Pakistan ve Yemen’deki Suudi Arabistan–BAE Denklemi
08.01.2026 - 13:25 | Son Güncellenme: 08.01.2026 - 13:35
Yemen’de Başkanlık Konseyi üyeleri ile müttefikler arasında 30 Aralık sabahı iç gerilim kıvılcımı alevlenir alevlenmez, Pakistan yönetimi bu konuya ve olası bölgesel yansımalarına verdiği önemi ortaya koyan dikkat çekici bir diplomatik hamle başlattı. Bu kapsamda, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Başbakan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı, Enformasyon Bakanı ve bazı istihbarat yetkilileriyle birlikte, ülkenin doğusundaki Pencap eyaletinde yer alan Rahim Yar Han bölgesine giden bir helikoptere binerek, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayid Al Nahyan ile bir araya gelmek üzere hareket etti.
Burada dikkat çekici olan, bu görüşmenin, Şeyh Muhammed bin Zayid’in 26 Aralık’ta Pakistan’ın başkenti İslamabad’a gerçekleştirdiği resmi ziyaretten yalnızca dört gün sonra yapılmış olmasıydı. Söz konusu ziyaretten önce Şeyh Muhammed bin Zayid, başta kardeşi ve Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah bin Zayid Al Nahyan olmak üzere yönetici aileden onlarca kişiyle birlikte, şahin avcılığı hobisi için Rahim Yar Han’a (turistik bir bölge) geçmişti. Bu durum, Pakistan yönetimini bu kadar kısa sürede ikinci bir görüşme yapmaya sevk eden acil gerekçelerin ne olduğu sorusunu gündeme getirdi.
Pakistan diplomasisi, BAE ile yapılan görüşmenin hemen ardından, Suudi Arabistan ile yoğun bir temas trafiğine girdi. Bu paralel diplomatik hat, İslamabad’ın herhangi bir tarafa angaje olmuş görüntüsü vermekten kaçınma konusundaki hassasiyetini yansıtan bir adım olarak değerlendirildi.
Temasların zaman çizelgesi:
30 Aralık’ta Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirilirken, bunu ertesi gün Tebük Bölgesi Emiri Prens Fahd bin Sultan bin Abdülaziz El Suud ile yapılan bir görüşme izledi. Bu temas özellikle önemliydi. Zira Prens Fahd, Pakistan’ın 1998 yılında nükleer silaha sahip olduğu dönemde Savunma Bakanlığı görevini yürüten, dönemin Suudi Arabistan Veliaht Prensi Sultan bin Abdülaziz’in oğlu. Bu da, iki ülke arasında savunma alanındaki derin tarihsel ilişkilerin derinliğine işaret ediyor.
Hemen ardından, Pakistan Dışişleri Bakanı ile Suudi Arabistan’ın Pakistan Büyükelçisi Navaf el-Maliki’yi bir araya getiren bir görüşme gerçekleştirildiği açıklandı. Suudi Donanması’nda subay rütbesi taşıyan ve 2017 yılında büyükelçi olarak atanmasından önce Pakistan’da Suudi askeri ataşesi olarak görev yapan El-Maliki’nin askeri geçmişi, ikili ilişkilerde güvenlik boyutunun önemini gösterdi.
Gözden Kaçmasın
Resmi açıklamalar: Satır aralarını okumak
Öte yandan, Pakistan Dışişleri Bakanlığı, 388/2025 sayılı resmi bir açıklama yayımlayarak Yemen’deki gelişmelerden duyulan endişeyi dile getirdi. Bunun hemen ardından, Bakanlık Sözcüsü Tahir Hüseyin Enderabi, Yemen’de istikrarın korunması ve ülkenin toprak bütünlüğünün muhafaza edilmesinin önemini vurguladığı kapsamlı bir değerlendirme yaptı. Ancak en dikkat çekici gelişme, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’in Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesi ve aynı gün Suudi Arabistan Büyükelçisi ile yapılan görüşme oldu. Bu temaslar, iki ülke arasında en üst düzeylerde doğrudan ve yoğun bir koordinasyon bulunduğuna işaret etti.
Pakistan, 2 Ocak’ta yayımlanan ikinci bir resmi açıklamada ise, Yemen’in birlik içinde kalmasına yönelik temennisini ifade ederken, “Suudi Arabistan ve BAE liderliklerinin sergilediği bilgeliğe” övgüde bulundu. Bu nitelendirme de, Pakistan’ın iki taraf arasında dengeli bir söylem sürdürme çabasını açıkça gözler önüne serdi. Yine aynı gün geç saatlerinde, Pakistan Dışişleri Bakanı, Suudi Arabistanlı mevkidaşı Prens Faysal bin Ferhan ile telefon görüşmesi yaparak, gerilimi tırmandırmaktan kaçınılması çağrısında bulundu. Bunu, aynı gece Pakistan Başbakanı’nın Suudi Arabistan Büyükelçisi ile yaptığı bir başka görüşme izledi.
Deniz kuvvetleri boyutu: Dikkat çekici bir gelişme
Söz konusu diplomatik yoğunluğun ortasında, Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap Koalisyonunun, Yemen limanları çevresindeki deniz gücünün, özellikle Umman Denizi ve Aden Körfezi’nde takviye edildiğini duyurması dikkat çekti. Bu gelişme Pakistan açısından özel bir önem taşıyor, çünkü söz konusu iki deniz alanı, ülkenin deniz sınırlarına yakın bir konumda bulunuyor. Bu bölgede ayrıca, ABD tarafından kurulan ve komutası Pakistan ve Suudi Arabistan dahil (BAE hariç) üye ülkeler arasında altı ayda bir dönüşümlü olarak değişen “Deniz Görev Gücü 150” kapsamında, Pakistan donanmasına bağlı unsurlar da faaliyet gösteriyor. Bu gücün görev sahası, Hürmüz Boğazı, Umman Körfezi, Arap Denizi, Aden Körfezi ve Babu’l Mendeb Boğazı’ndan geçerek Arap Körfezi’nden Kızıldeniz’e kadar uzanıyor.
Pakistan’ın Yemen’deki durum üzerinden Suudi Arabistan ile BAE arasında ortaya çıkan açık ve görünür ihtilafa yaklaşımını anlamak için, İslamabad’ın hem Riyad hem de Abu Dabi ile kurduğu ekonomik ilişkilerin mahiyetine bakmak gerekiyor. Çünkü mevcut veriler, her iki ülkenin de Pakistan açısından ciddi bir ekonomik ağırlığa sahip olduğunu ortaya koyuyor. Bu bağlamda, Suudi Arabistan’ın Pakistan Merkez Bankası’nda 5 milyar dolar tutarında sabit bir mevduatı bulunuyor ve Riyad, gelecekte 25 milyar dolara varan yatırımlar vaat ediyor. Bunun yanı sıra Suudi Arabistan’da yaklaşık 3 milyon Pakistanlı çalışıyor, bu kişiler ülkelerindeki ailelerine aylık yaklaşık 800 milyon dolar tutarında döviz transferi gerçekleştiriyor.
BAE ise Pakistan Merkez Bankası’nda 2 milyar dolar tutarında bir mevduata sahip ve 10 milyar dolarlık geleceğe dönük yatırım vaatleri sunuyor. Ayrıca BAE’de yaklaşık 2,2 milyon Pakistanlı çalışıyor, bunlar da ailelerine aylık yaklaşık 600 milyon dolar gönderiyor.
Etkin tarafsızlık stratejisi
Pakistan’ın tutumuna ilişkin analitik değerlendirme, İslamabad’ın iki geleneksel müttefik arasındaki anlaşmazlığın mevcut seviyenin ötesine geçmeyeceğini öngördüğünü gösteriyor. Suudi Arabistan ile BAE arasındaki ihtilaf, yalnızca bir gün içinde Yemen içindeki uzantılarına, özellikle Vatan Kalkanı Güçleri ile Güney Geçiş Konseyi’ne bağlı unsurlar ve bunların alt bileşenleri arasındaki bir gerilime dönüştü. Bu çerçevede Pakistan, yetkililerinin açıklamaları ve resmi beyanlarının da yansıttığı üzere, taraflardan birini destekleyip, diğerine karşı düşmanca bir tutum benimsemenin gerekli olmadığı kanaatinde. Bu yaklaşım, İslamabad’ın 2017 yılında Katar’la yaşanan Körfez krizi sırasında, Riyad, Abu Dabi, Manama ve Kahire’den gelen baskılara rağmen Doha ile dengeli bir ilişki sürdürmesini hatırlatıyor.
Bununla birlikte, mevcut aşamada İslamabad üzerindeki baskıların artması -nispeten düşük bir ihtimal de olsa- söz konusu olursa, göstergeler Pakistan’ın 2015 yılında yaptığı bir hatadan ders çıkardığını gösteriyor. O dönemde Pakistan, Yemen’de, Arap Yarımadası’nın güneyinde İran’ın kolu olarak kabul edilen Husilere karşı kurulan Arap Koalisyonu’na katılmayı reddederek, Suudi Arabistan’ı ciddi biçimde zor durumda bırakmıştı.
Söz konusu tutumun olumsuz yansımaları olmuş, Riyad iki yıl boyunca Pakistan’a büyükelçi atamaktan kaçınmış, ayrıca Suudi Arabistan’ın o dönemde Pakistan’ın tutumundan duyduğu rahatsızlığa işaret eden çok sayıda emare ortaya çıkmıştı. Bugün ise tablo farklı. Pakistan, 18 Eylül itibarıyla Suudi Arabistan ile ikili stratejik savunma anlaşmasına resmen bağlı. Bu durum da, İslamabad’ın manevra alanını belirgin biçimde sınırlandırıyor ve olası bir krizin derinleşmesi halinde Riyad’ın konumunu güçlendiriyor.
Sonuç: Anı fırsata çevirmek
30 Aralık tarihinde, Rahim Yar Han’da Pakistan Başbakanı ile BAE Devlet Başkanı arasında gerçekleşen görüşmeye ilişkin yayımlanan resmi açıklamaya dönüldüğünde, Şahbaz Şerif’in BAE’ye iki ülke arasındaki “kardeşlik ilişkilerini, her iki tarafa da fayda sağlayacak stratejik ve ekonomik bir ortaklık düzeyine yükseltme” çağrısında bulunduğu görülüyor. Söz konusu yaklaşım, Pakistan’ın Suudi Arabistan ile BAE arasındaki anlaşmazlığın doğrudan bir çatışmaya dönüşmeyeceği kanaatinden hareket ettiğini gösteriyor. Bu çerçevede İslamabad, hassas bölgesel konjonktürü her iki tarafla ilişkilerini güçlendirmek ve mümkün olan en iyi teklifleri elde etmek için değerlendirmeye çalışıyor. Bunu yaparken de herhangi bir tarafa açık biçimde angaje olmaktan kaçınmayı hedeflediğini ortaya koyuyor.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.