Sahel’de Yeni Dengeler: Cezayir ve Azavad Gerilimi
06.01.2026 - 16:08 | Son Güncellenme: 07.01.2026 - 10:19
Sahel kuşağı, son yıllarda sadece yerel çatışmaların değil, bölgesel ve uluslararası güç mücadelelerinin de kesiştiği karmaşık bir jeopolitik alana bürünmeye başlamıştır. Bu dönüşümün en dikkat çekici boyutlarından birisi ise Mali’nin kuzeyinde Azavad sahasında fiilen oluşan proto-devlet yapılanması ile Cezayir’in Sahel politikasında gözlemlenen sert güç araçlarına başvurma ve yeniden konumlanma eğilimlerinin aynı döneme denk gelmesidir. Özellikle 31 Mart 2025’te Tin Zaouatine yakınlarında Cezayir tarafından bir Mali İHA’sının düşürülmesi, görünürde teknik bir sınır ihlali tartışması olarak gündeme gelmiş olsa da Sahel’deki derin yapısal dönüşümlerin yüzeye çıkmasına neden olmuştur. Bu olay, yalnızca Mali-Cezayir ilişkilerinde diplomatik bir kopuşa değil, aynı zamanda AES (Sahel Devletleri İttifakı) ile Cezayir arasında yeni bir bölgesel karşıtlığa kapı aralamaktadır.
Sahel’de dönüşen jeopolitik denklem: Azavad Proto-Devletinin yükselişi ve Mali’nin sert güvenlik yaklaşım
Bu gelişmelerin arka planında, 2015 Cezayir Anlaşmalarının çöküşüyle birlikte Mali’nin kuzeyinde ortaya çıkan güç boşluğu bulunmaktadır. Bamako yönetiminin 2021 darbesi sonrası dış politikada yönünü Rusya’ya çevirmesi ve uluslararası misyonların ülkeden ayrılmasıyla birlikte, Mali’nin kuzeyindeki silahlı gruplara karşı askeri yöntemleri ağırlaştırması, yerel aktörleri yeni bir yönetim pratiği geliştirmeye itti. Azavad sahasında, devlet otoritesinden büyük ölçüde bağımsız işleyen ve sınır ötesi topluluklarla organik bağlara sahip bir proto-devlet düzeni giderek daha görünür hale gelmektedir. Vergi toplama mekanizmaları, yerel güvenlik yapılanmaları ve adalet işleyişi gibi temel devlet fonksiyonlarını yerine getirebilen bu yapı, sahada bir tür “fiili devletleşme” sürecinin emarelerini göstermektedir. Ancak bu süreç, yalnızca Mali’nin iç dengelerini değil, Cezayir’in güney sınırındaki stratejik hesaplarını da doğrudan etkilemektedir.
Cezayir, 2012’deki isyandan sonra Mali’nin toprak bütünlüğünün en güçlü savunucularından biri olarak ortaya çıkmış ve barış süreçlerinde arabulucu kimliğiyle kendisini göstermişti. Fakat 2021 sonrası gelişen süreçte Bamako’nun 2023 yazında kuzeydeki ayrılıkçı gruplara karşı yeniden askeri araçları devreye koymasına karşın; Aralık 2023’te Cezayir, ayrılıkçı Tevarik gruplarla yeniden bir diyalog sürecine girişti. Bu gelişme üzerine Mali, Ocak 2025’te tek taraflı olarak Cezayir Anlaşmalarını feshetti. Böylece mevcut arabuluculuk zemini iki başkent arasındaki güven krizinin derinleştiği yeni bir bağlamı ortaya çıkardı.
Cezayir’in Sahel stratejisinde sertleşme ve yeniden konumlanma arayışı
Bu tarihsel kırılma, Tin Zaouatine’deki İHA olayını sadece bir güvenlik vakası olmaktan çıkarıp, tarafların bölgesel konumlanmalarını şekillendiren bir jeopolitik dönüm noktasına dönüştürdü. Cezayir açısından bakıldığında, güney sınırı yalnızca bir coğrafi hat değil, ulusal güvenliğin en hassas eşiklerinden birisini teşkil etmektedir. Sahel’den sızan terör örgütleri, kaçakçılık ağları, silah trafiği ve düzensiz göç akışları ülkenin son on yıldır artan tehdit algısının ana unsurları olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle Cezayir’in savunma harcamalarının 2026 bütçesinde 25 milyar dolara çıkarılarak tarihinin en yüksek seviyesine ulaşması ile Sahel’deki yeni jeopolitik bağlam arasında alaka kurulmaktadır. Bu artışın gerekçesi olarak savunma ağırlıklı modernizasyon olarak ifade edilmesine rağmen sahadaki gerçeklik bunun ötesine işaret etmektedir: Cezayir kendisini artık Sahel’de arabulucu bir bölgesel güç olarak konumlandırmaktansa kendi sınır güvenliğini sağlamak için daha doğrudan, daha sert ve daha caydırıcı bir profil inşa etmektedir. Bu yönelim, AES ülkelerinin Cezayir’e karşı daha bloklaşmış bir tavır almasına yol açarken, Sahel’de yeni bir güvenlik mimarisinin inşa edildiğini göstermektedir.

Bu dönüşümün ortasında Azavad sahasının taşıdığı stratejik rol daha da kritik bir öneme haizdir. Çünkü Azavad’da oluşan proto-devlet dokusu, Cezayir açısından hem potansiyel bir istikrarsızlık kaynağı hem de doğru yönetildiğinde güvenlik tamponu işlevi görebilecek bir yerel düzen olarak ele alınmaktadır. Cezayir’in Tevarik gruplarla yeniden temas kurması, bu nedenle Bamako tarafından ulusal egemenliğe müdahale olarak yorumlanmaktadır. Ancak Cezayir için bu temaslar, güney sınırında bir tür kontrollü istikrar yaratabilmenin yollarından biri olarak değerlendirilmektedir. Bu durum, tarafların aynı gelişmeyi farklı stratejik perspektiflerden okuduğu anlamına gelmektedir: Bamako bunu merkezî otoritenin zayıflatılması olarak algılarken, Cezayir bunu sınır güvenliği açısından zorunlu bir siyasi ilişki biçimi olarak görmektedir.
AES’in giderek daha kurumsal bir nitelik kazanması, bu gerilimi Mali-Cezayir arasındaki anlaşmazlıktan çıkararak daha bölgesel bir düzleme taşımaktadır. Mali, Burkina Faso ve Nijer’in hem ECOWAS’tan ayrılması hem de Rusya’ya daha yakın bir güvenlik mimarisine odaklanması, Cezayir’i bu yeni blok karşısında daha ihtiyatlı ve zaman zaman daha sert bir pozisyon almaya itmektedir. Tin Zaouatine sonrası yaşanan karşılıklı hava sahası kapatma kararları, yalnızca bir diplomatik tepki değil, AES-Cezayir hattında oluşan yapısal güvenlik rekabetinin ilk yansıması olarak okunabilir.
Bu tabloyu daha karmaşık hale getiren bir diğer unsur ise Fas’ın Sahel politikasında ivme kazanan açılımlarıdır. Fas’ın Dahle’de inşa ettiği liman etrafında tasarlanan “Atlantik’e Erişim İnisiyatifi”, Sahel ülkelerine Fas üzerinden küresel ticaret yollarına bağlanma imkânı sunarak, Rabat’ın bölgedeki ekonomik ve stratejik etkisini artırmayı hedeflemektedir. 31 Ekim 2025 tarihinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Sahra dosyasında Fas’ın 2007 tarihli Otonomi Planı lehine bir karar almasını müteakiben, Polisario Cephesinin Fas ile müzakere arayışı ile Sahel’deki yeniden güç dizilimlerinin aynı döneme denk gelmesi, Cezayir açısından hem batısında hem güneyinde “özerklik, özyönetim, proto-devlet” söylemlerinin eşzamanlı olarak güçlendiği bir jeopolitik tablo meydana getirmektedir. Bu koşullarda Cezayir’in sertleşen güvenlik doktrini, iç içe geçmiş tehdit algılarının doğal sonucu olarak değerlendirilebilir.
Bölgesel kırılma ihtimali ve takip edilmesi gereken gelişmeler
Tüm bu gelişmelere rağmen, Cezayir’in Sahel politikasının kalıcı bir paradigma değişikliğine uğradığını söylemek için daha erkendir. Her ne kadar rekor savunma bütçesi ve Tin Zaouatine sonrası tepkiler güçlü işaretler sunuyor ve Azavad’daki proto-devlet yapılarının güçlenmesi Cezayir’i daha proaktif arayışlara itiyor olsa dahi hem resmi söylem hem de sahadaki pratikler bu dönüşümün henüz tam anlamıyla kurumsallaşmadığını göstermektedir. Cezayir hâlâ Mali’nin toprak bütünlüğünü savunan çizgiyi devam ettirdiğini vurgulamaktadır. Bamako ise kendi merkeziyetçi güvenlik yaklaşımını sürdürmekte kararlı gözükmektedir. Fakat bu iki söylemin sahadaki gerçekliği tam olarak karşılamadığı, Sahel’in giderek çok aktörlü, çok merkezli ve giderek daha parçalı bir güvenlik alanına dönüştüğü gözlemlenmektedir. Bu nedenle Cezayir ile AES arasındaki ilişki, önümüzdeki dönemde Sahel’in istikrarını belirleyecek ana eksenlerden biri olmaya devam edecektir.
Azavad’daki proto-devletleşme sürecinin hangi yönde ilerleyeceği ise bu ekseni ya çatışmacı ya da iş birliğine açık bir zemine oturtabilir. Ancak bu dinamiklerin nereye evrileceğini anlayabilmek için hem Cezayir’in resmi doktrinel açıklamalarını hem de sahadaki askeri ve siyasi hareketliliği daha yakından izlemek gerekmektedir. Bugün görünen şey bir kırılma ihtimalidir ve yarının ne getireceğini ise bölgedeki aktörlerin yapacağı tercihler belirleyecektir. Sahel’de sınırların değil, stratejilerin giderek daha geçirgen hale geldiği bir dönemde, Cezayir’in Sahel politikası ile Azavad’daki fiili yapılanma arasındaki kesişim, bölgenin gelecek on yılını şekillendirebilecek ölçüde kritik bir eşik niteliği taşımaktadır. Bu nedenle mevcut tabloyu kesin bir dönüşüm olarak değil, derin bir yeniden yapılanmanın olası başlangıç noktasını temsil eden dinamik bir süreç olarak okumak daha yerinde olacaktır.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.