ŞİÖ Zirvesi Sonrası: Küresel Düzende Türkiye’nin Önemi

Dr. Nurettin Akçay, Şangay İşbirliği Örgütü Zirvesi'nin küresel gündemde oluşturduğu etkiyi ve Türkiye açısından önemini Fokus+ için kaleme aldı.
Nurettin Akçay
%C5%9E%C4%B0%C3%96-Zirvesi-Sonras%C4%B1--K%C3%BCresel-D%C3%BCzende-T%C3%BCrkiye%E2%80%99nin-%C3%96nemi (1).jpg

03.09.2025 - 14:31  |  Son Güncellenme:  03.09.2025 - 15:45

Çin’in Tienjin şehrinde gerçekleştirilen Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) 25. Liderler Zirvesi, örgüt tarihinin en geniş katılımlı ve kapsamlı buluşmalarından biri olarak tarihe geçti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da şeref konuğu olarak davet edildiği zirve, Batı merkezli yapılara karşı alternatif düzen vizyonunu pekiştirmeyi hedeflerken, çok kutupluluk ve Küresel Güney söylemleri toplantının en dikkatle vurgulanan temaları arasında yer aldı.  

Çin, Rusya ve Hindistan’ın ön planda olduğu zirvede özellikle Xi Jinping ile Narendra Modi arasındaki yakın ilişki dikkat çeken konuların başında geliyordu. İki lider arasında “ejder ile filin ortaklığı” temalı tarihi bir buluşma gerçekleşirken, görüşme iki ülke arasındaki sınır sorunlarının yumuşayabileceğine dair diplomatik bir mesaj olarak da yorumlanmıştı.  

Bu hamlenin, ABD’nin Hint mallarına yönelik yüksek gümrük vergileri uyguladığı gergin bir dönemde gerçekleşmesi ayrıca kayda değerdi. Çin, alışıldık diplomatik pragmatizmini burada da devreye sokarak, Washington’un müttefiklerini küstüren korumacı politikalarından doğan boşluğu kendi lehine değerlendirme fırsatını ustalıkla kullanmış görünüyordu. 

Kısacası, bu haftaki zirve güvenlikten ticarete, altyapıdan stratejik-jeopolitik iş birliklerine kadar geniş bir gündem yelpazesine sahne olurken; öne çıkan asıl tema, Küresel Güney ülkeleri arasında Batı merkezli yapılara alternatif bir düzen inşa etme arayışları olmuştur. 

Bununla birlikte, ŞİÖ’nün Batı merkezli yapılara gerçek bir alternatif olup olamayacağı sorusu, uzun süredir uluslararası ilişkiler literatüründe tartışılan bir mesele olmaya devam etmektedir. 2001’de Çin ve Rusya’nın öncülüğünde kurulan ve zamanla üye sayısını artıran örgüt; Çin, Rusya, Hindistan, Pakistan, Orta Asya ülkeleri ve İran gibi aktörleri bünyesinde barındırmakta, ayrıca Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır gibi ülkeler de “diyalog ortağı” statüsüyle yapıya dahil olmaktadır. 

Şanghay İşbirliği Örgütü 25. Liderler Zirvesi

Bu geniş katılım, bir yandan ŞİÖ’ye küresel ölçekte bir meşruiyet ve temsil gücü kazandırırken, diğer yandan örgütün en temel açmazını da ortaya koymaktadır. Zira böylesine heterojen bir yapının doğası gereği, iç çelişkiler kaçınılmazdır. Hindistan–Pakistan ya da Çin–Hindistan arasındaki rekabetler, örgütün NATO benzeri tek sesli ve kolektif bir blok haline gelmesini imkansız kılmaktadır. 

ŞİÖ’nün gözle görülür avantajları değerlendirildiğinde; yaklaşık 3,5 milyarlık bir nüfusu kapsaması, çok geniş bir coğrafi alanı içine alması, zengin ve stratejik enerji kaynaklarına sahip olması, Çin’in ekonomik ağırlığı ve Kuşak-Yol Girişimi gibi güçlü ve somut projelerle desteklenmesi ön plana çıkmaktadır. Bununla birlikte, örgütün NATO benzeri kolektif bir savunma mekanizmasından yoksun oluşu, hızlı ve etkin karar almasını sağlayacak kurumsal bir yapıya sahip olmaması ve Hindistan ile Türkiye gibi Batı ile daha yakın ilişkilere sahip üyelerin varlığı, ŞİÖ’nün işlevselliğini sınırlayan temel dezavantajlar olarak öne çıkmaktadır. 

Tüm bu nedenlerden ötürü, ŞİÖ her ne kadar Batı’nın siyasi ve ekonomik hegemonyasına karşı söylemsel düzeyde alternatif bir vizyon ortaya koysa da somut anlamda Batı merkezli yapılara denk düşebilecek kurumsal bir kapasiteye sahip değildir. Örgüt, mevcut haliyle en fazla ideolojik bir alternatif işlevi görebilmekte; ancak işlevsel ve kurumsal açıdan Batı’nın oluşturduğu güvenlik ve ekonomik yapılarla karşılaştırılabilir bir karşılık üretememektedir. 

Özellikle İran’a yönelik İsrail saldırıları karşısında ŞİÖ’nün sergilediği sessizlik, örgütün güvenlik mekanizmasının yetersizliğini bir kez daha gözler önüne sermiştir. Kuşkusuz, ŞİÖ bir savunma ittifakı değildir ve tepkisizliği, kuruluş felsefesinde yer alan “iç işlerine karışmama” ilkesinin doğal bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Ancak 2023 yılında tam üye sıfatıyla örgütün merkezine dahil olan bir ülkenin günlerce süren saldırılara maruz kalması karşısında böylesine kayıtsız bir tutum sergilemesi hem Tahran açısından hem de diğer üyeler nezdinde ciddi bir güvensizlik doğurmuştur. Bu sessizlik, ŞİÖ’nün Batı’ya alternatif bir güvenlik örgütü imajını zayıflatmakta; üye ülkeler arasında ise “örgüt yalnızca söylem düzeyinde mi kalıyor?” sorusunu gündeme getirmektedir. Eğer benzer durumlar tekrar ederse, ŞİÖ’nün gelecekte giderek daha fazla “sembolik bir diplomasi kulübü” olarak algılanma riskiyle karşı karşıya kalacağı açıktır. 

Özetle, ŞİÖ mevcut haliyle söylemsel bir alternatif üretse de işlevsel kapasitesi sınırlı bir diplomasi platformu olmaktan öteye geçememektedir. 

Türkiye açısından zirve 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping

Cumhurbaşkanı Erdoğan, beş yıl aradan sonra ilk kez Çin’e giderek Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) toplantısına katıldı. Türkiye, normal şartlarda örgütte “diyalog ortağı” statüsüne sahip olmakla birlikte, bu kez Erdoğan’ın “şeref konuğu” olarak davet edilmesi, Ankara’nın ŞİÖ nezdindeki öneminin arttığını göstermektedir.  

Bu davet, aynı zamanda Türkiye’nin bölgesel dengelerde dikkate alınan bir aktör olarak konumunu pekiştirmesi bakımından da son derece anlamlıdır. Erdoğan ve beraberindeki heyet, zirve kapsamında Çin, Rusya, Pakistan, İran, Azerbaycan ve Ermenistan liderleriyle temaslarda bulunmuş; özellikle Çin ve Rusya ile gerçekleşen görüşmeler dikkat çekici olmuştur.  

Ancak Türkiye–Çin görüşmesine dair basına yansıyan kısımlar oldukça sınırlı kalmış, diğer tüm temaslarda olduğu gibi Çin’in “terörle mücadele” konusunu öne çıkardığı, Türkiye’nin ise “Tek Çin” politikasına bağlılığını vurguladığı görülmüştür. Basına yansımayan görüşmede şu konuların özellikle gündeme geldiğini söyleyebiliriz: 

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan ticaret açığını gündeme getirmiş ve bazı ürünler için özel kotalar istemiştir
  • Çin Türkiye’den lojistik kolaylıklar ve gümrük kolaylığı talep etmiştir 
  • Çinli firmaların alt yapı projeleri ve özellikle yenilenebilir enerji konusu gündeme gelmiştir
  • Türkiye savunma sanayi ile ilgili teknoloji transferi konusunu açmıştır
  • Erdoğan Filistin meselesini de muhakkak gündeme getirmiş ve Çin’in daha aktif bir tutum sergilemesini istemiştir 

Sonuç olarak, 2012’den bu yana diyalog ortağı statüsüyle ŞİÖ’de yer alan Türkiye, örgütle geliştirdiği yakın ilişkiler sayesinde Batı ittifaklarından kopmaksızın çok yönlü dış politika stratejisini sürdürmektedir. Bu çerçevede ŞİÖ, Türkiye açısından Batı’yı dengeleme, Orta Asya, Çin ve Rusya ile bağlarını güçlendirme ve Batı karşısında diplomatik manevra alanı oluşturma işlevi görmektedir. Tüm bu dinamikler birlikte değerlendirildiğinde ise, Türkiye’nin zirveye “şeref konuğu” olarak davet edilmesi, Ankara’nın küresel siyasette çok yönlü aktör kimliğini güçlendirme arayışının somut bir yansıması olarak okunabilir. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.