Saraybosna’nın Yağan Kar ile İmtihanı
16.01.2026 - 14:39 | Son Güncellenme: 16.01.2026 - 14:43
Beyaz kar görüntüsünün Saraybosna kadar bir şehre yakıştığını görmedim. Türkiye’de denilen o “Balkanlardan gelen soğuk havalar’’ lafı aslında Saraybosna’yı çok güzel bir şehir yapıyor. En son havayı “felç” eden kar 2012 yılında yağmıştı. Ama öyle böyle bir kar değildi; arabaları tamamıyla kaplamıştı, şekilleri bile belli olmuyordu. Bu yıl ise sadece 40 cm kar yağdı ama neredeyse aynı etkiyi bıraktı. Nedenlerine gelince…
Saraybosna’ya bu kış yağan kar, aslında sadece meteorolojik bir olay değildi. Beyaz örtünün altından çıkan tablo, bir şehrin günlük hayatını değil, bir tercihin sonuçlarını gösterdi. Son seçimlerde Bosna-Hersek’te vatandaşlar açık bir şekilde “değişim” dedi. Yıllardır yönetimde olanları gönderdi, yeni isimlere ve yeni partilere şans verdi. Bu kararın arkasında büyük ölçüde biriken yorgunluk, hayal kırıklığı ve “daha kötüsü olamaz” duygusu vardı. Ama kar yağdıktan sonra Saraybosna sokaklarında yaşananlar, bu duygunun ne kadar riskli olabileceğini sessiz ama sert bir şekilde hatırlattı.
Karın ilk düştüğü gün kimse paniğe kapılmadı. Sarajevo’da kar yeni bir şey değil. Aksine, şehrin kimliğinin bir parçası. İlk saatlerde yaşanan aksamalar, geç temizlenen yollar, yavaşlayan ulaşım normal karşılandı. “Bir-iki güne toparlanır” denildi. Fakat günler geçti, kar durdu, hayat durmaya devam etti. Yedi gün sonra bile ana caddeler dışında kaldırımlar buzla kaplıydı, yaya geçitleri kar yığınlarıyla bloke olmuştu. Yaşlılar evlerinden çıkamıyor, çocuklar giderken düşme tehlikesi yaşıyor, insanlar her adımda kırık kol, bacak korkusuyla yürüyordu. Kaldı ki maalesef hastaneler kırık vakalarıyla doldu.

Bu noktada vatandaşın aklına gelen soru çok basitti: “Bu şehir neden işlemiyor?” Çünkü mesele sadece kar değildi. Mesele, ortada işleyen bir sistemin olmamasıydı. Kim nereden sorumlu? Hangi kurum ne zaman devreye girecek? Hangi sokak öncelikli? Bunların hiçbiri net değildi. Sanki herkes bir başkasının harekete geçmesini bekliyordu. Sonuçta olan yine vatandaşa oldu. En çok duyduğumuz cümle “bizim sorumluluğumuzda değil’’ di.
Üstelik bu tablo, Saraybosna’nın daha önce hiç görmediği bir şey de değildi. Elbette o dönemlerde de sorunlar vardı, eleştirilecek çok şey bulunurdu. Ama şehir bu kadar uzun süre kilitlenmezdi. Ulaşım aksasa bile tamamen durmaz, kaldırımlar günlerce buzla kaplı kalmazdı. Bugün ise insanlar açıkça şunu söylüyor: “Eskiden bu kadar kötü değildi.” Bu cümle, her iktidar için tehlikeli bir eşiğin aşıldığını gösterir.
Gözden Kaçmasın
Yeni iktidarın en büyük vaadi “daha iyi yönetim”di. Daha fazla koordinasyon, daha az kaos, daha fazla sorumluluk… Fakat kar krizi, bu vaatlerin kağıt üzerinde kaldığını gösterdi. İktidar partilerinin her biri başka bir refleks verdi. Kimisi kürek alıp sokağa indi, kimisi kendi yönettiği kurumları eleştirdi, kimisi ise sanki muhalefetteymiş gibi konuştu. Ortak bir kriz yönetimi, ortak bir dil, ortak bir çözüm üretilemedi.
Vatandaş için bu görüntü son derece yıpratıcı. Çünkü insan, yönetenlerin kendi aralarındaki mesajlarını, polemiklerini, pozisyon kavgalarını değil; sonuç görmek istiyor. Kaldırımın temizlenmesini, tramvayın çalışmasını, çocuğunun güvenle karşıdan karşıya geçebilmesini istiyor. Siyasetin görevi, kriz anında görünür olmak değil, krizi vatandaşa hissettirmemektir. Burada ise tam tersi oldu: Devlet görünmedi, siyasetçiler fazlasıyla göründü.
Değişim romantizmi
Bu yazı sadece Bosna-Hersek’teki bir kar krizini anlatmıyor. Aslında daha evrensel bir meseleyi işaret ediyor: Değişim romantizmi. Değişim, tek başına bir çözüm değildir. Eskiyi göndermek, yeniyi otomatik olarak iyi yapmaz. Eğer yeni gelenler daha hazırlıksızsa, daha deneyimsizse ve kurumları yönetemiyorsa, değişim ilerleme değil gerileme olur. Bosna’daki kar meselesi, bunun küçük ama çok öğretici bir örneği. Bosna’nın yaşadıkları şunu söylüyor: Alternatif, sadece farklı olmakla yetmez; daha ehil, daha planlı ve daha güçlü olmak zorundadır. Aksi halde hayal kırıklığı çok daha derin olur.
Kar, devlet kapasitesinin en basit sınavlarından biridir. Çünkü önceden bilinir, tekrar eder ve yönetilebilir bir krizdir. Böyle bir sınavda bile tökezleyen bir yönetim, daha büyük ekonomik, sosyal veya güvenlik krizlerinde nasıl ayakta kalacak sorusu ister istemez akla gelir. Vatandaşın güvensizliği de tam burada başlar.
Belki birkaç gün sonra karlar eriyecek, buzlar çözülecek, sokaklar normale dönecek. Ama bu yaşananlar hafızalarda kalacak. Çünkü insanlar günlük hayatlarında doğrudan hissettikleri şeyleri unutmaz. Özellikle de “eskiden daha iyiydi” hissini.
Değişim cesaret ister, doğru. Ama daha da önemlisi, değişimi taşıyacak bir akıl, bir kadro ve bir sistem ister. Yoksa değişim, sadece yön değiştirmiş bir hayal kırıklığı olur. Saraybosna’da bu kış yağan kar, bunu sessizce ama çok net bir şekilde anlattı.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.