Sürgünün Gözünden Vatan: Mürid Barguti’nin Gözünden İşgal
09.05.2025 - 15:06 | Son Güncellenme: 04.09.2025 - 16:22
Filistinli şair Mürid Barguti’nin Ramallah'ı Gördüm (رأيت رام الله, Şairin Filistini, Küre Yayınları, 2023) adlı eseri, sadece bir sürgünün vatanına dönüş hikâyesi değil, aynı zamanda İsrail işgalinin çıplak gerçeğine tutulan yakıcı bir ışıktır. Barguti’nin 1996 yılında, 30 yıllık zorunlu ayrılığın ardından Oslo Anlaşması’nın sağladığı kısmi imkânlarla Batı Şeria’ya; doğduğu topraklara dönüşü, ona işgali en temel, en yıkıcı hâliyle tanımlama fırsatı vermiştir. Bu tanım, alışılagelmiş işgal anlatılarının ötesine geçer ve Barguti’ye göre işgalin en vurucu veçhesi şudur: Geleceğin çalınması.
İşgalin ilk yüzleşmesi: Bayraklar, kontrol noktaları ve kasvet

Barguti’nin işgalle ilk yüzleşmesi, Filistin topraklarına girerken gördüğü İsrail bayrakları ve kontrol noktalarıyladır. Bu manzara onda kabullenemediği bir kasvet ve tamamlanmayı reddeden bir emniyet duygusu oluşturur.
Yerleşimlerden ve kontrol noktalarından bahsederken hissettiği bu sürekli geçicilik duygusu, Oslo süreciyle dahi tam olarak şekillenmemiş, geleceği belirsiz Filistin devleti beklentilerine dair derin şüpheler doğurur.
Ancak işgal, Barguti için sadece fiziki bir engel, bir kısıtlama yığını değildir. İşgalin en temel tanımı, insanın kendi iradesiyle iş yapmasını ve varlık bulmasını engellemesidir. Bu, hayatın en mahrem ve kamusal alanlarına nüfuz eden bir tahakkümdür:
“Özleme, öfkeye, arzuya ve sokakta yürümeye musallat olur. Herhangi bir yere gitmenize ve oradan geri dönmenize karışır, markete, hastanenin acil servisine, kumsala, yatak odasına ya da uzak bir başkente.”
Geleceğin gaspı ve gelişimin bilinçli olarak engellenmesi
İşgalin cürmü, sadece geleceği çalmakla kalmaz, aynı zamanda geçmişi de gasp eder. Sürgünde büyüyen nesiller için işgal, “rengini, kokusunu ve tınısını tahattur edecekleri bir vatanı, onlara ait olan o ilk mekânı olmayan nesiller oluşturdu. Öyle ki, hatırlayacakları bir çocukluk yatakları yok.”
İşgalin neden olduğu bir diğer temel his ise kuşatılmışlık ve güvensizliktir. Bu durum, Filistinlileri “meçhul sevgiliye âşık nesiller” hâline getirmiştir:
“Uzak, çetrefil, muhafızlarla, surlarla, nükleer füzelerle ve katıksız bir terörle çevrilmiş bir sevgili.”
Barguti’ye göre işgal, aynı zamanda gelişmeyi önleyen en büyük faktördür. Vatanların insanların zihninde sadece sembollere dönüşmesi, “bütün işgallerin işine geliyor.” İşgal, Filistin köylerinin geliştirilmesine, şehirlerin çağdaş özellikler kazanmasına asla izin vermemektedir.
Geleneksel olarak işgalin dışa yansıyan ve medyada yer bulan veçheleri yıkım, ölüm, toprak gaspları ve ilhak gibi uygulamalardır. Ancak Barguti, işgallerin en önemli sonuçlarının gelecek üzerindeki tahakkümleri olduğunu vurgular. Ona göre, bu yıkım ve ölümlerin asıl amacı, yerli neslin olası geleceğini çalmak veya çok ileri bir tarihe ertelemektir. Kendi geleceklerini inşa etme peşinde koşan işgalci güçlerin en belirgin özelliği, yerlilerin kendi geleceklerini gerçekleştirmelerini engel olmaktır.
Dünün fırınlarından yarının icadına uzaklık
Barguti’nin işgal veçhelerine dair odak noktası doğası gereği gelecektir. İşgal, Filistinlileri “eski olanla kalakalmak zorunda bıraktı.” İşgalin asıl “cürüm”ü budur:
“Dünün kil fırınlarından bizi yoksun etmedi, fakat yarın icat edebileceğimiz şeylerin gizeminden yoksun bıraktı.”
İşgal, Filistinlilerin daha iyi bir geleceğe doğru ilerlemelerini ve bunun için kendi mücadelelerini vermelerini engellemiştir. Bu, bir neslin iradesinin kırılması, kendi geleceğini şekillendirme kudretinin elinden alınmasıdır.
Filistinlilerin işgalden nefret etmesinin temel nedeni şuydu:
“Bizi şehirlerimizin, toplumumuzun ve hayatımızın gelişmesini ve büyümesini durdurduğu için. İşgal yüzünden 1948’den bu yana nice yetenekler yok oldu, nice şehirler soldu gitti, nice evler bakımsız kaldı.”
Ramallah’ta açılabilecek kitapçı ve tiyatro salonlarının sayısı sorgulanır. İşgal, Filistin’in köylerini durağanlaştırmış, şehirlerini ise köye çevirmiştir. Barguti’nin ifadesiyle, Filistinlilerin arzusu dünle değil, gelecekle ilgilidir:
“Dünün tekrar elde etme derdinde değil, yarını bir sonraki güne doğru itme arzusuyla geleceği elde etme derdindeyiz.”

Filistin’in doğal gelişiminin bilinçli olarak engellenmesi, adeta İsrail’in kendi şehirlerine bir “taşra” üretme niyetini gösterir. İsrail bu engellemeyi sadece fiziki yıkımla değil, aynı zamanda Filistin tarihini yok ederek ve Filistinlileri insan dışılaştırarak yapmaya çalışmıştır.
Ehud Barak’ın İsrail’i, “balta girmemiş ormandaki villa” olarak tanımlaması ve Filistinlileri “orman” olarak görmesi, bu dehumanizasyonun çarpıcı bir örneğidir. İsrailli liderlerin Filistinlileri “bedevi,” “pire gibi üreyen insan dışı varlıklar” ve “doğal çevrenin nesneleri” gibi ifadelerle tanımlaması, kendilerini üstün bir medenileştirici konumuna yükseltme çabasıdır. Barguti bu söylemlere, “Yirminci yüzyılın Yahudileri kutsal kitaplarını hatırladıklarından beri bir bedevi hayatına mahkûm edildim ve ben bedevi değilim” diyerek karşı çıkar.
“Geleceğin çalınması” noktası, İsrail ve Filistin toplumlarının işgal gerçeği üzerinden karşılaştırılmasında en net şekilde görülür. Kudüs ve Tel Aviv gibi İsrail şehirleri, tanzimi, yeşilliği, fabrikaları ve üretimleriyle Avrupa’nın bir parçası gibi hızla ilerlerken, Filistinlilerin “geri gidiyor oluşundan emin olmak için ellerinden geleni artlarına koymamaktadırlar” şeklindeki ifadeleriyle bu fark açıkça ortaya konur.
Sonuç olarak, Mürid Barguti’nin Ramallah'ı Gördüm’deki gözlemleri ve analizleri, İsrail işgalinin sadece görünen fiziki şiddet ve kısıtlamaların çok ötesinde, Filistinlilerin varoluşunun en temel dinamiğini hedef aldığını ortaya koyar. İşgalin en büyük etkisi ve Barguti’nin en önemli tanımı şudur:
Filistinlilerin geleceğe dair tahayyüllerini, beklentilerini, hayallerini ve en önemlisi kendilerini gerçekleştirme arzularını yok etmek. İşgal, kelimenin tam anlamıyla bir neslin geleceğini çalmıştır.
Barguti’nin bu derinlikli tanımı, işgalin sadece toprak ve yaşam alanı meselesi olmadığını, aynı zamanda bir ulusun zaman ve potansiyelinin gasp edilmesi olduğunu çarpıcı bir şekilde gözler önüne sermektedir.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.