Rusya ve Batı Afrika: Moskova’nın Sahel’deki Yeni Diplomatik Stratejisi
25.06.2025 - 16:28 | Son Güncellenme: 03.09.2025 - 14:48
Rusya, Afrika’nın Sahel bölgesinde derin jeopolitik değişimler yaşanırken, dünyanın en istikrarsız bölgelerinden birinde nüfuzunu artırmak için diplomatik araçlarını yeniden şekillendiriyor.
On yıllar boyunca tek tek Afrika devletleriyle ikili ilişkilere odaklanan Moskova, yaklaşık iki yıl önce Rusya Dışişleri Bakanlığı Afrika ile Ortaklık Departmanı adı altında, tek tek devletler yerine bölgesel örgütlerle birleşik bir varlık olarak ilgilenmeyi amaçlayan yeni bir girişim başlattı.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’a göre, söz konusu girişim şubat ayında bakanlık bünyesinde onaylandı.
Gözden Kaçmasın
Deneyimli diplomat Tatyana Dovgalenko’nun başkanlığındaki bu yönetim, benzer güvenlik ve ekonomik zorluklarla karşı karşıya olan Mali, Nijer ve Burkina Faso’yu da kapsayan “Sahel İttifakı” ile ilişkileri güçlendirmeye odaklanıyor.
Diğer yandan, Mali’nin başkenti Bamako’da daimi bir Rus misyonunun açılması hem sembolik hem de stratejik bir anlam taşıyor.
Bamako, bölgedeki jeopolitik merkez konumunun yanı sıra paramiliter Wagner Grubu aracılığıyla Rusya ile askeri ortaklığını ilan eden ilk Sahel ülkesinin başkenti olması nedeniyle misyonun merkezi olarak seçildi.
Yapısal olarak Rusya’nın planları, bu misyonun komşu ülkelerdeki mevcut büyükelçiliklerle birleştirilmesi yerine, büyükelçi statüsünde bir diplomatın bu misyonu yönetmesini öngörüyor.
Bu karar, Kremlin’in Niamey ve Vagadugu’daki yerel hükümetlerle yakın koordinasyonu sürdürürken, bağımsız bir varlık olarak bölgesel ittifakla etkileşime öncelik verme arzusunu yansıtıyor.
Misyonun güvenlik, enerji ve ticaret alanlarında işbirliğini teşvik etmek için bir köprü görevi görmesi ve daha sonra Batı Afrika’da Rus koordinasyonu için bölgesel bir merkez olacak şekilde genişletilmesi bekleniyor.
Bu hamlenin daha geniş bağlamı ise, Fransa’nın 2022’de Mali’den çekilmesiyle başlayan bölgedeki Fransız ve Avrupa nüfuzunun azalması ve Batı karşıtı duyguların yükselmesidir.
Burada Rusya, yardımları genellikle siyasi koşullara bağlayan Avrupa yaklaşımının aksine, kendisini sömürgecilik karşıtı bir söyleme ve içişlerine karışmamaya dayanan alternatif bir ortak olarak sunarak boşluğu doldurma fırsatı buldu.
Rusya’nın Sahel’deki stratejisi güvenlik ve ekonomi ikileminden ayrılmıyor. Moskova bu iki boyutu entegre bir işbirliği modeli içinde birleştirmeyi amaçlıyor.
Güvenlik cephesinde ise Rusya, Sahel ülkeleri dışişleri bakanlarının Nisan 2024’te Moskova’ya gerçekleştirdikleri ziyaret sırasında 5 bin kişilik bölgesel bir “ortak güç” oluşturulmasını destekleme sözü verdi.
Söz konusu güç, Cemaat Nusret el İslam vel Müslimin (CNIM) ve IŞİD gibi cihatçı grupların artan yayılmasına karşı koymayı amaçlıyor.
Ancak Rusya’nın desteği doğrudan askeri sınırlarla sınırlı kalmıyor. Rusya, paramiliter şirketi aracılığıyla Rus güçlerinin sahadaki varlığına ek olarak istihbarat, eğitim ve askeri altyapının geliştirilmesi alanlarında da yardım sağlıyor.
Bu destek şu ana kadar güç dengesini radikal bir şekilde değiştirmemiş olsa da, Moskova’nın bölgenin güvenlik denkleminde kilit bir oyuncu olarak kalmasına yönelik uzun vadeli bir kararlılığı yansıtıyor.
Ekonomik açıdan ise Rusya şu anda stratejik sektörlerde, özellikle de sivil nükleer enerji alanında büyük ölçekli projeleri değerlendiriyor.
Mali ve Burkina Faso’da, Rusya tarafından Sahel’in kronik enerji sorunlarına bir çözüm olarak teşvik edilen bir teknoloji olan, elektrik üretmek için küçük nükleer reaktörler (SMR’ler) inşa etmek üzere müzakereler devam ediyor.
Bu proje hayata geçirildiği takdirde, Moskova’ya uzun vadeli teknik ve ekonomik avantaj sağlayacak, aynı zamanda başta altın ve uranyum olmak üzere madencilik alanlarında daha geniş bir işbirliğine ve altyapı geliştirme projelerinin önünü açacak.
Rusya, ekonomik işbirliğini artırmaya yönelik yaklaşımı ve politikasına rağmen, 2022’de Ukrayna’yı işgal etmesinden bu yana Batı’nın uyguladığı yaptırımlar gibi zorluklarla karşı karşıya. Bu durum, Rus yatırımlarının Afrika’ya akışını engelleyebilir.
Aynı zamanda Rus şirketlerinin, birçok Afrika ülkesinin en büyük ekonomik ortağı olan Çin ile rekabet etme kabiliyeti sınırlı kalıyor.
Ancak Moskova bu bağlamda iki faktöre güveniyor. Bunlardan ilki, kendisini Çin gibi yardımlarını siyasi koşullara bağlamayan bir ortak olarak sunmak, ikincisi ise Avrupa pazarlarındaki kayıplarını telafi etmek ve yeni pazarlar açmak için Afrika’nın doğal kaynaklarından faydalanmak olarak görülüyor.
Rus stratejisinin karşılaştığı zorluklar
Rusya’nın Sahel’deki büyük hedeflerine rağmen, Moskova’nın stratejisi, bölge ülkelerindeki iç zorluklar, şiddetli bölgesel ve uluslararası rekabet ve daha geniş jeopolitik sonuçlar gibi çeşitli engellerle karşı karşıya.
Bilindiği üzere Sahel ülkelerinde kronik siyasi istikrarsızlık yaşanıyor. Bu durum, 2023’te Nijer’de yaşanan gibi tekrarlayan darbeler ve hükümetlerin uyumunu zayıflatan ve onlarla ortaklık kurmayı riskli hale getiren yönetici elitler arasındaki çatışmalarla kendini gösteriyor.
Mali ve Burkina Faso gibi ülkelerde altyapı eksikliği, yol ve elektrik şebekesi eksikliği iddialı Rus projelerinin uygulanmasını engelliyor ve maliyetlerini önemli ölçüde arttırıyor.
Rus varlığına yönelik daha önce uluslararası kamuoyunda yapılan eleştirilerin, özellikle Orta Afrika Cumhuriyeti ve Mali’deki Wagner Grubu güçlerine atfedilen insan hakları ihlalleriyle ilgili olanların olumsuz etkisi de göz ardı edilemez.
Bölgesel ve uluslararası düzeyde, Batı Afrika’daki nüfuzlarını genişletmek isteyen diğer güçlerle rekabet kızışıyor.
Örneğin Çin, kıtadaki büyük altyapı projelerine hakim olduğu “Kuşak ve Yol Girişimi” aracılığıyla finansman kapasitesi bakımından Rusya’yı geride bırakıyor.
Aynı zamanda Türkiye, savunma ve inşaat sektörlerine yaptığı yatırımlarla bölgede aktif bir oyuncu olarak ortaya çıkıyor ve bölge halkının geniş kesimlerine hitap eden ve Rusya’ya kıyasla daha kabul edilebilir bir söylemle destekleniyor.
Başta Fransa ve AB olmak üzere Batılı güçler, AB-Afrika 2024 Zirvesi gibi girişimlerle, azalan nüfuzlarını yeniden kazanmaya çalışıyor. Ancak sömürgeci olarak görülen politikaları nedeniyle Afrika’nın derin şüpheleriyle karşı karşıyalar.
Jeopolitik açıdan Rusya’nın Sahel’deki stratejisi, uluslararası manzarada radikal bir değişimi yansıtıyor. Afrika’da tek taraflı Batı hegemonyası yerine çok kutuplu bir dünya düzenine yönelik çağrılar artıyor.
Bu bağlamda Moskova, Afrika ülkeleriyle kötü bir geçmişe sahip olmadığı için sömürgecilik karşıtı retorikte rahatlık buluyor ve bu retorik Avrupa vesayetinden hoşnut olmayan Sahel hükümetlerinde iyi yankı buluyor.
Ancak asıl soru şu: Rusya verdiği sözleri somut başarılara dönüştürebilecek mi?
Bu sorunun cevabı, Ukrayna’nın işgalinden bu yana Batı tarafından uygulanan yaptırımları aşma ve Afrika ülkelerindeki iç çatışmalara çekilmekten kaçınma becerisinde yatıyor olabilir.
Ancak bu, Sahel bölgesine yayılmış isyancı gruplar ve silahlı örgütler arasındaki askeri operasyonların büyümesi göz önüne alındığında belirlenmesi zor bir konu.
Dolayısıyla bu stratejinin istikrarsız Sahel bölgesine istikrar ve refah getirebilecek bir kalkınma modeli olarak başarılı olup olmayacağını söylemek zor olacaktır.
Rusya’nın Sahel’deki stratejisi sadece bir macera değil, Afrika’da önemli bir oyuncu olarak varlığını pekiştirmeyi amaçlayan daha geniş bir jeopolitik vizyonun parçası olarak görülüyor.
Ancak bu stratejinin başarısı büyükelçiliklerin ya da imzalanan anlaşmaların sayısıyla değil, şiddet ve çatışmalardan yoksulluğa kadar bölgedeki krizlere sürdürülebilir çözümler getirme becerisiyle ölçülecektir.
Aynı zamanda Sahel’in yeni ortaklara doğru kayması, Batı’ya Afrika’nın artık “yeni sömürgecilik” için bir arena değil, kimin güvene layık olduğuna Afrikalıların kendilerinin karar verdiği, çoklu güçler arasında bir rekabet alanı olduğunu hatırlatıyor.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.