Savaşın Gerçek Yüzü ile Sahte Senaryolar Arasında
26.06.2025 - 09:33 | Son Güncellenme: 26.06.2025 - 09:35
Ben savaşı yaşadım. Bunu sürekli söylemekten yoruldum. Bir yara gibi taşıyorum içimde ama o yarayı her gün yeniden hatırlatan bir dünyada yaşıyoruz. Sürekli tekrar etmekten yoruluyorum: Ben savaşı yaşadım. Ama bazen susmak, o yaşanmışlığı inkâr etmek gibi geliyor.
Çocuk yaşta Bosna Hersek’te bir savaşın tam ortasında kaldım. O zamanlar bu şekilde anlamıyordum belki ama şimdi, yaşadığım her anın ne kadar ağır, ne kadar korkunç olduğunu daha iyi kavrıyorum. Çünkü bugün hala bazı insanlar savaş kelimesini çok rahat kullanabiliyor, hatta onu bir gösteri gibi izleyebiliyor. Televizyonlardan, telefonlardan, sosyal medyadan... Füze fırlatılacak mı, nereden gelecek, kim kimi vuracak? Neredeyse maç izler gibi canlı yayınlar yapılıyor. Savaş, bir tür ekran eğlencesine dönüşüyor.
Ama gerçek savaş öyle değil. Gerçek savaşın ne olduğunu ben biliyorum. Gazze’deki çocuklar biliyor. Yemen’de, Sudan’da, Suriye’de hala bombaların gölgesinde yaşayan insanlar biliyor. Füzenin nereden, ne zaman geleceğini bilmiyorsun. Yemek kuyruğundasın, yardım alacaksın belki… Buraya bari düşmez diyorsun, tam o anda düşüyor. Bazen umut ettiğin tek şey olan ekmek sırası bile ölümün adresi olabiliyor. Çocukların oynadığı yere atmazlar diyorsun, çocukların kime ne suçu olabilirki? Ama tam da öyle bir durumda abini şehit veriyorsun. Bombaların mantığı olmuyor çünkü. Rastgele düşüyorlar diyebilir biri ama, rastgele de değil. Özellikle sivillerin olduğu, kadın çocuk seçmeksizin atıyorlar ve sivilleri öldürüyolar.
Oysa bugün İran ile Amerika arasında yaşananlara bakıyorum… Füze fırlatılmadan önce haber veriliyor. Şu saat şu dakika hedef vurulacak deniyor. Hedef de belli. Birbirlerine mesaj gönderiyorlar. Hatta İsrail’in bile önceden bilgilendirildiği konuşuluyor. Bu ne biçim bir savaş? Bu nasıl bir düşmanlık? Eğer bu savaşsa, bizim yaşadığımız neydi? Bosna’da olan neydi? Gazze’de hala olan ne?
Bu kadar planlı, bu kadar senaryoya dayalı bir "çatışma" gerçek olabilir mi? Füze atılmadan önce uyaran bir düşman, füzenin nereye düşeceğini hesaplayan bir televizyon sunucusu, hatta etkisiz hale getirilmiş bir altyapı… Bunlar başka bir şey. Belki tehdit gösterisi, belki diplomatik satranç oyunu. Bunun sonucunda kim neyi kazanıyor? Kim güçleniyor, kahraman ilan ediliyor? Gerçek savaşta kimse sana bombanın ne zaman geleceğini söylemez. Gerçek savaşta çocuklar korkudan uyuyamaz, anneler ölü bedenlerini çarşaflara sarar.
Ben savaşı yaşadım. Bu yüzden bugün olup bitenlere sadece uzaktan değil, içim acıyarak bakıyorum. İran bir füze fırlattığında, Amerika bir üs hedef aldığında, ya da İsrail "karşılık" verdiğinde… Kafamda sadece tek bir soru dönüp duruyor: Gazze ne olacak?
Gazze’de insanlar hala ölüyor. Hem bombalarla, hem açlıktan. Gıda yok, temiz su yok, ilaç yok. Bir çocuğun hayatını kurtarmak için gerekli olan en basit antibiyotik bile yok. Ama dünya gözünü başka yere çevirmiş gibi. ABD-İran-İsrail üçgenindeki her yeni gelişme, sanki Gazze’yi unutturmak için sahnelenen bir perde gibi geliyor bana.
Evet, Gazze’de soykırım işleniyor. Tıpkı Bosna’da işlendiği gibi. Ve tıpkı o zaman olduğu gibi bugün de dünya görmezden geliyor. Hatta bazen bilerek başka tarafa bakıyor. Büyük güçler birbirine tehditler savururken, medya onların sesini büyütürken, Gazze’nin çığlıkları bastırılıyor. Belki de asıl amaç bu: Gazze’yi unutturmak. O yüzden bir yandan şov devam ediyor. Füze fırlatılıyor, ama hedefin boş olduğu çoktan biliniyor. Üs vuruluyor ama herkes daha önce boşaltıldığını biliyor. Ne tesadüf…
Ben İran’ın attığı her füze için dua ettim. Hedefini bulsun diye. İsrail’e atılacak bir taş için bile dua ederim. Çünkü o taşın ardında yılların acısı, bastırılmış bir adalet arayışı var. Ama bugünkü gelişmeleri izledikçe içimi bir şey rahatsız ediyor. Bu gerçekten adalet mi, yoksa sadece dikkat dağıtan bir oyun mu? İran’ın füzeleri gerçekten İsrail’i durduracak mı, yoksa sadece yeni bir denge oyununa malzeme mi olacak?
Gerçek acı, gerçek ölüm hala Gazze’de. Her gün biraz daha fazla çocuk açlıktan ölüyor. İnsanlar sadece hayatta kalmak için mücadele ediyor. Ama dünya oraya bakmıyor. İran ile ABD arasında yaşananlar o kadar gürültülü ki, Gazze’nin feryadı arada kayboluyor. Sanki bilinçli bir unutturma kampanyası var. Yeni bir senaryo yazıldı, yeni aktörler sahnede. Ama sahnenin dışında kalanlar da var: Ölü çocuklar, yıkılmış evler, aç anneler, susuz yaşlılar…
Yaşadıklarım yüzünden barışı en çok isteyenlerden biriyim. Ama adaletsizliğin barış getirmediğini de biliyorum. Savaş yalnızca tankla, tüfekle, füzeyle yapılmaz. Bazen sessizlikle yapılır. Görmezden gelmeyle, gündem değiştirmeyle yapılır. Gazze’yi unutturmak da bir savaş biçimidir. En tehlikelisi belki de.
O yüzden tekrar soruyorum: İran ile Amerika arasında yaşanan şey gerçekten savaş mı? Yoksa bir tiyatro mu? Eğer o savaşsa, bizim yaşadığımız neydi?
Unutmadım. Unutturmak isteyenlere inat, hatırlamaya ve hatırlatmaya devam edeceğim.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.