Rusya–Ukrayna Savaşında Hafıza Diplomasisi: Kırım’dan Alaska Zirvesi’ne

Doç. Dr. Merve Suna Özel Özcan, Rusya–Ukrayna savaşında hafıza diplomasisini ve Alaska Zirvesi’nin tarihsel travmalarla bağlantısını Fokus+ için kaleme aldı.
250825ZK_Web_-_Rusya%E2%80%93Ukrayna_Sava%C5%9F%C4%B1nda_Haf%C4%B1za_Diplomasisi-_K%C4%B1r%C4%B1m%E2%80%99dan_Alaska_Zirvesi%E2%80%99ne-Do%C3%A7._Dr._Merve_Suna_%C3%96zel_%C3%96zcan.jpg

25.08.2025 - 14:44  |  Son Güncellenme:  04.09.2025 - 16:28

Uluslararası ilişkiler, tarih boyunca aktörlerin birbirleriyle ilişkilerini ve uluslararası sistemi belirlemede güç temel bir unsur olarak merkezde yer almıştır. Ancak güç, aynı zamanda kontrol edilemeyen savaşları da beraberinde getirmiştir. Özellikle 20. yüzyılın büyük yıkımların yaşandığı bir dönem olduğu hatırlandığında, mevcut sistemin her defasında yeniden, büyük trajedilerin tekrarlanmaması amacıyla dizayn edilmeye çalışıldığı görülmektedir. 

20. yüzyılın sonunda Soğuk Savaş’ın sıcak bir çatışmaya dönüşmeden sona ermesi, esasında sistemde bir tarafın üstün geldiğini, yani liberal dünya ve demokrasilerin zaferini ortaya koymuştur. Fukuyama’nın “Tarihin Sonu” tezi de bu idealist durumun entelektüel yansımasını oluşturmuştur. Bununla birlikte, bu iyimser dönemin yalnızca 2007 yılına kadar sürdüğünü söylemek mümkündür.  

Sadece NATO veya AB gibi kurumsal çerçeveleri değil, tarihsel olarak Avrupa güçlerinin Rusya’ya karşı geliştirdiği ortak refleksleri de dikkate almak gerekir. Rusya’nın hafızasında “Batı ittifakı”, her dönemde farklı kurumsal biçimlerde ortaya çıkmış olsa da Rusya’nın genişlemesini sınırlayan bir dış çember olarak varlığını sürdürmüştür. Bunun temel nedeni, 2007 yılında Vladimir Putin’in Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma ile sisteme yönelttiği meydan okuma ve çok kutupluluk söyleminin Batı karşısında açık biçimde dile getirilmiş olmasıdır. 

Elbette 2008’deki Gürcistan müdahalesi ve 2014’te Kırım’ın ilhakı bu söylemin sahadaki somut yansımaları olarak değerlendirilmelidir. Peki, bugün gelinen süreç nedir? Uluslararası sistem nasıl bir güç dengesine doğru evrilmektedir? Özellikle tarihsel hafızaların tazelendiği bu dönemde Alaska Zirvesi ve onun etkilerini analiz ederken nasıl bir dünya tahayyül etmeliyiz? Bu soruların yanıtlarını tarihsel kıyaslamalar üzerinden okumak, bize farklı bir analiz kapısı aralayacaktır. 

Alaska zirvesi ve tarihsel hafıza 

Vladimir Putin ile Donald Trump arasındaki görüşmenin Alaska’da gerçekleştirilmesinin tesadüf olduğunu söylemek imkansızdır. Burada temel konuya odaklandığımızda, seçilen mekanın üç ana başlıkla açıklanabileceğini görmekteyiz: İzolasyon, büyük güçlerin belirleyiciliği ve tarihsel göndermeler.  

Alaska Zirvesi 2025

Zira Alaska Zirvesi, en az Alaska kadar “buzdağının görünen ve görünmeyen kısımları” üzerinden okunmalıdır. Nitekim taraflar burada tarihsel hafıza ve sembollerle bir araya geldi. Putin, İkinci Dünya Savaşı’na atıflarla anıtları ziyaret ederken; Trump, yakın dönemde İran–İsrail savaşında kullanılan B-2 uçaklarını öne çıkararak bir güç gösterisi yaptı. Taraflar samimi bir görüntü verseler de zirve, özünde güç odaklı bir buluşmaydı. Zirvenin sonucunda ise savaşın asıl tarafı olan Ukrayna olmadan bir çözüm tasarısı gündeme geldi: Toprak takası ve garantörlük. 

Bu durum, Batı içinde yaşanan kırılmanın açık bir göstergesiydi. Atlantik ilişkilerinde ortaya çıkan bu çatlağı gören Rusya, yeni pragmatik adımlar atmaya yöneldi ve Alaska Zirvesi bunun bir yansıması oldu. Nitekim Rusya ve ABD, Lavrov’un üzerinde taşıdığı SSCB yazılı tişört ile sembolleşen Soğuk Savaş göndermesindeki gibi, iki süper güç olarak yeniden bir araya geldiler. 

Görüşme, Ukrayna topraklarının yüzdeler üzerinden paylaşılması temasını taşısa da gündemin yalnızca Ukrayna ile sınırlı kalmadığı açıktır. Putin’in yedi yıl aradan sonra Trump ile görüşmesi, tarafların Orta Doğu’dan Zengezur’a kadar uzanan çok katmanlı konuları ele aldığını göstermektedir. Bu bağlamda enerjinin de temel bir müzakere başlığı olarak unutulmadığını vurgulamak gerekir. 

Kırım Savaşı’ndan Rusya Ukrayna Savaşı’na evrilen kollektif öteki ve denge arayışı 

Asıl konu burada Alaska’dan hareketle Batı içindeki kırılmanın okunması. Çünkü ABD’de Trump göreve geldiğinden bu yana Batı içinde bir çatlak olduğu somutlaştı. Bu durumda Trump’ın sistemin ana belirleyicisi rolünü giderek benimsediği söylenebilir. Alaska’da yapılan zirvenin gözden kaçan en büyük alt metinleri ise Kırım Savaşı üzerinden okunmalıdır. Alaska, bilindiği gibi 1867 yılında ABD’ye 7,2 milyon dolara satıldı. 

1853–1856 Kırım Savaşı

O dönemde yalnızca buzdan ibaret olduğu düşünülen bu topraklar, aslında büyük bir tarihsel travmanın izlerini taşır: Kırım Savaşı. İşte tam bu noktada tarihsel hafıza devreye girer. Bilindiği üzere 1853–1856 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya arasında Kırım Savaşı yaşandı. Ancak bu savaşta Batı, Rusya karşısında Osmanlı’nın yanında yer aldı. Peki ama neden? Ve Kırım Savaşı ile bugün Ukrayna’da yaşanan savaşın benzerliği nedir diye sormamız gerekir. 

Kırım Savaşı’ndan bugüne Batı’nın Rusya’yı çevreleme girişimleri görülmektedir. Özellikle de Kırım Savaşı sonrasında Rusya Avrupa tarafından ötekileştirilmiş ve Rus milliyetçiliği üzerinde derin bir kırılma doğurmuştur. Bu süreç, Rusya’nın hafızasında “tarihsel Batı düşmanlığı” söyleminin temelini oluşturmuştur. 

Keza Avrupa içinde de “Rus tehdidi” algısı giderek daha belirgin hale gelmiştir. Özellikle Fransa ve İngiltere’nin emperyal çıkarlar çerçevesindeki sömürgeci yaklaşımlarının güç dengeleri bağlamında Rusya’yı dışlama eğilimi, artık yeni bir boyut kazanmıştır. Böylece Batı hafızasında Rusya’nın Avrupa düzenini tehdit eden yapısı, 19. yüzyıldan bugüne kesintisiz bir algı iken; Rusya açısından da tarihsel bir ötekilik travması doğmuştur. 

NATO’nun doğuya genişlemesi, bu kolektif hafızanın güncel tezahürüdür. Denge arayışı sona ermemiş, ancak Soğuk Savaş sonrasında sınırlandırılmıştır. 2014 Kırım ilhakı ile bu tarihsel tavır yeniden ortaya çıkmıştır. Batı, Rusya’nın güç projeksiyonunu dengeleme amacında iken, farkında olarak ya da olmayarak NATO ve AB genişlemeleriyle Rusya’yı yeniden bir “ötekilik sınırına” hapsetmiştir. İki savaş süreci arasında büyük farklar olmakla birlikte artık denge sadece askeri değil; enerji, ekonomi, teknoloji ve diplomasi ekseninde şekillenen hibrit savaş gerçeği ile ilerlemektedir. 

Kırım Savaşı nedeniyle satılan Alaska da bu açıdan Rusya’nın tarihsel travmasının bir yansımasıdır. Bu nedenle Rusya, Alaska’da geçmişin hesapları ile bir zirveye katılmıştır. Çıkan sonuçlar da Kırım Savaşı’ndan farklı olarak, Rusya’nın sistemde izole edilmeye çalışılan Batı karşısında ABD ile ittifak kurabileceği ve böylece yalnızlaştırılamayacağının ortaya konduğu; ayrıca Ukrayna savaşında istediğini alabileceği bir kapının aralandığını göstermektedir. 

Kırım Savaşı nedeniyle elden çıkan bu toprakların Alaska Zirvesi ile tersine çevrilen bir yaklaşımla okunduğunda, yeni toprak kazanımları için 21. yüzyılda Rusya adına bir zafer olup olmayacağı belirsizdir. Ancak Alaska Zirvesi sonrasında Trump’ın Zelenski ve Avrupalı liderlerle bir araya geldiği görüşmede “ateşkessiz bir barış”ı gündeme getirmesi —tıpkı Rusya’nın isteği gibi— önemli bir dönüm noktasıdır. 

Trump, Beyaz Saray’da Avrupalı liderlere herkese söz hakkı verirken zihninde zaten bir barış planı olduğunu da göstermiştir. Her liderin açıklaması Trump’ı ve olası barışı överken, istenmeyen sonuçlar nedeniyle gergin bir gülümsemenin arkasında saklanmış olsa da günün sonunda bu masada da Rusya’nın etkisi görüldü. Sonuç ne olursa olsun, savaşların kazananı olmayacağı gerçeği bir vakıa olsa da geçmişin hesapları, devletlerin travmatik hafızalarıyla kendini yeniden ve yeniden göstermektedir denebilir. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.