Rize’de Bir Kitabın Gençlerin Kalplerine Dokunuşu

Gazeteci Emine Şeçeroviç Kaşlı, “Çayla Kitap” projesi kapsamında bir kitabın lise öğrencileri üzerinde bıraktığı etkiyi Fokus+ için kaleme aldı.
Emine Şeçeroviç Kaşlı
rize-de-bir-kitabin-genclerin-kalplerine-dokunusu.jpg

25.12.2025 - 17:24  |  Son Güncellenme:  25.12.2025 - 17:28

Aralık ayında, Rize Valiliği’nin himayesinde yürütülen “Çayla Kitap” projesine konuk olarak davet edildiğimde, açıkçası beni nasıl bir ortamın beklediğini tam olarak kestiremiyordum. Projenin kapsamını öğrendiğimde ise işin ciddiyeti ve güzelliği daha net ortaya çıktı: Tamamı lise öğrencilerinden oluşan yaklaşık bin genç, her ay bir kitap okuyor, üstelik bu kitaplar rastgele değil, özenle seçiliyor. Türkiye’nin yakın tarihinden, değerlerinden beslenen eserlerin yanında Filistin’i, Bosna Hersek’i anlatan kitaplar da bu listenin içindeydi. Saraybosna’da yaşadığım savaşı çocuk gözünden anlattığım “Kurşunların da Rengi Var” da okunan kitaplardan biriydi. 

Bu bilgi beni hem onurlandırdı hem de doğal olarak tedirgin etti. Çünkü söz konusu olan bir savaş hikayesiydi. Çocukluğun en masum çağlarında, silah sesleriyle büyümüş bir çocuğun hatıraları… Günümüz gençlerinin, teknolojiyle çevrili, hızlı tüketilen bir dünyada böyle ağır bir konuyu ne kadar dinleyebileceğini ne kadar hissedebileceğini düşünmeden edemedim. Hatta, tüm bu dijital çağın içinde, onların hala kitap okuyor olmasını bile başlı başına bir kazanım olarak gördüm. 

Yaklaşık 600 öğrencinin katılacağı bir salonda konuşma yapacaktım. Aklımdan geçen ilk şey şuydu: “Onları sıkmamalıyım.”  

Uzun, ağır, didaktik bir konuşma yapmak istemiyordum. Dikkatlerinin dağılabileceğini, kendi aralarında konuşabileceklerini de hesaba kattım. Hatta bunu doğal kabul ettim. Bir yazar olarak değil, o salondaki bir yetişkin olarak tek derdim şuydu, bu buluşma onlar için boş bir etkinlik olmasın. Kitap okumuş olmaktan öte, içlerinden bir şeye dokunabilsin. 

Ancak hiçbir şey düşündüğüm gibi ilerlemedi. 

Saraybosna’dan kalkacak uçağım rötar yaptı. Doğal olarak Rize uçağımı kaçırdım. Uzun ve yorucu bir yolculuğun ardından, gecenin ilerleyen saatlerinde Trabzon’a ulaştım. Oradan da karayoluyla Rize’ye geçtim. Yorgunluk, uykusuzluk, zihinsel karmaşa… Her şey üst üste gelmişti. Fakat ertesi gün salona adımımı attığım anda, tüm bu yorgunluğun nedenine değdiğini anladım. 

Kalpten gelen bir buluşma 

Gençlerin karşılaması, gözlerindeki heyecan, salondaki enerji tarifsizdi. Samimi, içten, hesapsız bir ilgi vardı. Benim için hazırlanmış bir programdan çok, kalpten gelen bir buluşma gibiydi. Kitabımı okuduklarını biliyordum elbette ama bu yaş grubundaki gençlerin, anlatılanlarla ve benimle bu kadar güçlü bir bağ kurabileceklerini doğrusu beklemiyordum. 

Çünkü “Kurşunların da Rengi Var” eğlenceli, hafif bir hikaye değil. Gerçekler üzerine yazılmış, savaş gibi ağır bir konuyu taşıyan bir kitap. Çocukların oyun çağında nasıl büyüdüğünü, korkunun ve umudun aynı evde nasıl yaşadığını anlatıyor. Salonda konuşmalar, fısıltılar olur diye düşünürken, konuşmaya başladığım andan itibaren tek bir ses bile çıkmadı. Gözler üzerimdeydi ama asıl hissettiğim şey, kalplerin açık oluşuydu. 

Konuşurken kalp işareti yapanlar, kitabı havaya kaldırıp sallayanlar, gözleri dolu dolu dinleyenler… Ve programın sonunda sahneye çıkıp hediye vermek isteyen öğrenciler. Kimisi Rize’nin balını “şifa olsun” diyerek getirmişti. Kimisi, savaşta kutlayamadığım doğum günlerim için çiçek yaptırmıştı. Kimisi de benim için şiir yazmıştı. Bunlar, bir insanın hayatında kolay kolay unutamayacağı anlardı. 

Oraya giderken, kendi kendime “duygusal olmamaya çalışacağım” demiştim. Yaşları gereği, o ağır konuyu bile biraz ilginç anlatmam gerektiğini düşünüyordum. Ama çocuklar gelip bana sarıldıklarında, ağlamaya başladıklarında, benim de saklanacak bir yerim kalmadı. O an, yazının ve hikayenin gücünü bir kez daha hissettim. Kelimelerin, yıllar ve coğrafyalar aşarak kalpten kalbe ulaşabildiğini… Ve en önemlisi, tüm negatif örneklerin yanında, Türkiye’de harika bir gençliğin yetiştiğini görmek çok değerli. Hayatlarında daha bu yaşta Bosna’ya da yer verdiklerini, sevgi beslediklerini hissetmek tarif edilemez. 

Bugün sıkça gençlerin kitaptan uzaklaştığından, okumadıklarından şikayet ediyoruz. Belki de çoğu zaman yanlış yerden bakıyoruz. Çünkü bir tarafta, her ay bir kitabı ciddiyetle okuyan, yazarın duygusunu anlamaya çalışan, soru soran, paylaşan gençler var. Bir kitabın sadece bir metin değil, bir insanın hayatı olduğunu görebilen gençler… 

Doğru yönlendirme, doğru içerik ve samimi bir emekle gençler sandığımızdan çok daha derin düşünebiliyor. Bosna’yı, Filistin’i, adaleti ve vicdanı bu yaşta taşıyabiliyorlar. “Çayla Kitap” sadece kitap okutan bir proje değil; hafıza inşa eden, merhameti büyüten bir yolculuk. 

Ve o gün Rize’de, bir kitabın bir salonu susturduğuna tanıklık ettim. Ama aslında susturan kelimeler değil; gençlerin kalbinde çoktan yerini almış olan insanlık duygusuydu. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.