Sudan’ın BAE’ye Karşı UAD Davası: Soykırım Suçlaması ve Yansımaları
18.04.2025 - 17:44 | Son Güncellenme: 05.09.2025 - 10:09
Uluslararası Adalet Divanı, Sudan’ın, Birleşik Arap Emirlikleri’nin Hızlı Destek Kuvvetleri’ne verdiği destekle Batı Darfur’daki Masalit etnik grubuna karşı Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi kapsamındaki yükümlülüklerini ihlal ettiği gerekçesiyle dava açtığını açıkladı.
Sudan’ın, BAE hakkında yaptığı dava başvurusunun değerlendirildiği ilk duruşma 10 Nisan’da yapıldı. Sudan Adalet Bakan Vekili Muaviye Osman davaya ilişkin açıklamasında, “BAE’nin Hızlı Destek Kuvvetleri ve müttefiği olan milislere verdiği sürekli destek, öldürme, tecavüz ve zorla yerinden etme şeklinde kendini gösteren soykırımın temel nedeni olmaya devam ediyor” dedi.
BAE ise kendisine yöneltilen suçlamaları reddederek, bunları “kötü niyetli bir propaganda girişimi” olarak nitelendirdi ve bu iddiaları çürütmek için çaba göstereceğini belirtti.
Sudan’ın davasında yer alan suçlamalar çok ciddi. Modern çağda bir devlete karşı yapılabilecek en ciddi suçlama olabilir. Modern devletin temellerini tahrip eden bu suçlama, aynı zamanda bir dizi uluslararası etiketle damgalanmasına yol açabilir. Bu etiketleri silmek de çok fazla zaman ve kaynak gerektirir.
Davanın hukuki niteliği
Soykırım suçunun isnat edilmesi için 1948’de kabul edilen Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nde belirtilen bazı koşulların mevcut olması gerekiyor. Söz konusu sözleşmeye göre soykırım suçu, ulusal, etnik, ırksal veya dini bir gruba karşı tamamen veya kısmen yok etme niyetiyle suç eylemlerinde bulunmak anlamına geliyor.

Bu eylemler arasında “bir grubun üyelerini öldürmek, ciddi bedensel veya ruhsal zarar vermek, grubu tamamen veya kısmen yok etmeyi amaçlayan yaşam koşullarına kasten maruz bırakmak veya çocukları zorla başka bir gruba nakletmek” yer alıyor. UAD’de dava açma hakkı yalnızca devletlere ait. Bu nedenle davanın kabulü için iki devlet arasında açılmış olması gerekiyor.
Bu bağlamda Sudan, BAE’yi, Hızlı Destek Kuvvetleri tarafından 2023’ten bu yana, Sudan ve Çad arasında Darfur eyaletinde bulunan, Arap olmayan en ünlü kadim kabilelerden biri Masalit grubuna karşı işlenen soykırımın başlıca destekçisi olmakla suçladı.
Sudan’ın iddialarına göre bu etnik grup soykırım, cinayet, hırsızlık, tecavüz, zorla yerinden edilme, kamu malının tahrip edilmesi ve insan hakları ihlallerine maruz kaldı. Bu suçlamalarla dava, sözleşme uyarınca yasal koşullarını yerine getirdiği için UAD nezdinde kabul edildi ve ilk duruşma 10 Nisan’da yapıldı.
Sudan’ın talepleri ve BAE’nin argümanı
Sudan bu davayla mahkemeden, BAE tarafından yönetilen veya desteklenen herhangi bir düzensiz silahlı birliğin ya da kontrolün, yönetimi veya etkisi altındaki herhangi bir örgüt ve bireyin Masalit toplumuna karşı soykırım işlemesini engellemesini talep ediyor. BAE ise bu suçlamaları kesin bir dille reddederek, Hızlı Destek Kuvvetleri’ni silahlandırdığına dair iddiaları yalanlıyor.
BAE resmi haber ajansı WAM’a göre ilk duruşmaya katılan BAE Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler Bakan Yardımcısı Reem Ketait, davanın hiçbir olgusal temele dayanmaması nedeniyle derhal düşürülmesini talep etti. Sudan ise, mahkemenin davaya ilişkin nihai kararını beklerken BAE’ye karşı bazı geçici tedbirler alınmasını talep etti. Bu tedbirler arasında Hızlı Destek Kuvvetleri veya herhangi bir düzensiz silahlı güce silah temininin engellenmesi, soykırım eylemlerinde bulunulmaması ve bu konuda tahrik veya suç ortaklığından kaçınılması yer alıyor. BAE ise bu talepleri, bir propaganda taktiği ve Sudan ordusunun işlediği vahşetten dikkatleri uzaklaştırma girişimi olarak niteledi; UAD’ın “siyasi tiyatro yeri” olmadığını ve yanlış bilgi yaymak için kullanılmaması gerektiğini de ekledi.
Dava sonuçları
Sudan, BAE’ye karşı davayı, Güney Afrika’nın İsrail’e karşı açtığı benzer bir davanın UAD tarafından kabul edilmesi ve İsrail’in Gazze’deki soykırım eylemlerini engellemek için tüm önlemleri almasının zorunlu olduğuna hükmedilmesinden aylar sonra açtı. Sudan örneğinde de, Güney Afrika’nınkine benzer bir yol izlenebilir.

UAD’de bir davanın kabul edilmesi, başlı başına iddiaların kabul edildiğine veya iddiada yer alan olguların geçerliliğinin kabul edildiğine dair bir kanıt oluşturmaz. Ancak her iki tarafa da kendi beyanlarını ve delillerini sunma kapısını açar.
Bu bağlamda söz konusu davaya ilişkin üç olasılık bulunuyor. Bunlardan ilki, BAE’nin mahkûm edilmesi ve Sudan’ın sunduğu delillerin kabul edilmesidir. Bu durumda mahkeme mahkûmiyet kararı verir ve bu durumda Sudan’ın, UAD kararlarını uygulamaktan sorumlu organ olan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) başvurması gerekir. Böylece BAE’nin, Hızlı Destek Kuvvetleri’ne verdiği desteği durdurması ve bu desteğin yol açtığı zararlar için etkilenen kişilere ve Sudan hükümetine gerekli tazminatı ödemesi gerekir.
İkinci ihtimal ise Sudan hükümetinin güçlü delil sunamaması veya mahkemenin delillerle ikna olmaması durumunda davanın tamamen reddedilmesidir. Bu karar, Sudan hükümetinin BAE’yi delil olmaksızın suçlamasının “ahlaki bir kınaması” niteliğindedir.
Üçüncü ihtimal ise, BAE’nin savaşla bağlantısının diğer hususlar göz önünde bulundurulmaksızın ispat edilmesi suretiyle taleplerin kısmen kabul edilmesidir ki, bu durumda söz konusu husus hakkında karar verilir ve diğer talepler reddedilir.
Bu olasılıklar, UAD’deki benzer emsal kararlara bakıldığında, çözülmesinin yıllar alabileceği davanın maddi boyutuyla ilgilidir. Acil olan husus ise davayı görmeye devam etmesi ve delilleri kabul etmesi halinde UAD’ın BAE’ye uygulayabileceği geçici tedbirlerdir.
Eş zamanlı adım
Sudan eş zamanlı bir başka adımla, BAE hakkında UAD’de dava açmakla kalmayarak, birden fazla kurum nezdinde konuyu gündeme getirdi. Söz konusu suçlamalar, 5 Mart’ta Cenevre’de düzenlenen BM İnsan Hakları Konseyi toplantısında da ele alındı. Sudan’ın BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Hasan Hamid, toplantıda BAE’yi sert bir dille eleştirerek, ülkeyi “isyancı milislerin İnsan Hakları Konseyi’ndeki temsilcisi” olarak nitelendirdi.
Hamid ayrıca, BAE’nin Ramazan ayındaki ateşkes çağrılarını manipüle ederek milislere nefes alma fırsatı verdiğini ileri sürdü. Buna yanıt veren BAE temsilcisi ise, Sudan’daki insani durum konusunda derin endişe duyduklarını belirterek, BAE’nin ülkeye önemli miktarda insani yardım sağladığını vurguladı.
Önceki soruşturmalar
Geçtiğimiz yılın başlarında, dünyanın dört bir yanından onlarca insan hakları aktivisti ve araştırmacının katıldığı, “Sudan’daki soykırım” konusunda yapılan bağımsız soruşturmalarda, Hızlı Destek Kuvvetleri’nin Darfur’da soykırım işlemekten sorumlu olduğu sonucuna varıldı. Soruşturmada ayrıca Hızlı Destek Kuvvetleri’nin, BAE’den doğrudan askeri, mali ve diplomatik destek aldığı tespit edildi.
Bu iddia, BM Sudan Uzmanlar Paneli’nin, BAE’nin Hızlı Destek Kuvvetleri’ne ağır silahlar sağladığına dair güvenilir kanıtlar sunan raporuyla da destekleniyor. Öte yandan, ABD Kongresi’nin bazı üyelerinin, BAE’nin Hızlı Destek Kuvvetleri’ne verdiği askeri desteğin durdurulması gerektiği yönündeki açıklamalarında da aynı suçlamalar tekrarlandı.
Her halükârda Sudan’ın açtığı dava ve diğer girişimleri, ülkede yaşanan trajik bir gerçeği ortaya koyuyor. Bu soykırımın ve sınırı belli olmayan savaşın durdurulması için uluslararası müdahale gerekiyor. Ayrıca Sudan’ın içişlerine müdahil olan tüm ülkelerin, savaşı uzatarak soykırımı destekleyen eylemlerden vazgeçmeleri ve hem bugün hem de gelecekte tek kaybedenin Sudan halkı olduğu sıfır toplamlı bir savaşı sona erdirmeleri gerekiyor.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.