Savaş İran Rejimini Çökertmeyecek. Peki Ya Sonra?
02.04.2026 - 16:43 | Son Güncellenme: 08.04.2026 - 16:20
ABD ve İsrail, İran’a 28 Şubat’ta saldırmadan hemen öncesinde İran’da bir halk ayaklanması olmuştu. MOSSAD Başkanı geçtiğimiz günlerde isyanı kendilerinin çıkardığını ama başarılı olamadıklarını söylemişti. O dönemde Donald Trump, rejim İran halkını öldürmeye devam ederse İran’a saldıracaklarını söylüyordu.
Devam eden savaşın bir amacı da rejimi zayıflatıp halkın darbe yapmasını sağlamaktı. Ancak daha ilk günlerde 165 kız öğrencinin Amerikan-İsrail saldırılarıyla öldürülmesi, bu iki saldırgan ülkenin İran halkını pek de düşünmediğini ortaya çıkardı. Hiç kimse kendi çocuklarını öldürenlerle işbirliği yapacak kadar insanlığını kaybetmemiştir ve nitekim İran halkı da saldırgan devletlere beklediğini vermedi. Ayrıca halk, İran diasporasına ve onların lideri olarak ön plana çıkan oğul Pehlevi’nin ölümlere sevinmesini de sindiremedi.
Sonuç olarak İran halkı dışarıdan bir yönetim dizaynına prim vermedi. Çünkü dışarıdan müdahil olanlar (kendi kanından olan İranlılar dahil) dost değildi. Bu yüzden kötünün iyisi olarak gördükleri mevcut rejime olan düşmanlıklarını geçici olarak dondurup savaş bitinceye kadar bekleme pozisyonuna geçtiler. Dolayısıyla rejim-halk kavgası bitmedi ve savaş bittiğinde yeniden başlayacaktır.
Gözden Kaçmasın
Savaştan sonraki durumun hem halk hem de rejim için çok zor olacağını söyleyebiliriz. Bir kere savaş öncesi ekonomik şartlardan daha beter şartlar olacak. Çünkü savaş mevcut şartları daha da ağırlaştırmış olacak. Hükümet halkın ekonomisine katkıda bulunmak istese bile katkısı sınırlı olacaktır. Ayrıca dış dünyanın uyguladığı ambargolar devam edecektir. Halkın sabrının bir de savaş ekonomisi ile sınanması rejim için zor bir sınav olacaktır.
Diğer ve daha önemli bir sorun da rejimin sivil kanadının elimine edilmesi nedeniyle gerçek yöneticilerin artık asker olacağıdır. Her ne kadar rejimin başında Hamaney’in oğlu varmış görünse de (belki de babasının yerine hiç geçemeyecek) gerçek yöneticiler İranlı generaller olacaktır. Askeri elit, aldıkları eğitim ve yaşam tarzı olarak hayata güvenlik çerçevesinde ve sadece ak ve kara renkleriyle bakarlar. Bakış açılarında ve kararlarında esneklik yoktur. Birisi rejimi beğenmiyorsa o artık düşmandır. Bir de isyan ediyorsa ölümü hak ediyordur. Sivillerde bu kadar keskin bakış açıları yoktur. Ne var ki savaş sonrasında sivil yönetici de pek olmayacak.

Diğer yandan ABD ve İsrail’e yenilmeden savaştan çıkmak ve ülkenin işgal edilmemesi için canını ortaya koymak askerlerin zihninde askerlerin ülkenin sahibi ve en çok söz hakkı olan kişi(ler) olarak kodlanır. Çünkü onlara göre kendileri ülkeleri için en çok fedakarlık yapan insanlardır. Dolayısıyla cephede savaşan dururken sığınakta saklananın söz söyleme hakkı yoktur. Böyle bir zihne sahip insanların halka karşı toleranslı olmaları oldukça zordur.
Ancak rejimin yeni yapısı ne olursa olsun, hayatından bezmiş, fakirleşmiş ve çeşitli özgürlükleri sınırlanmış bir halkın sorunları devam ettiği sürece iç isyanların yeniden başlaması yüksek ihtimaldir. Böyle bir durumda rejimin önünde iki seçenek olacaktır. Ya ayakta kalmanın verdiği mağrurlukla halkın taleplerini şiddet kullanarak halkı bir kez daha mağdur edecek ya da savaşta kendisinin yanında olan halkla oturup orta bir yol bulacaklar.
Ortak bir noktada buluşmak elbette ki rejim için taviz vermek anlamına gelir. Ancak rejim hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını anlamamakta ısrar ederse halk tekrar sokaklara dökülecektir. Belki daha fazla kan akacaktır ama kaybedecek bir şeyi olmayan bir halk için yeniden kaybetmek yeni bir kayıp olmayacaktır. Çünkü baskı altında yaşamaya devam etmek sürdürülebilir değildir. Ayrıca direnip bir kez daha kayıplar vermek, baskıdan ebedi olarak kurtulma ihtimalini barındırmaktadır. Halk bu yüzden rejime meydan okumaktan çekinmeyecektir.
Dahası, çok yüksek ihtimalle rejimi devirecektir. Siyaset biliminde doğruluğu defalarca kanıtlanmış bir teori vardır. Eğer bir isyan ilk seferde başarısız olursa, ikinci bir isyan çıktığında bu isyan çok kanlı olur ama başarılı olur. İran’da da benzer bir durumun olduğunu söyleyebiliriz. Halkın çoğu rejimi istemiyor ve rejimden kurtulmak için daha çok bedel ödemeye razı.
İran ordusu yeni bir isyanda belki yine şiddet kullanacaktır ama artan ölümlerin isyanı durduramadığını anlayınca pes edecektir ve rejimin çöküşünün önünü açacaktır. Peki böyle bir sonuç kimin hayrına olur? Bir yönüyle halkın lehine olur. Fakat rejimle birlikte devlet de zayıflayacak ve ülke etnik gruplar arasında bölüşülecek, belki de iç savaş çıkacaktır.
Bu arada İsrail de boş durmayacaktır. İsrail, tıpkı Esed rejiminin devrilmesinden sonra Suriye’nin askeri altyapısını yok ettiği gibi İran’a da saldırılar yapacak ve aynı şeyi bu ülkede de tatbik edecektir. Karşı koyacak bir İran ordusu olmayacaktır çünkü rejim artık yoktur. İsrail’in saldırması ayrıca iç savaşı da tetikleyecektir. Örneğin Kürt gruplarını muhakkak destekleyecektir. Böyle bir durumda belki halk üzerinde rejim baskısı olmayacak ama İran ülkesi İsrail ve destekçileri için kolay bir yem olacaktır.
Bunun olmaması için tek çıkar yol iç barışın temin edilmesidir. Halk bölünmüş bir İran’da aradığı özgürlükleri elde ettiğinde tadını çıkaramaz. Çünkü buna fırsat verilmeyecektir. Rejim ise artık halka rağmen yaşayamaz. Ayrıca kendi halkının sorunları dururken başka ülkelerdeki (Irak, Yemen, Suriye, Lübnan, vs.) halkları ve rejimleri kurtarmakla meşgul olması ve petrol gelirlerini mezkur ülkelerdeki çatışmalara ayırmasının ne kadar büyük bir garabet olduğunu anlamak zorundadır. İki taraf da birbiriyle inatlaşmanın daha kötü sonuçlar doğuracağını idrak etmezse İran üzerinde birkaç ülke daha doğar.
Geleceğe dair bir tahminde bulunmak gerekirse, rejimin halkla barışmak yerine otoritesini baskı yoluyla devam ettirme ihtimali daha yüksek görünüyor. Bu durumda bir iki yıl içinde İran rejiminin tarih olması ve İran’da bir otorite boşluğunun kurulması yüksek ihtimaldir. Çünkü halkı karşısına alan tüm askeri ve diktatoryal rejimlerin sonu hep bu şekilde bitmiştir. İran rejimi de benzer bir sonla çökerse sürpriz olmayacaktır.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.