Şanghay İşbirliği Örgütü: Batı Sistemine Rakip mi, Tepki mi?

Araştırmacı Shady İbrahim, ŞİÖ’nün küresel düzende çok kutupluluğa yönelişini ve Türkiye açısından taşıdığı stratejik anlamı Fokus+ için inceledi.
%C5%9Eanghay-%C4%B0%C5%9Fbirli%C4%9Fi-%C3%96rg%C3%BCt%C3%BC--Bat%C4%B1-Sistemine-Rakip-mi--Tepki-mi-.jpg

03.09.2025 - 15:46  |  Son Güncellenme:  03.09.2025 - 15:53

Şanghay İşbirliği Örgütü’nü (ŞİÖ) mevcut küresel düzenin doğrudan alternatifi ya da rakibi olarak tanımlamak kolay değil.  

Örgüt, NATO’ya karşı bir askeri ittifak olarak kurulmadı, aynı zamanda dünyaya belirli bir modeli dayatma amacı da taşımıyor. Aksine, farklı ekonomik yapılar ve ideolojik çerçeveleri bünyesinde barındıran, üyeleri arasındaki işbirliğini önceleyen bir platform niteliğinde. 

Kuruluşundan bu yana örgüt, kendisini karşılıklı güven, iyi komşuluk ilişkileri, güvenlik, ticaret, ekonomi ve kültür alanlarında işbirliği geliştirmek için bir platform olarak tanımladı.  

Kökleri 1990’ların ortalarına uzanan Şanghay İşbirliği Örgütü, Çin, Rusya ve Orta Asya ülkelerinin sınır anlaşmazlıklarını çözmek amacıyla başlattıkları “Şanghay Beşlisi” girişimine dayanıyor. 

Üyeler bu süreçte Şanghay ve Moskova’da, Sınır Bölgelerinde Güven Artırıcı Önlemler Anlaşması ve Sınır Bölgelerinde Askeri Güçlerin Azaltılması Anlaşması’nı imzaladı. 

Üye devletler aynı zamanda, 1998 ile 2000 yılları arasında Almatı, Bişkek ve Duşanbe’de düzenlenen zirve toplantılarında, sınır bölgelerinde güvenliği artırmanın yolları ile siyasi, ekonomik ve güvenlik konularını da görüştü. 

2001’de bu girişim, tam teşekküllü bir örgüte dönüştü. Daha sonra Hindistan ve Pakistan’ın da katılımıyla, örgüt küresel sistemdeki yeri tartışılan güçlü bir aktör haline geldi.  

Bu gelişme, Şanghay İşbirliği Örgütü’nün “küresel düzene doğrudan bir tehdit mi yoksa sadece bölgesel bir blok mu?” olduğu sorusunu gündeme taşıdı. 

Zamanla da, uluslararası sistemdeki yeri hakkında geniş çaplı tartışmalara yol açan bir oluşum haline geldi. 

Bu durum açıklanan hedeflerinden, Bağlantısızlar Hareketi gibi önceki deneyimlerle karşılaştırılmasına, büyük güçlerin bu konuyla nasıl başa çıktığına, küresel ekonomik sistem üzerindeki potansiyel yansımalarına ve doların durumuna kadar birçok düzeyde derinlemesine bir okuma gerektiriyor. 

Tüm bu unsurlar bir arada değerlendirildiğinde, örgütün tek bir imajla sınırlandırılamayacağı, çok kutupluluğa yönelen bir dünyanın güç dengesini yansıtan dinamik bir yapı olduğu görülüyor. 

Kesin olan nokta ise Şanghay İşbirliği Örgütü’nün, güvenlik ve ekonomi alanlarında işbirliğini güçlendirmeyi hedeflese de, aynı zamanda ABD hegemonyasını zayıflatmayı ve küresel güç dengesini yeniden şekillendirmeyi amaçlayan bir paralel proje olduğudur.  

Bu nedenle örgüt, küresel sistemde giderek daha belirgin hale gelen çok kutuplu düzenin yapı taşlarından biri olarak görülüyor. 

Daha da önemlisi, üye ülkeler birçok ortak noktaya sahip ve bu da küresel sistemle rekabet eden uluslararası bir blok haline gelme olasılığını göz ardı etmemelerini gerektiriyor. 

Şanghay İşbirliği Örgütü

Şanghay İşbirliği Örgütü, Soğuk Savaş döneminde güç bloklarına karşı çıkan ve özellikle iki kutuplu sistemin çöküşüyle birlikte daha çok bir iletişim ve formalite platformu haline gelen Bağlantısızlar Hareketi’nden farklı bir yapıya sahip. 

Hareket, zamanla etkisini yitirip daha çok sembolik bir platforma dönüşürken, Şanghay İşbirliği Örgütü küresel güç dağılımını “çok kutuplu dünya düzeni” temelinde şekillendirmeyi hedefliyor.  

Üstelik bu yaklaşım, Batı’yla çatışmaya veya doğrudan rekabete değil, güç paylaşımına ve alternatif işbirliği modellerine dayanıyor. 

Ancak artan küresel gerilimler, özellikle Trump döneminde uluslararası meselelerin kaotik şekilde ele alınması, birçok ülkeyi özellikle Batılı güçlerin doğrudan dahil olduğu sorunlara çözüm ve sığınak sağlayabilecek ittifaklara yöneltti.  

Şanghay İşbirliği Örgütü de bu noktada, bölgesel sorunlara çözüm ve Batı’nın baskısına karşı sığınak sunan bir platform olarak öne çıkıyor. 

Avrupa Birliği’nin (AB) kuruluşuna dönersek, bunun birleşik bir kimlik veya ideolojiyle değil, II. Dünya Savaşı’ndan sonra altı Avrupa ülkesi tarafından oluşturulan ve üyelerin endüstriyel üretimini bir merkez komitesi altında örgütlemeyi amaçlayan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT) ile başladığını görürüz. 

Bu adım, 1951 yılında Belçika, Fransa, İtalya, Lüksemburg, Hollanda ve Batı Almanya tarafından imzalanan Paris Antlaşması kapsamında atılmıştı. Bundan 40 yıl sonra, 1992 yılında Maastricht Anlaşması’nın imzalanmasıyla AB kuruldu. 

Bu nedenle, sınır anlaşmazlıklarını çözmek amacıyla kurulan Şanghay İşbirliği Örgütü’nün, ABD ve Batılı güçlerin hakim olduğu dünya düzenine rakip olacak uluslararası bir örgüte dönüşme olasılığını göz ardı edemeyiz. 

Ayrıca, bu örgütlenmenin Soğuk Savaş sonrası ABD hegemonyasının hakim olduğu bir dönemde ve bu şekilde kurulmuş olması, onu tek kutuplu sisteme pratik bir yanıt haline getiriyor. 

Çin ve Rusya gibi iki büyük nükleer gücün yanı sıra Hindistan ve Pakistan gibi yükselen bölgesel güçlerin varlığı da örgüte göz ardı edilemeyecek bir jeopolitik ağırlık kazandırıyor. 

Öte yandan üyelerin “iç işlerine karışmama” ilkesi, Batı’nın sıkça başvurduğu “terör, demokrasi, insan hakları” gerekçeli müdahalelerden ayrışıyor.  

Batı ile Şanghay İşbirliği Örgütü arasındaki bu farklılık, Batı ile askeri eşitlikten çok uluslararası ilişkiler ve ekonomik vizyondaki farklılığı yansıtıyor. 

Şanghay İşbirliği Örgütü, terörizm, radikalizm ve ayrılıkçılıkla mücadeleye odaklanarak ve dış müdahaleye bağlı olmayan bölgesel güvenliği teşvik ederek, “Batı’nın nüfuz alanı dışında güvenlik ve ekonomik çıkarlarını yönetme kapasitesine sahip olduklarına” dair net bir mesaj veriyor. 

Bu anlamda, Şanghay İşbirliği Örgütü kendini liberal dünya düzenine tam bir alternatif olarak sunuyor. 

Ancak, bu durum Avrasya’nın kalbinde ABD ve müttefiklerinin nüfuzunu giderek zayıflatıyor ve çok kutuplu bir dünyaya doğru kayışın en belirgin tezahürlerinden biri haline geliyor. 

ABD’nin örgütten dışlanması ve dolara alternatif bir finansal sistem kurma yönünde adımlar 

ABD, Şanghay İşbirliği Örgütü’nü, özellikle jeopolitik çıkarları için büyük önem taşıyan Orta Asya bölgesinde stratejik bir tehdit olarak görerek ihtiyatlı ve endişeli bir tavır sergiliyor. 

Bu bağlamda ABD, Şanghay İşbirliği Örgütü’nün resmi yapısının dışında bırakıldı. Bu durum, örgütün Batı’nın etkisinden bağımsız kalmak istediğini gösteriyor.  

Washington’daki politika yapıcılar ise örgütü, Rusya ve Çin’in ABD’nin küresel siyasi ve ekonomik etkisini zayıflatmaya yönelik daha geniş kapsamlı çabalarının parçası olarak değerlendiriyor. 

Bununla birlikte, üyeler arasındaki iç anlaşmazlıklar nedeniyle örgütün etkinliği ve birliği zaman zaman sınırlı görülüyor. 

Ancak buna rağmen örgüt üyeleri, bölgeler arası ticarette dolara bağımlılığı azaltma konusunda hızla ilerliyor.  

Çin ve Rusya, özellikle Yuan gibi ulusal para birimlerinin kullanımını teşvik ederek, bu sürece öncülük ediyor. 

Rusya’nın verilerine göre, örgüt üyeleriyle yapılan işlemlerin yüzde 92’sinden fazlası dolar dışında gerçekleştirildi. Bu da Batı finans sisteminden kopma yönünde güçlü bir siyasi irade olduğunu ortaya koyuyor.  

Artık sadece ikili anlaşmalarla sınırlı kalmayan bu süreç, ortak dijital ödeme sistemleri kurulması ve SWIFT’e alternatif mekanizmalar geliştirilmesi önerilerini de gündeme getiriyor. 

Asya merkezli bu girişimin, üye ülkelerin ekonomilerini Batı’nın baskısı ve yaptırımlarından koruyacak bağımsız bir finansal alan oluşturmayı hedeflediği görülüyor. 

Hatta bu eğilim, finansal yönün ötesine geçerek, Batı’nın kontrolünün artık askeri güçle sınırlı olmadığı, finansal kanallar ve transferler üzerindeki kontrolü de kapsadığı yönündeki toplumsal farkındalığı yansıtıyor. 

Sonuç olarak, doların etkisini kırmak, sadece ekonomik değil, uluslararası dengelerin yeniden şekillendirilmesini hedefleyen daha geniş bir siyasi projenin parçası haline geliyor.  

Bu da çok kutuplu dünya düzenine geçişin en somut adımlarından biri olarak değerlendiriliyor. 

Türkiye neden bu örgüte ilgi duyuyor? 

Türkiye'nin Şanghay İşbirliği Örgütü’ne katılmaya yönelik artan ilgisi, uluslararası sistemdeki konumunu yeniden tanımlama arzusunu yansıtan stratejik bir tercih olarak öne çıkıyor. 

AB üyeliği sürecindeki tıkanmalar, PKK meselesi ve S-400 alımı nedeniyle ABD ve AB ile yıllardır yaşanan gerginlikler, Ankara’yı Batı baskısını hafifletecek yeni alternatifler aramaya itti. 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping

Şanghay İşbirliği Örgütü üyeliği, Türkiye’ye Çin ve Rusya ile işbirliğini güçlendirme imkanı sunuyor.  

Bir yandan Akkuyu Nükleer Santrali ve TürkAkım boru hattı gibi projeler üzerinden Moskova ile stratejik ilişkiler derinleşirken, diğer yandan Çin’in Kuşak-Yol Girişimi çerçevesinde altyapı ve lojistik yatırımları için yeni fırsatlar doğuyor.  

Bu çerçevede Türkiye, Asya ile Avrupa arasında doğal bir geçiş noktası olan konumunu avantaja çevirmeyi hedefliyor. 

Dolayısıyla örgüte katılım, Türkiye açısından hem acil ekonomik çıkarlarla uyumlu hem de pratik bir adım olarak öne çıkıyor.  

Daha da önemlisi Ankara, Doğu ile Batı arasında denge kurabilen bir bölgesel güç olarak rolünü pekiştirmeyi, coğrafi konumunu ise daha büyük müzakere kazançları elde etmek için kullanmayı amaçlıyor. 

Her ne kadar bu adım Türkiye’nin NATO içindeki taahhütleri konusunda soru işaretleri uyandırsa da, Ankara pragmatik yaklaşımını koruyor.  

Batı’dan kopmak değil, seçeneklerini genişletmek isteyen Türkiye, herhangi bir tarafa bağımlılığını azaltacak alternatifler oluşturmayı hedefliyor. 

Bu nedenle, Ankara’nın örgüte olan ilgisi, uluslararası sistemin çok kutupluluğa doğru ilerlediğini ve yalnızca Batı ile ittifak kurmanın artık çıkarlarını korumak için yeterli olmadığını kabul ettiğini gösteriyor.  

Şanghay İşbirliği Örgütü’ne katılım, Türkiye’ye küresel sistemdeki konumunu yeniden şekillendirme, büyük blokların çelişkilerinden yararlanabilecek bir aracı güç olarak konumlanma ve kendisine daha geniş bir bağımsızlık marjı sağlayacak yeni bir denge kurma imkanı sunuyor. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.