PKK’nın Feshi ve Terörsüz Türkiye

Araştırmacı Can Acun, PKK’nın aldığı fesih kararını ve bu sürecin Türkiye’nin güvenlik stratejisine etkilerini Fokus+ için kaleme aldı.
PKK’nın_Feshi_ve_Terörsüz_Türkiye-Can_Acun

14.05.2025 - 11:54  |  Son Güncellenme:  05.09.2025 - 11:06

Terör örgütü PKK, 5-7 Mayıs 2025 tarihleri arasında gerçekleştirdiği 12. Olağanüstü Kongresi ile örgütsel faaliyetlere son verme kararı aldı. Kurucu liderleri Abdullah Öcalan'ın çağrısı sonrasında gerçekleşen kongrede alınan "PKK'nın örgütsel yapısının feshedilmesi ve silahlı mücadele yönteminin sonlandırılması" kararları, elbette Türkiye'nin terörle mücadelesi açısından önemli bir dönüm noktası. 

Kongrenin, çatışmaların sürdüğü, askeri operasyonların devam ettiği ve örgütün lojistik hatları üzerindeki baskının arttığı bir ortamda gerçekleştirilmesi, PKK liderliğinin bu kararları alma noktasında içinde bulunduğu çıkmazı da gözler önüne serdi. 

PKK'yı fesih sürecine iten nedenler arasında, Türkiye'nin mevcut askeri doktrini ve terörle mücadele yöntemleri önemli bir rol oynamaktadır. Türkiye, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra PKK'ya karşı hem yurt içinde hem de Irak ve Suriye'de kapsamlı bir mücadele yürütmüştür.  

Bu süreç, PKK'nın askeri yapılanmasının büyük ölçüde etkisiz hale getirilmesine ve Türkiye'nin sınır güvenliğinin sağlanmasına olanak tanımıştır. Türkiye’nin proaktif hareket tarzı, Irak’ın kuzeyinde PKK'nın uzun yıllar boyunca yatırım yaptığı bölgeleri hedef alarak hem konvansiyonel hem de asimetrik güç unsurlarıyla alan hakimiyeti oluşturmasını sağlamıştır.  

PKK, Türkiye'nin askeri baskısı nedeniyle doğuya doğru çekilmek zorunda kalmış ve bu süreçte MİT’in dekapitasyon operasyonlarına maruz kalmıştır. Ayrıca, Ankara, Erbil ve Bağdat arasında terörle mücadele konusunda artan bir iş birliği, PKK'nın daha da dar bir alana sıkışmasına neden olmuştur. Öcalan’ın çağrısı ile birlikte, bu askeri sıkışmışlık, PKK'yı kendini feshetmeye zorlayacak faktörleri gündeme getirmiştir. Bu durum, örgütün maruz kaldığı varoluşsal tehditleri ve stratejik değişiklikleri göstermektedir. 

Nihayetinde örgütün temel iddialarından vazgeçerek, demokratik siyaseti benimsediğini ilan etmesi, uzun yıllardır silahlı mücadeleyi temel yöntem olarak benimseyen bir yapılanma için radikal bir paradigma değişimine işaret etmektedir. Bu değişim, 27 Şubat'ta Öcalan'ın örgüte silah bırakma talimatı verdiği mektubunda "özgür ve eşit anayasal yurttaşlık temelinde demokratik kimlik sahibi demokratik toplum" çizgisinin esas alınacağı vurgusuyla somutlaşmaktadır. 

PKK'nın örgütsel yapısını feshetme ve silahlı mücadeleye son verme kararları, öncelikle Türkiye'nin iç güvenliği açısından önemli bir dönüm noktası olabilir. Yıllardır süregelen terör tehdidinin ortadan kalkması, güvenlik güçlerinin üzerindeki ağır yükü hafifletecek ve kaynakların farklı alanlara yönlendirilmesine olanak tanıyacaktır. 

Ancak, bu kararların sahada ne ölçüde ve ne kadar hızlı bir şekilde hayata geçirileceği, örgütün tabanı ve farklı fraksiyonları üzerindeki liderlik kontrolünün etkinliğiyle yakından ilişkilidir. Geçmişte yaşanan ateşkes süreçlerindeki kırılganlıklar göz önüne alındığında, bu sürecin titizlikle yönetilmesi ve güven artırıcı adımların atılması büyük önem taşımaktadır. 

PKK'nın bölgesel bir aktör olarak Suriye ve Irak gibi ülkelerdeki varlığı, fesih ve silahsızlanma kararlarının bölgesel yansımalarını karmaşık hale getirebilir. Özellikle Suriye'de YPG/SDG gibi yapılarla olan ideolojik ve organik bağın nasıl çözüleceği, bölgesel güçlerin bu sürece nasıl tepki vereceği önemli soru işaretleri taşımaktadır. Türkiye'nin bu süreçte bölgesel aktörlerle yürüteceği diplomasi, olası istikrarsızlıkların önüne geçilmesi açısından kritik rol oynayacaktır. 

Süreçte planlanması gerekenler  

Bu eşiğin başarıyla yönetilmesi, Türkiye'nin iç barışı, demokratik geleceği, jeopolitik nüfuzu ve çıkarları açısından hayati önem taşımaktadır. Bu süreçte atılacak adımların dikkatli bir şekilde planlanması, olası risklerin öngörülerek önleyici mekanizmaların geliştirilmesi ve tüm paydaşların katılımıyla kapsayıcı bir çözüm vizyonunun ortaya konulması gerekmektedir.  

PKK'nın bu kararlarının samimiyeti ve sürdürülebilirliği zamanla test edilecektir. PKK’nın 12. kongre kararlarıyla kendini feshettiğini ortaya koymasının akabinde, ilgili mekanizmalarla sürecin en iyi şekilde ilerletilmesi için çeşitli, siyasi, hukuki ve idari kararlar alınması söz konusu olacaktır. Burada PKK mensuplarının de-radikalizasyon ve topluma yeninden kazandırılmaları önemli bir husus olarak öne çıkmaktayken, sözde lider kadronun da üçüncü ülkelerde ikametlerinin sağlanması ve gerekli diplomatik angajmanların oluşturulması gerekmektedir.  

Örgütün kademeli olarak Irak sahasındaki Kandil, Gara, Sicnar, Mahmur ve Asos gibi kontrol ettiği alanları boşaltması, Erbil ve Bağdat ile koordineli bir çalışma gerektirecektir. Ayrıca, Irak’ın kuzeyinde PKK'nın terör faaliyetleri nedeniyle boşaltılmış yüzlerce yerleşim yerinin yeniden ikamete açılması, bu bölgelerin güvenliğinin sağlanması için KDP ve Peşmerge ile iş birliği yapılmasını zorunlu kılacaktır. PKK'nın mağara ve tünellerdeki unsurlarının koordineli bir şekilde boşaltılması, ellerindeki silah ve mühimmatın Türkiye gözetiminde yok edilmesi veya teslim edilmesi gibi süreçler de oldukça önemlidir.  

PKK/KCK çatı örgütlenmesine bağlı birçok alt illegal yapı bulunmaktadır; bu yapıların tüm komuta kontrol sistemlerinin lağvedilmesi, faaliyetlerinin durdurulması ve örgütsel belgeler ile araç-gereçlerin tasfiyesi kritik bir öneme sahiptir. Ayrıca, bu süreçlerin provokasyonlara açık olduğunu da unutmamak gerekir. 

Topluma yeniden kazandırma; suça bulaşmamış eski örgüt üyelerinin topluma yeniden kazandırılması sürecin sonraki parçası olacaktır. Bu süreçte rehberlik, eğitim ve iş olanakları gibi destekler sunulması gündeme gelebilir. Fesih sürecinin başarıyla ilerlemesi için Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bir komisyon oluşturup uzun vadeli bir izleme mekanizması da kurulabilir. 

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan örgüt üyelerinin kademeli olarak sınırda teslim alınması ve yasal süreçlere tabi tutulması, sürecin yargısal denetimle ilerlemesi önemlidir. İlk aşamada, çocukları PKK tarafından kaçırılan Diyarbakır annelerinin evlatlarının dönüşü sağlanması önceliklendirilebilir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan örgüt üyelerinin ise kimliğini taşıdığı ülkelere dönmesinin uluslararası hukuk bağlamında planlanması gereklidir. 

Örgütün Suriye ayağının da dikkatle takip edilmesi gerekmektedir. Dağ kadrosundan 3 bine yakın unsurun halen Suriye’de olduğu düşünüldüğünde, bu unsurların da silahtan arındırılması önem arz etmektedir.  

Yine örgütün Suriye kolu olan SDG/YPG’nin kontrol ettiği bölgeleri Şam yönetimine entagrasyonunun bu süreçte hızlanması beklenmektedir. Nihayetinde PKK’nın ana yürütme yapısının dağılması, emri komuta zincirinin ve merkezi güç öğelerinin tasfiyesi örgütün Irak ve Suriye sathındaki diğer alt bileşenlerinin de ister gönüllü isterse zoraki olsun tasfiye edileceği bir süreci başlatacaktır.  

Türkiye’nin hem ana örgütlenme hem de alt bileşenlerinin tasfiye süreçlerini siyasi ve askeri açıdan yakından takip etmesi ve her iki ülkedeki askeri/istihbari alt yapı koruyanarak sürecin sağlıklı ilerlemesini denetleyip yönetmesi beklenmektedir. Çeşitli nedenlerle PKK’nın tasfiye sürecinin hayata geçmemesi durumunda ise Türkiye, Irak ve Suriye sathındaki askeri operasyonlarını kararlılıkla sürdürecektir. Daha da zayıflamış ve parçalanmış durumda kalacak olan PKK’nın güç kullanarak elimine edilmesi süreci sonuna kadar devam ettirilecektir.   

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.