Soykırım Nasıl Tekrarlanabildi?
10.08.2026 - 11:40 | Son Güncellenme: 11.08.2026 - 11:02
"Srebrenitsa’yı unutmayın. Unutulan soykırım tekrarlanır." cümlesi büyük önder ve lider Aliya İzzetbegoviç’e atfedilir. Bosna-Hersek’te olmasa da soykırım maalesef tekrarlandı.
Peki, nasıl olur da Gazze’de 21. yüzyılda böylesine vahşi, kanlı ve insanlıktan yoksun soykırım mümkün olabildi, hem de canlı yayın olarak bütün dünyanın gözlerinin önünde?
Bu sorunun birbirini tamamlayan iki ayrı cevabı mevcut: Birincisi metodoloji ile alakalı "teknik" bir yorum, diğeri ise daha çok soykırımı işleyen "İsrail" ile alakalıdır.
Modernite ve Holokost kitabında ünlü sosyolog Zygmunt Bauman, soykırımı direkt işleyen, füzeyi fırlatan ya da mermiyi sıkan askerden çok, bunu mümkün kılan zihniyet, metodoloji ve bağlamı önemsemektedir.
Bauman’a göre, siyasi ve sosyolojik olarak soykırımın altyapısı ve "meşruiyeti" sağlandıktan sonra soykırımı işleyen er veya askerin yaptığı şey "rutin ve teknik" bir ayrıntıdan ibaret olarak kalır.
Peki, bu zemin nasıl hazırlanıyor? Bauman bize onun adımlarını kısaca şöyle özetliyor: Önce imha edilmesi istenen kitle "biz"den ayırıp ötekileştirilir, sonra bu "öteki" kötü olarak gösterilir, sonra bize "tehdit" olarak sunulur, sonra bütün kötülükler ona atfedilip "insanlık"tan çıkarılır ve en son imha kararı alan merci ona düşen "sorumluluğu" doğrultusunda "görevini ifa etmiş" olur. Bunu "başardıktan" sonra ise bu "kötü, tehlikeli ve insan olmayanları" öldürmek "teknik bir ayrıntı"dan daha fazla bir şey olmaz.
İsrail’in de genel olarak Filistinlilere ve özellikle Gazze’ye karşı yaptığı şey aslında tam da budur. Gazzeliler için "masum değil", "insansı hayvanlar", "terörü destekliyorlar" ve "yapılanı hak ediyorlar" gibi sıfatları yakıştırmak aslında tam da bu stratejinin anlatılan adımlarıydı.
İsrail’e dönecek olursak. Başında kendini "en son kral" olarak gören, "ilahi görev" üstlendiğini iddia eden, 7 Ekim 2023’teki başarısızlığını örtmeye çalışan ve kendi siyasi hayatının devamı için yargıdan kurtulmak üzere devamlı savaşı bir çözüm olarak gören, "Büyük İsrail"i slogandan projeye dönüştürmek isteyen ve onun için hiçbir suçtan imtina etmeyen Netanyahu var.
Fakat sorun sadece Netanyahu’da mı acaba? Değil.
Netanyahu’nun Savunma Bakanı Yisrael Katz, birkaç gün önce Gazze’nin %60-70’ini ve Lübnan’ın güneyinde onlarca köyü yıkmakla övünüp medyayı bu "başarı"yı göstermemekle suçladı.
Koalisyon ortağı (ve Ulusal Güvenlik Bakanı), İsrail’in kendi yasalarına göre bile onlarca terör suçu isnat edilen, tutsaklar için idam cezasının öncülüğünü yapan, uluslararası aktivistlere en incitici zorbalık, işkence ve küfürleri yönlendiren Ben-Gvir.
Diğer koalisyon ortağı (ve Maliye Bakanı) ise Batı Şeria’da yerleşim yerlerini genişletip Filistinlileri kendi şehir ve köylerinden kovma ve "transfer" politikasının "babası" olan, Gazze’ye su, gıda ve ilacın girmesine izin verilmemesi gerektiğini savunan Bezalel Smotrich.
Hükûmetin dışında, hatta üstünde, İsrail Devlet Başkanı İzak Herzog soykırımı teyit eder nitelikte, Gazze’deki sivil insanlar için "Masum değiller" ve "Hepsi 7 Ekim’den sorumlu" diyordu. Bir dönem Savunma Bakanlığı yapan, şimdi ise muhalefette bariz bir figür olan Yoav Gallant ise onlar için "insansı hayvanlar" gibi çirkin ve soykırımı meşrulaştıran bir benzetme yaparak insani yardımları hak etmediklerini savunuyordu.

Bu sadece bu dönemde iktidarda olanlarla sınırlı değil. İsrail ordusunda eski Harekât Dairesi Başkanı ve Gazze Gücü Başkanı olan emekli General Yisrael Ziv, Gazze’de kimsenin bırakılmamasını, herkesin sömürülmesini öneriyor. Medyaya konuşan birçok İsrailli subay da Gazzeli çocukların öldürülmesini "normal ve yapılması gereken" bir şey olarak savundu.
Toplum ise bütün bunları benimseyen, isteyen ve hatta zorlayan taraf. Onlarca yıldır sayı ve nüfuz olarak genişleyip iktidarın bir parçası olan "Dinî Milliyetçilik" akımı, 1948’de katliamlar ve etnik temizleme yöntemleriyle İsrail devleti kurulurken "tarihî yanlışlar" işlendiğini savunuyor ve bu yanlışlıkların düzeltilmesi gerektiğini öne sürüyor. Onlara göre düzeltilmesi gereken bu "yanlışlar", tarihî Filistin coğrafyasında, yani Gazze, Batı Şeria ve 1948 toprakları üzerinde bazı Filistinlilerin kalmasıdır; herkesin öldürülmemesi ve sömürülmemesidir.
Bütün toplumu temsil eden anketler de bunu açık bir şekilde yansıtıyor. Millî Güvenlik Araştırmaları Enstitüsünün (INSS) anketlerinde, Aralık 2023’te Gazze’ye yapılan saldırının desteği %78, 2024 yılında İran’a yapılan saldırının desteği %72, 2025’teki saldırının desteği %74,5, Mayıs 2026’da Lübnan’da Hizbullah’a karşı savaşı tırmandırmanın desteği %59 ve Lübnan güneyinde "kalıcı güvenlik şeridi" inşa etmenin desteği ise %57.
Nisan 2026’da İsrail Demokrasi Enstitüsü (IDI) tarafından yapılan ankette (soykırımı işleyen ve işlemeye devam eden) orduya olan güven ve desteğin %90 seviyesinde kaydedildiği görülüyor.
Özetle, sorun sadece Netanyahu değil, Netanyahu’nun aşırı sağcı hükûmeti değil; sorun İsrail’dir.
Gazze, Filistin, bölgemiz ve dünya için sorun; ideolojisi, düşünceleri ve siyasetleri, tarihi ve bugünü, ordusu, siyasi ve güvenlik eliti ve toplumuyla soykırımı planlayan, işleyen ve meşrulaştıran, siyaset ve hukuk bilmeyen, sadece güç ve yaptırımdan anlayan İsrail’dir.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.