yaşamak isteyen halkın huzuru bulması zaman alacaktır. Dileriz ki sadece zaman alsın ve fakat yeni canlar almasın.

Devrim 2.0 ve Türkiye’nin rolü
Bir an için Devrim 2.0’ın başarılı olacağını farz edersek Arap Baharı’nın da tekrar canlanma emareleri gösterebileceğini söyleyebiliriz. Bu tartışmayı başka zamana bırakarak devam eden özgürlük operasyonunda Türkiye’nin rolüne geçelim. Çünkü Türkiye Devrim 2.0’a direk olmasa da arkadan destek vererek devrimin başarılı olması için çaba gösteren en büyük aktördür. Şayet son operasyona hiç destek vermese bile yine de en büyük aktördür. Özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptıklarının altının çizilmesi lazım.
Erdoğan Suriye’de devrimin başladığı 2011’den bu yana sivil halka kucak açtı. İlk başlarda sadece 100 bin Suriyeli için uygulanan açık kapı (sınır) politikası, savaşın şiddetinin artmasından sonra süresiz olarak uygulandı. Bazı dönemlerde ülkedeki Suriyeli sayısı 5 milyona dayandı. Bu kadar düzensiz göç nüfusu şehirlerin demografik yapısından belediye altyapılarına kadar birçok alanda olumsuz sonuçlar doğurdu. Başlarda Suriyelileri misafir olarak gören Türk halkı, misafirliğin uzamasından dolayı önce şikâyet etmeye, sonra da ırkçı grupların da tahrikiyle karşı gelmeye başladı.
Şikayetlerini sandığa da taşıyan halk, Erdoğan’ın partisi olan AK Parti’ye oy vermeyerek onu ve partisini cezalandırmaya çalıştı. Gerçekten de iktidar partisi göçmen sorunu yüzünden puan kaybetti ve kaybetmeye devam ediyor. İktidar çözüm olarak bazı göçmenleri geri göndermeye ve Suriyelilerin sosyal ve ticari alanlarını kısıtlamaya gitti. Sonuç olarak bazı göçmenler Suriye’ye dönerken diğer bir kısmı Avrupa’ya kaçak yollardan gitti. Ancak yine de Suriyeli göçmen nüfusu halen 3 milyon civarında.
Yurtiçinde tepkilere rağmen göçmenleri koruyan hükümet, Suriye içinde hem YPG terörünü engellemek hem de daha fazla göçün önüne geçmek için asker konuşlandırdı. Daha fazla göçe çare olarak kuzeybatıdaki İdlib şehri ile sınıra yakın kasabalarda güvenli alanlar oluşturularak Suriye’nin diğer bölgelerinden kaçan halkın güvenliği sağlandı.
Türk hükümeti bir yandan da İdlib bölgesinde yaşam mücadelesi veren halkı korumak için Özgür Suriye Ordusunu (ÖSO, yeni adıyla Suriye Milli Ordusu) eğitip organize etti. ÖSO rejim saldırılarına direnmenin yanı sıra Türkiye’nin terörle mücadelesine de destek verdi. Afrin, Tel Abyad, El-Bab ve Cerablus gibi şehirlerin PKK/YPG teröründen temizlenmesi için vekil bir örgüt olarak kullanılan ÖSO, aynı zamanda son Halep savaşında da aktif rol alarak üzerine düşeni yaptı.
Halep, Tel Rıfat ve geri alınan yerler
İşbu Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğindeki Türk hükümetinin vicdani ve stratejik politikaları sayesindedir ki muhalifler birkaç günde Halep’i, civar kasaba ve köyleri ve de PKK/YPG kontrolündeki Tel Rıfat’ı geri aldılar. Şayet Erdoğan, muhalefetin eleştirilerini dinleyip Suriye’ye karışmasaydı ne göç ne de terör sorunu çözülecekti. Ancak Erdoğan kendi siyasi kariyerindeki aşınmaya rağmen sabrederek hem Suriyeli göçmenleri korudu hem de son birkaç gündeki askeri başarının temellerinin atılmasına öncülük etti.

Halep’in düşmesiyle birlikte belki de göç sorunu da çözülmüş olacak. Çünkü Türkiye’de yerleşik birçok Suriyelinin geri dönmek istediği herkesin malumu. Ayrıca YPG de çok büyük bir darbe yiyerek Türkiye ile uğraşmaması gerektiğini öğrenmiş oldu. YPG tarafının bile Türkiye ile uzlaşmak için kapıyı çalması olasıdır.
Şayet bahsini yaptığımız ihtimaller kısmen veya tamamen gerçekleşirse bunun sebebi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın duruşu olacaktır. Erdoğan, günlük düşünmek yerine sorunların çözümünü bedel ödemesine rağmen zamana bıraktı. Ne zaman ki şartlar oluştu ve son barış eli de Esed tarafından geri çevrildi, son hamlesini yaparak Suriye’deki gidişatı tersine çevirdi.
Gerek Türk devleti gerekse de Cumhurbaşkanının bölgenin kaderine müdahale anlamında olan hamleleri her ne kadar Türk ve Suriye halkının lehine olsa da bundan hoşnut olmayan bölge ülkeleri ve büyük güçlerin karşı hamlelerde bulunması muhakkaktır. İran’ın, İsrail’in, ABD’nin ve Rusya’nın karşı hamlelerinin Devrim 2.0’ı engellemeye yönelik olacağını tahmin etmek zor değil.
Halep’te bir kazanan da Cumhurbaşkanı Erdoğan olabilir mi?
Öte yandan şimdilik bahsi geçmeyen ve fakat yakında çokça gündeme gelecek olan bazı Arap ülkelerinin tavrını da konuşmak gerekiyor. Bazı Arap ülkeleri her ne kadar başlarda Esed’e karşı halkı desteklemiş olsalar da daha sonra Esed’le yeniden barıştılar.
Türkiye’nin muhaliflere fiili olmasa bile dolaylı destek vererek Suriye’deki statükoyu değiştirmesi muhakkak ki yukarıda bahsi geçen ülkelerin hoşuna gitmeyecektir. İlgili ülkelerle ilişkiler yeniden bozulur mu şimdilik belli değil ama ilişkileri kısmen de olsa olumsuz etkilemesi beklenebilir.
Ancak her şeye rağmen Erdoğan liderliğindeki Türkiye’nin Halep’in düşmesiyle birlikte iç siyasette ve dış politikada büyük bir başarı yakaladığı söylenebilir. Özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kararlarından geri adım atmaması onun hanesine büyük bir “pekiyi” olarak geçecektir. Bugüne kadar Suriye’deki iç savaş yüzünden siyaseten hırpalanan Erdoğan’ın önümüzdeki dönemde daha rahat etmesi gerek Türk gerekse de Suriye halkının gönlünde yeniden taht kurması beklenebilir. Dolayısıyla Suriye’deki müspet gelişmeler Türk siyasetinde Erdoğan lehine olacak gelişmelerin de ateşleyicisi olacaktır. Halep’te bir kazanan da Cumhurbaşkanı Erdoğan’dır diyebiliriz.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.