Pakistan’ın Ayrılıkçı Beluç Terör Örgütleri ile Mücadelesi
13.02.2026 - 16:59 | Son Güncellenme: 13.02.2026 - 17:05
Pakistan, bağımsızlığından bu yana karşılaştığı en yoğun terör dalgalarından birini yaşıyor. Özellikle 2025 itibarıyla Beluç ayrılıkçı grupların saldırılarındaki artış hem sıklık hem de hedef ölçeği bakımından dikkat çekici bir düzeye ulaşmış durumda. Bu sürecin başat aktörlerinden biri olan Belucistan Kurtuluş Ordusu (Balochistan Liberation Army – BLA), Belucistan merkezli ayrılıkçı yapılar arasında öne çıkmakta; 2000 yılında kurulan örgüt, 2019’dan bu yana Amerika Birleşik Devletleri tarafından Yabancı Terör Örgütleri listesine alınmıştır.
Son saldırı dalgasını önceki terör eylemlerinden ayıran temel unsur, dikkat çekici düzeydeki operasyonel koordinasyon ve bazı eylemlerde ilk kez kadın militanların sahaya sürülmesidir. Terör örgütünün Operation Herof 2.0 (Operasyon Siyah Fırtına 2.0) adını verdiği bu saldırıların son halkası, 31 Ocak 2026’da Pakistan’ın Belucistan eyaletinin başkenti Quetta ve çevresinde gerçekleşmiştir.
Sorumluluğunu BLA’nın üstlendiği bu saldırılarda; hastaneler, okullar, bankalar gibi çok sayıda devlet binasının yanı sıra askerî noktalar da bombalı ve silahlı saldırıların hedefi olmuştur. Resmî açıklamalara göre 31 sivil ve 17 güvenlik personeli hayatını kaybetmiştir.
BLA saldırılarındaki güç ve koordinasyon artışı, örgütün dış destek aldığına yönelik iddiaları da beraberinde getirmiştir. Nitekim Mart 2025’te Belucistan’ın başkenti Quetta’dan Peşaver’e gitmekte olan Jaffar Express treninin kaçırılmasıyla sonuçlanan eylemde, yaşanan çatışmalar sırasında 28 sivil ve 4 asker hayatını kaybetmiştir. Pakistan yönetimi bu saldırıların Hindistan tarafından desteklendiğini ileri sürerken, söz konusu açıklamaların ardından Hindistan kontrolündeki Keşmir’de bir terör saldırısı gerçekleşmiştir. Yeni Delhi ise bu eylemi Pakistan destekli gruplara atfederek Operasyon Sindoor’u başlatmış; süreç, yaklaşık dört gün süren ve uluslararası kamuoyunda ciddi endişe yaratan sınırlı ölçekli bir askerî gerilime dönüşmüş, dördüncü günün sonunda durdurulmuştur.
Keşmir meselesi başta olmak üzere bölge nehirlerinin suyunun paylaşımı ve din temelli karşıtlıklar nedeniyle sıklıkla tansiyonun yükseldiği bölgede, Hindistan ve Pakistan yaşanan terör olayları konusunda karşılıklı olarak birbirlerini suçlamayı bir refleks haline getirmiş görünüyor. Saldırıların niteliği ve taraflar arasındaki derin güvensizlik dikkate alındığında, geniş coğrafyalara yayılan terör örgütlerinin etkili saldırılarının dış güç destekli olabileceği yönündeki kanaat güçlenmektedir. Bununla birlikte, bu ortam aynı zamanda tarafların gerçeklik ve güven algısını yitirmesine ve sahte bayrak (false flag) operasyonları üzerinden birbirlerine saldırmalarına de zemin hazırlayabilir.

31 Ocak tarihli son terör saldırılarının ardından Pakistan, bu eylemlerin de komşusu tarafından desteklendiğini “Hindistan Fitnesi” olduğunu iddia etti. Saldırılardaki yüksek düzeyde koordinasyon ve eş zamanlı olarak çok sayıda noktanın hedef alınması, bir terör örgütünün tek başına bu denli büyük çaplı bir operasyonu yürütme kapasitesine sahip olup olmadığı sorusunu gündeme getirmiştir. Ayrıca kadın militanların yer aldığı videoların yayımlanarak halktan destek talep edilmesi, ayrılıkçı hareketin güçlendirilmesi ve popülerleştirilmesi amacı taşıyan bir yöntem olarak değerlendirilmektedir. Bu bağlamda Hindistan basınının Beluç ayrılıkçı hareketlerinin propagandalarına sıklıkla yer vermesi de dikkat çekmektedir. Son saldırıların ardından harekete geçen Pakistan ordusu, 5 gün süren çatışmaların ardından operasyonların ilk aşamasının tamamlandığını ve 216 militanın öldürüldüğünü açıklamıştır.
Belucistan neden hareketli ve ayrılıkçı örgütler ne istiyor?
Belucistan’ı anlamanın yolu bölgenin coğrafya ve demografisini anlamaktan geçiyor.
Beluçlar günümüzde üç farklı devletin sınırları içinde yaşamaktalar. Yaklaşık 4,8 milyon Beluç İran’ın güneydoğusunda yer alan Sistan-Belucistan eyaletinde yaşarken, yaklaşık 500 bin Beluç Güneybatı Afganistan’da bulunmaktadır. En büyük nüfus ise 10 milyondan fazla Beluç’un yaşadığı tahmin edilen Pakistan’ın Belucistan eyaletindedir.
Beluçlar, 19. yüzyılda Britanya ve Pers imparatorluklarının Belucistan’ı kendi etki alanlarına ayırmasına kadar kendi siyasal yapıları ve yönetimleri olan bir topluluktu. 1928 yılına gelindiğinde, fiilen bağımsız bir yapıya sahip olan Batı Beluçistan, Rıza Şah Pehlevi tarafından zorla İran’a ilhak edilmiştir. Beluçlara göre Pehlevi dönemiyle birlikte İran’da merkezî ve Fars kimliği merkezli bir devlet yapısı tesis edilmiş, bu durum etnik baskıyı kurumsallaştırarak Beluç toplumunu sürekli bir hak mücadelesine itmiştir. 1979 Devrimi sonrasında kurulan yeni rejim ise Sünni Beluçları bir tehdit olarak görmüş ve Pehlevi döneminden miras kalan baskı politikalarını daha da sertleştirmiştir.
Belucistan, Pakistan’ın dört eyaleti içinde yüzölçümü bakımından en büyük olanıdır ve ülke topraklarının yaklaşık %44’ünü oluşturmaktadır. Batısında İran, kuzeyinde Afganistan ile sınırı bulunan eyaletin güneyi Arap Denizi’ne açılmaktadır. Hürmüz Boğazı’na yakın konumu, Orta Asya, Orta Doğu ve Güney Asya arasındaki bağlantı noktası olması ve Pakistan’ı dünya ticaret yollarına bağlayan Gwadar Limanına ev sahipliği yapması, bölgeyi son derece stratejik kılmaktadır.
Yaklaşık 760 km uzunluğunda bir sahil şeridine sahip olan Belucistan’ın yüzölçümü 347 bin km² civarındadır. Dağlık yapısı nedeniyle topraklarının yalnızca %5’i tarıma elverişlidir. 2023 verilerine göre çoğunluğu Beluçlardan oluşan yaklaşık 15 milyonluk nüfusuyla, Pakistan eyaletleri arasında en düşük nüfusa sahip bölgedir. Bölgede Beluçların yanı sıra Peştunlar ve Brohiler de yaşamaktadır. Nüfusun %50’den fazlası Hint-İran dil grubuna ait Beluçça konuşmaktadır.
Belucistan; altın, bakır ve doğal gaz gibi önemli yer altı kaynaklarına sahiptir. Buna karşın, Pakistan’da okuryazarlık oranının en düşük olduğu bölgelerden biri olup halkın yaklaşık %70’i yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır.
Bölgenin uluslararası arenadaki önemi
Mevcut veriler ışığında Belucistan bölgesi, bir yandan İran ve Pakistan’ın güvenliği ile sosyo-ekonomik refahı açısından kritik bir konumda yer alırken, diğer yandan Çin ve Amerika Birleşik Devletleri gibi küresel hegemon aktörler için stratejik ticaret yolları ve doğal kaynaklara erişim bakımından yüksek jeopolitik önem taşımaktadır. Ancak bu stratejik değer, bölgenin derin sosyo-ekonomik eşitsizlikler, etnik gerilimler neticesinde son derece kırılgan sosyal ve siyasal fay hatları üzerinde bulunmasının önüne geçememiştir.
Bölgede Pakistan’ın en büyük ortağı Çin en büyük yatırıma sahip ülke konumunda. 2015 yılında imzalanan Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru (CPEC) anlaşması, Pakistan’ın en önemli stratejik anlaşmalarından biri olarak görülmektedir. Çin, bu proje kapsamında yaklaşık 60 milyar dolarlık altyapı ve yatırım taahhüdünde bulunmuştur. Belucistan, bu anlaşmanın merkezinde yer almakta ve Çin’in Kuşak ve Yol Girişiminin en kritik ayaklarından biri olarak değerlendirilmektedir.
Anlaşma çerçevesinde Çinli bir firmaya 40 yıllığına kiralanan ve yukarda stratejik öneminden bahsedilen Gwadar Limanı, Güneybatı Çin’i Arap Denizi’ne bağlayarak Çin’in Avrupa, Orta Doğu ve Afrika’ya uzanan ticaret yollarını kısaltmakta; aynı zamanda enerji tedarikinde Malakka Boğazı’na olan bağımlılığı azaltmayı hedeflemektedir. Zaman zaman projenin durdurulacağına dair spekülasyonlar gündeme gelse de, Şubat 2026 itibarıyla proje devam etmektedir. Belucistan; bakır, altın ve doğal gaz başta olmak üzere milyarlarca dolarlık doğal kaynak rezervlerine sahip olmasına rağmen, Pakistan’ın en yoksul bölgesi konumundadır. Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru kapsamında Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ni Gwadar Limanı’na bağlayan yaklaşık 3.000 km’lik hat boyunca boru hatları, otoyollar ve demiryolları inşa edilmektedir. Başlangıçta bu yatırımlar Beluç halkında ekonomik kalkınma beklentisi yaratmış olsa da, projelerin esas faydasının yerel halka değil Pakistan’ın diğer bölgelerinden ve Çin’den gelen çalışanlara sağlandığı algısı güçlenmiştir. Bu durum, bölge halkının kaynaklarının bir kez daha sömürüldüğü düşüncesini pekiştirmiştir.
Pakistan’ın en büyük sıkıntıyı yaşadığı Hindistan açısından Belucistan’daki ayrılıkçılara verilecek destek bir sıkıştırma kozu niteliğinde olabilmektedir. Keşmir meselesinde Pakistan’a karşı dolaylı bir baskı ve dengeleme alanı olarak da görülmektedir. Hindistan’ın, Pakistan’a karşı Afganistan ve İran ile iş birliği yaparak bölgesel baskı kurmaya çalıştığı da sıkça dile getirilen iddialar arasındadır. Özellikle 2025 yılı sonunda Pakistan-Afganistan sınırında yaşanan çatışmalarda, Hindistan’ın Taliban’ı saldırılar konusunda teşvik ettiği ve desteklediği öne sürülmüştür. Afganistan ve İran’ın Pakistan gibi kendi sınırları içinde Beluç nüfus barındırmaları bu iddiaları daha da dikkat çekici kılmaktadır. Bangladeş’in Pakistan’dan ayrılmasında büyük katkısı olan Hindistan bu bölgenin de Pakistan’dan koparılması için dışardan bir destek sağlamak isteyecektir.
Amerika Birleşik Devletleri bölgeyi Hürmüz boğazında olan yakınlığı sebebiyle daha stratejik ve askeri bir biçimde değerlendiriyor olabilir. İran’a karşı bir uzun vadeli savaşta İran’a baskı uygulamak istediği taktirde İran tarafında kalan Beluç halkı ayaklandırmak isteyebilir. Ancak bunun Pakistan gibi soğuk savaş döneminden beri bir şekilde iyi ilişkiler sürdürülen Pakistan’ı etkilememesi için sınırlandırabilir. Pakistan bölgeye ABD yatırımlarını çekmek amacıyla maden işleme ve enerji alanlarında anlaşmalar yapmak istemekte; ancak bölgedeki terör tehdidi, Pakistan’ın hem ABD’ye hem de Çin’e verdiği yatırım ve güvenlik taahhütlerini yerine getiremeyeceği yönündeki endişeleri artırmaktadır. Bu durum, beklenen yatırım miktarlarına ulaşılmasını zorlaştırmaktadır.
Üç farklı ülkenin topraklarına dağılmış durumda yaşayan Beluçlar, yalnızca emperyal düzenin çizdiği yapay sınırların mağduru olmakla kalmamış; takip eden yüzyıllarda bulundukları ülkelerde iç karışıklık ve güvenlik tehdidi üreten aktörler olarak konumlandırılmaya da çalışılmıştır. Olası bir İran’a ya da Pakistan’a yönelik askerî müdahale senaryosunda, Beluç nüfusunun yaşadığı bölgeler, istikrarı ve kamusal düzeni bozma potansiyeli üzerinden araçsallaştırılabilecek kırılgan alanlar hâline getirilmektedir.
Bu çerçevede değerlendirildiğinde, topraklarının yaklaşık yarısını kapsayan ve en zengin yer altı kaynaklarını barındıran Belucistan, Pakistan açısından yalnızca coğrafi değil, aynı zamanda stratejik ve ekonomik bir can damarı niteliği taşımaktadır. Dolayısıyla bölge halkının refah düzeyinin yükseltilmesine yönelik politikaların geliştirilmesi, bununla eş zamanlı olarak askerî güvenlik tedbirleri ile sosyal yaşamda yumuşak gücü önceleyen bütüncül bir yaklaşımın benimsenmesi hayati önem arz etmektedir.
Özellikle Çin ve ABD açısından yalnızca ticari kapasitesiyle değil, Hürmüz Boğazı’na yakınlığı nedeniyle de stratejik bir değer taşıyan bölge, küresel güçlerin İran çevresindeki rekabet ve çatışmalarının yoğunlaşmasıyla birlikte önümüzdeki dönemde daha da merkezi bir konuma oturacak gibi görünmektedir. Bu nedenle Belucistan’da istikrar ve güvenliğin tesis edilmesi, başta Pakistan ve İran olmak üzere, bölgesel ve küresel güvenlik dengeleri açısından kritik bir öncelik oluşturmaktadır.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.