Pakistan Nasıl Bölgesel Denge Aktörüne Dönüştü?
31.08.2026 - 16:48 | Son Güncellenme: 01.09.2026 - 18:30
Birçok gözlemci, Pakistan'ın İran ile ABD arasındaki arabuluculuk sürecinde üstlendiği gerçek role yeterince dikkat etmiyor. İslamabad'ın bu dosyadaki her türlü girişimini tam bir gizlilik içinde yürütmeyi tercih etmesi de Pakistan'ın gerçekte ne yaptığının gözlerden uzak kalmasının başlıca nedenlerinden biri olarak öne çıkıyor. Bu nedenle Pakistan'ın rolü, çoğu zaman iki çatışan ülke arasında yalnızca mesaj taşıyan bir aktör olarak değerlendiriliyor. Ancak bu politika yakından incelendiğinde ve mevcut gelişmeler daha derinlemesine ele alındığında, söz konusu yaklaşımın Pakistan'ın stratejik, güvenlik, coğrafi ve ekonomik çıkarlarına hizmet eden hedeflere ulaşmasına yardımcı olduğu görülüyor. Nükleer silaha sahip İslam Cumhuriyeti Pakistan, güvenliğine ya da ekonomisine zarar verilmesini kabul etmeyeceği gibi, geleceğinin bölgedeki gelişmelere bağlı hâle gelmesine veya başkalarının şekillendirdiği bir gerçekle daha sonra yüzleşmek zorunda bırakılmasına da razı değil.
Pakistan'ın tarihine yakından bakıldığında, örneğin Afganistan'a ilişkin kararlarının rastgele alınmadığı görülüyor. Aksine bu kararlar, iki temel hedef doğrultusunda hesaplanmış bir rolün parçasıydı: ülkenin güvenliğini korumak ve coğrafi bütünlüğünü muhafaza etmek. Pakistan açısından bu iki hedef, başka alanlarda, örneğin ekonomide birtakım zararları göze almak pahasına da olsa korunması gereken temel öncelikler olmaya devam ediyor. Ancak İslamabad'ın bu kez daha kapsamlı planlara sahip olduğu görülüyor. Bununla birlikte bu planların özü yine aynı iki temel hedefe dayanıyor.
Dışlanan ülkeden bölgesel bir güce
Pakistan uzun yıllar boyunca uluslararası alanda dışlanan bir ülke olarak görüldü. Ülkenin adının anılması dahi siyasi istikrarsızlık, askerî yönetim, özgürlüklerin ağır biçimde kısıtlanması, terör örgütlerine destek, Belucistan'daki iç isyanlar ve komşusu Hindistan'la sürekli savaş tehdidi gibi başlıkları akla getiriyordu.
Pakistan'ın gerçek anlamda çok az ortağı vardı. Bunların başında, yaklaşık 70 milyar dolar borçlu olduğu Çin geliyordu. Bunun yanı sıra ülke, onlarca yıl boyunca borç krizlerinden çıkabilmek için Uluslararası Para Fonu'ndan büyük miktarlarda mali yardım aldı.
Hatta uzmanlar Pakistan'ı onlarca yıl boyunca başarısız devletler kategorisinde değerlendirdi. Ülkenin nükleer silahlara sahip olmasına rağmen bütünlüklü bir nükleer güvenlik sisteminden yoksun olması, bu silahların bir bölümünün terör örgütlerinin eline geçebileceği endişesini sürekli gündemde tuttu.
Açık ve güçlü bir liderlik yapısının bulunmaması da ülke yöneticilerinin, Hindistan'ın nükleer cephaneliği hedef alabilecek olası bir saldırısından ne ölçüde kaygı duyduğunu ortaya koyuyordu. Öyle ki Pakistan yönetimi bir dönem nükleer savaş başlıklarını korumasız kamyonlarla taşıyordu.
Ancak tablo artık İslamabad'ın lehine değişiyor. Pakistan'ın bölgesel ve küresel etkisi giderek artarken, dünyanın farklı bölgelerindeki ülkeler de İslamabad'la yakınlaşmanın yollarını arıyor.
Pakistan, ABD ile İran arasındaki anlaşmazlıkta başlıca arabulucu olarak dikkat çekici bir başarı ortaya koydu. İslamabad, zengin demokrasilerin diplomatlarının ve büyük uluslararası kuruluşların yaklaşık yarım yüzyıldır başaramadığı bir şeyi gerçekleştirdi ve Washington ile Tahran arasında doğrudan diyaloğun kurulmasına katkı sağladı. İslamabad ayrıca Lübnan'daki son ateşkesin sağlanmasında da rol oynadı.
Pakistan bölgesel düzeyde de ağırlığı olan bir ortak olarak konumunu güçlendirdi. İslamabad, ürünlerini Pakistan limanları üzerinden ihraç edebilecek denize kıyısı olmayan Orta Asya ülkeleriyle ilişkilerini geliştirmeye çalışırken, ticaret hacminin belirgin biçimde arttığı Güneydoğu Asya ülkeleriyle de bağlarını güçlendirdi.
Washington İslamabad'a yönelik hesaplarını yeniliyor
İki hükûmet arasındaki karmaşık geçmişe rağmen ABD de Pakistan'la ilişkilerini güçlendirmek istiyor gibi görünüyor. 11 Eylül saldırılarının ardından görece güçlü seyreden ilişkiler, sonraki on yıl içerisinde hızla kötüleşmişti.
Trump yönetiminin ise açık biçimde Pakistan'a yöneldiği görülüyor. Washington'ın yirmi yıl boyunca geliştirdiği Hindistan'la ilişkilerinin fiilen gerilemesi, Beyaz Saray'ı İslamabad'a daha fazla yaklaşmaya itti.
Yeni Delhi ile Washington arasındaki ilişkiler, Trump yönetiminin Hindistan'a uyguladığı yüksek gümrük vergileri, H1-B vizelerine getirilen yeni kısıtlamalar ve Hindistan'ın Rus petrolü satın almaya devam etmesinden duyulan Amerikan rahatsızlığı nedeniyle en düşük seviyelerinden birini yaşıyor.
Gerilim, Trump'ın geçen yıl Hindistan ile Pakistan arasındaki çatışmada Washington'ın belirleyici arabuluculuk rolü oynadığı yönündeki açıklamalarıyla daha da arttı. Hindistan söz konusu iddiaları resmen reddetti. Bu açıklamalar, İslamabad'la yaşadığı anlaşmazlıklarda dış arabuluculuğu uzun süredir kabul etmeyen Yeni Delhi'nin tepkisine yol açtı. Amerikalı yetkililer bu konuda Hindistan'ın hassasiyetlerini gözetmeye çalışsa da Trump tutumunda ısrar etti.
Beyaz Saray, Pakistan'la ilişkileri güçlendirme isteğini göstermek amacıyla bir dizi somut adım da attı.
Trump, Haziran 2025'te Pakistan Genelkurmay Başkanı ve ülkenin fiili yöneticisi Mareşal Asım Münir'i son derece sıcak geçen bir görüşmede ağırladı. Bu görüşme, bir ABD başkanının Pakistan'ın siyasi liderliği olmadan ülkenin ordu komutanını Beyaz Saray'da ağırladığı ilk buluşma oldu.
Trump daha sonra İran'la savaşı durdurmaya yönelik müzakereler sırasında sosyal medya üzerinden Mareşal Münir'den övgüyle söz etti.
Pakistan ise Trump'ın kişiliğinde ego olarak nitelendirilebilecek yönü iyi değerlendirdi. İslamabad yönetimi Trump'ı Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterdi, ardından onun başlattığı Barış Konseyi’ne katıldı. Ayrıca petrol rezervlerinin geliştirilmesine yardımcı olmak üzere ABD ile bir anlaşma imzaladı ve Trump'ın kurucuları arasında yer aldığı kripto para platformu World Liberty Financial ile iş birliği başlattı. Bunun yanı sıra Pakistan yönetimi, her fırsatta ABD Başkanı'nı kamuoyu önünde öven açıklamalar yaptı.
Pakistanlı liderler bu politikanın ne kadar başarılı sonuç verdiğinin farkında. Pakistan Senatosu Savunma Komisyonu Eski Başkanı Müşahid Hüseyin Seyyid de kısa süre önce Washington Post’a yaptığı açıklamada, Pakistan yönetiminin ABD Başkanı'nı iyi anladığını ifade etti.
Askerî yönetime rağmen artan uluslararası ilgi
Önde gelen diğer demokratik ülkeler de ülkedeki askerî yönetimin devam etmesine rağmen Pakistan'ın normal diplomatik ilişkiler sistemine dönüşünü memnuniyetle karşılayan ABD'ye katıldı.
Bu ülkeler, dünyanın en kalabalık ülkelerinden biriyle ilişkileri geliştirmenin sağlayacağı faydaları açık biçimde görüyor. Aynı zamanda Pakistan'ın tüm sorunlarına rağmen önemli yatırım fırsatları sunduğunun da farkındalar.
Pakistan'ın sahip olduğu nadir toprak elementlerinin yanı sıra, ülke topraklarında bulunan lityum ve bakır gibi diğer madenlerin toplam değerinin yaklaşık 8 trilyon dolar olduğu tahmin ediliyor.
Önde gelen demokratik güçler ayrıca İslamabad'ın Orta Doğu'daki geniş ilişki ağının, Pakistan'ı gelecekte yürütülecek uzun vadeli müzakerelerde önemli bir aktöre dönüştürebileceğinin farkında.
Bu kapsamda Fransa ile Pakistan, 2023 yılında çeşitli alanlarda ilişkileri geliştirmeyi hedefleyen ikili bir yol haritası imzaladı. Kanada ile Pakistan da kısa süre önce yatırım ve ticaret alanlarındaki iş birliğini geliştirme konusunda anlaşırken, Avustralya şu anda İslamabad'la benzer bir süreç için görüşmeler yürütüyor.
Sonuç
On yıl önce savaşları sona erdirmeye yönelik müzakereler ya da karşılıklı güvene dayanan olası güvenlik ittifakları, Pakistan'ın dâhil edilmesinin düşünülemeyeceği türden görüşmeler ve anlaşmalardı. Yukarıda da belirtildiği gibi dışlanan, suçlamalarla karşı karşıya kalan ve birçok açıdan istikrarsız görülen Pakistan'ın büyük uluslararası anlaşmaların herhangi bir aşamasında taraf olarak yer alması dahi gündeme gelmiyordu.
Ancak bugün tablo tamamen farklı. Taliban mensuplarının ve ABD'yi Afganistan'da yirmi yıl boyunca zorlayan silahlı hareketlerin mensuplarının yetiştiği medreseleri kuran nükleer silaha sahip Müslüman ülke Pakistan, artık dünyanın yakınlaşmak ve kendi tarafına çekmek için çaba gösterdiği bir aktöre dönüştü.
Bunun temel nedenlerinden biri, Pakistan'ın ABD ile İran arasında, Pakistan unsuru olmadan kurulması mümkün görünmeyen bir denklemi hayata geçirebilecek özel bir kapasiteye sahip olması. Tarihi boyunca karmaşık güvenlik ve siyasi koşullardan geçen Pakistan, bugün dünyanın yakınlığını kazanmak için rekabet ettiği bir ülke hâline gelmiş durumda.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.