Sosyal Medyada Kullanıcı Mıyız, Kullanılan Mı?
16.04.2025 - 11:59 | Son Güncellenme: 03.09.2025 - 17:05
Daha önce burada sosyal medya kullanımının dünyadaki ve ülkemizdeki nicelik boyutlarına ilişkin bir yazı kaleme almış ve bu yoğun ilişkinin tedirgin edici zihinsel etkileri üzerinde durmuştum. Bu ve bir sonraki yazıda meseleyi daha geniş bir çerçeveye oturtmak ve nazarları sosyal medyanın gündelik akışta çok da dikkatli bakmadığımız taraflarına çekmeye çalışacağım.
Bu yazılarda, hoşgörünüze sığınarak bolca veri kullanacağım, hatta bu yazılar özgün anlatımdan ziyade verilerin bir araya getirildiği ve kayıtlandığı yazılar olacak. Bunu yaparken beklentim sadece suyun üstündeki kısmını gördüğümüz bu koskoca buzdağının gerçek boyutlarını görünür kılabilmek. Dünyadaki birçok toplum gibi böyle bir farkındalıktan uzak olduğum kanaatini taşıyorum acizane. Hayatımızın neredeyse merkezine tereddütsüzce konumlandırdığımız bu sanal faaliyetlerin insana, hayata, hayatımıza ne yaptığına, bize ne getirip bizden ne götürdüğüne bir nebze de olsa dikkatleri çekebilirsem, bu benim için bir kazanç olacak.
Sözü uzatmadan verileri sıralamaya başlayayım:
Son araştırmalara göre bugün dünya nüfusunun yüzde 63,8’i bilfiil sosyal medya kullanıcısı. Yani gezegenimizdeki 8,2 milyar kişinin 5,2 milyar kişisi şu an aktif kullanıcı. Facebook’un yaklaşık 3,07 milyar, Youtube’un 2,7 milyar, Instagram’ın 2,35 milyar, WhatsApp’ın 2,4 milyar, TikTok’un 1,6 milyar ve yeni adıyla X’in (Twitter) 611 milyon aylık aktif kullanıcısı var.
Bu tabloya göre, dünyadaki sosyal medya kullanıcılarının, 4,8 milyar kişiyle dünyanın en çok nüfusa sahip kıtası olan Asya’dan daha kalabalık bir sosyal medya kıtası teşekkül ettirdiğini söyleyebiliriz. Üstelik herhangi bir kıtadaki insanların aralarındaki sosyal, siyasal, tarihsel ve kültürel farklılıkların asgariye indiği çok daha ‘aynılaşmış’ bir kalabalık bu. Birçok konuda çatışan bu sosyal medya toplumunun karakteristik olarak birbirine çok benzediği herhalde herkes için aşikâr…
Sosyal medya kullanımının detaylı verileri

Facebook’ta dünya genelinde her saniye yaklaşık 4.000 gönderi paylaşılıyor, bu yılda yaklaşık 126 milyar gönderi demek...
Instagram’da günlük yaklaşık 95 milyon fotoğraf ve video paylaşımı yapılıyor. Bu, yılda yaklaşık 34,7 milyar paylaşım anlamına geliyor.
X’te (Twitter) saniyede ortalama 350.000 tweet atılıyor. Bu da yılda yaklaşık 11 trilyon gönderiye denk geliyor.
YouTube’da her dakika 500 saatten fazla video yükleniyor. Bu da yılda yaklaşık 263 milyar dakikalık içerik demek.
TikTok ile ilgili rakam verilemiyor, ancak milyarlarca kısa video içeriği paylaşıldığı tahmin ediliyor.
Ülkemizden devam edelim…
Türkiye’nin nüfusa göre aktif kullanıcı sayısı yüzde 67,4 gibi bir oranla dünya ortalamasının üstünde. 57 milyonu aşkın insanımız halen sosyal medya kanallarının bir ya da birkaçını aktif olarak kullanıyor. Ülkemizde yaklaşık olarak Facebook’un 40 milyon, Youtube’un 48 milyon, Instagram’ın 46 milyon, WhatsApp’ın 52 milyon, TikTok’un 30 milyon, X’in (Twitter) 15 ila 20 milyon arasında aktif kullanıcısı var.
Bütün bu kullanıcılar sosyal medyada ne kadar vakit geçiriyor? Bu rakamları da bu vesileyle güncelleyelim: 2025 itibarıyla dünya genelinde kullanıcılar günde ortalama 2 saat 19 dakika sosyal medyada vakit geçiriyor. Türkiye'de ise bu süre dünya ortalamasının üzerinde; yaklaşık 2 saat 37 dakika. Bu vakit blok olarak harcanmıyor elbette, küçük aralar ve ihtiyaç molalarıyla bölünerek bütün güne yayılıyor.
Sosyal medya nelere sebep oluyor?
İşin uzmanları rahatlıkla bağımlılık olarak adlandırılabilecek bu ilişkinin insanlara neler yaptığına dair endişe verici bazı tespitler ortaya koyuyor. İzninizle bu tespitleri de alıntılayayım:
Sosyal medya, sürekli içerik tüketimi, kaygı, depresyon ve düşük özsaygı riskini artırabilir. Özellikle mükemmel yaşamların sergilendiği gönderiler, kullanıcıları kendi hayatlarıyla karşılaştırmaya iterek yetersizlik hissine neden olabilir. Bir şeyleri kaçırma korkusu ve sürekli çevrimiçi olma baskısı doğurur.
Ortalama 2,5 saate yakın günlük kullanım, iş, eğitim veya kişisel hedeflere ayrılacak zamanı azaltabilir. Hızlı içerik akışı, odaklanma süresini kısaltarak bilişsel performansı olumsuz etkileyebilir.
Dopamin döngüsü (beğeni, yorum gibi ödüller) nedeniyle sosyal medya bağımlılığı artar. Kullanıcılar, kontrolsüzce vakit harcama eğilimine girebilir.
Milyarlarca gönderi arasında yanlış bilgiler hızla yayılabilir. Algoritmalar, kullanıcıları yankı odalarına hapsederek görüş ayrılıklarını derinleştirebilir. Türkiye'de de sıkça görülen sahte haberler, toplumsal güveni zedeleyebilir.
Kişisel verilerin paylaşımı, veri ihlalleri veya kimlik hırsızlığı riskini artırır. Türkiye'de veri gizliliği konusundaki farkındalık henüz sınırlı olduğundan, kullanıcılar bilinçsizce hassas bilgiler paylaşabiliyor.
Uzun süre ekran başında kalmak, göz yorgunluğu, duruş bozuklukları ve uyku problemlerine yol açabilir. Türkiye'de gençlerde artan ekran süresi, bu sorunları daha belirgin hale getiriyor.
Sanal etkileşimlerin artması, yüz yüze iletişimi azaltabilir. Özellikle gençler arasında, gerçek dünya ilişkileri yerine dijital bağlantılar ön planda olabiliyor.
Türkiye özelinde, sosyal medyanın eğlence ve haber kaynağı olarak yoğun kullanımı, bu etkileri daha karmaşık hale getiriyor. Örneğin, Instagram ve TikTok gibi platformlar gençler arasında popülerken, yanlış estetik idealler veya tüketim kültürü gibi sorunlar öne çıkıyor.
Şimdi toparlayalım…
Sosyal medya bugünün dünyasında neredeyse bütün toplumların kültürel kodlarını belirleyen, kurgusal ve algoritmik yapısıyla bütün bu akışların zihniyet önceliklerini koyan ve yöneten bir kumanda merkezi haline gelmiş durumda. Bütün dünyada ve o dünyanın bir parçası haline gelmiş bulunan ülkemizde bu vakıa artık yadsınamaz bir gerçek. Bizim basit, çoğu zaman özel bir misyon yüklemediğimiz gündelik paylaşımlarımız aslında küresel bir zihniyet çarkının döndürülmesinde kendi çapında bir işlev görüyor. Hepimiz bu bütünün parçalarıyız ve bu mekanizma bize ve hayatımıza ne yapıyorsa, aslında bunu bizden aldığı güç ve yetkiyle yapıyor.

Kişisel kanaatim; internetin ve sonrasında hayatımıza giren sosyal medya kullanımının hepimizi zihinsel olarak yönlendirdiği ve asla hafife alınamayacak biçimde dönüştürdüğü şeklinde. Üstelik bugünün dünyasında bu gerçeği görmek isteyebilecek çok az insan var. Zihinsel olarak hayatı ve meseleleri kavrama noktasında daha kestirmeden giden, daha sabırsız ve empatiden uzak; daha yüzeysel ve kolaycı, daha tepkisel ve agresif bireyler haline geldik. Daha az kelimeyle ve daha yüzeysel bilgiyle işimizi görmeye çalışıyor, dolayısıyla daha çok ezberden ve klişeden besleniyoruz.
Hayatın tabii seyrine ayırabileceğimiz vakitlerden çoğunu sosyal medyaya vakfettiğimizden, akıp giden hikayelerimizin neredeyse yüzüne bile bakamıyoruz. Bu bizi duygusuz, derinliksiz, inceliksiz bırakıyor. Birçok başka insani veçhesi de olması gereken sosyal ilişkilerimiz, ekrandan ekrana görüşmelere, kuru mesajlara, kısaltmalarla içeriğinin büyük kısmını kaybeden bir klavye diline ve işaretlerine mahkûm oluyor. Kişiliklerimizin tabii olarak bizi frenlediği ahlaki eşikler, sanal kimlikler söz konusu olduğunda rahatlıkla aşılabiliyor. İkili atış ve çakışlarla; bolca kuru gürültüyle tartışıldığı sanılan toplumsal meseleler, aslında kapağı dahi açılmadan bilinmeyen geleceklere erteleniyor ve unutuldukları yerde hem günden güne büyüyor hem kokuşuyor.
İşin garibi, Türkiye’nin güncel meseleleri konuşulurken bu devasa kördüğümden söz etmek neredeyse hiç kimsenin aklına bile gelmiyor.
Bir sonraki yazıda meselenin dev boyutlara ulaşan ekonomisine de bir bakalım nasipse…
- Veriler, Statista, We Are Social ve platformların küresel gelir raporlarından derlenmiştir.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.