Pakistan, İran’a Karşı Savunma Anlaşmasını Devreye Sokar mı?

Gazeteci Muhammed Musa, Pakistan’ın Suudi Arabistan’la imzaladığı savunma anlaşmasının İran’la gerilim bağlamındaki muhtemel yansımalarını Fokus+ için kaleme aldı.
pakistan-iran-a-karsi-savunma-anlasmasini-devreye-sokar-mi.jpg

09.03.2026 - 17:08  |  Son Güncellenme:  09.03.2026 - 17:18

Pakistan ile Suudi Arabistan, 17 Eylül 2025’te “bir ülkeye yönelik herhangi bir saldırının her iki ülkeye yapılmış sayılacağını” öngören stratejik karşılıklı savunma anlaşması imzaladı. Söz konusu anlaşma, İsrail’in 9 Eylül’de Katar’daki Hamas hedeflerine düzenlediği saldırının hemen ardından imzalandı. ABD’nin 22 Haziran 2025’te İran’ın nükleer tesislerine yönelik saldırılarının ardından Orta Doğu’daki çatışmalar yeniden tırmanışa geçti. 28 Şubat 2026’da ise, ABD ve İsrail, İran’a karşı geniş çaplı hava ve füze saldırıları düzenledi. Saldırılar sırasında İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in öldürüldüğü bildirildi.   

Buna karşılık İran, İsrail’e ve Körfez bölgesindeki ABD askeri üslerine yönelik geniş çaplı füze ve insansız hava aracı saldırıları başlattı. İran’ın saldırıları, ABD güçlerine ev sahipliği yapan Bahreyn, Kuveyt, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) tesisleri de hedef aldı. Suudi Arabistan ile Pakistan arasındaki anlaşma, karşılıklı güvenliğe dayanıyor. Pakistan, Riyad ile yapılan anlaşmanın tamamen savunma amaçlı olduğunu ve bölgede barış, güvenlik ve istikrarı teşvik etmeyi hedeflediğini vurguladı. Ancak şimdi kritik soru şu: İran’ın Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını sürdürmesi halinde Pakistan, İran’a karşı Suudi Arabistan ile yaptığı anlaşmaya bağlı kalacak mı?  

Pakistan’ın söylemi  

Üst düzey Pakistanlı yetkililer, İslamabad’ın silahlı bir savaşa girmek istemediğini, aksine arabulucu rolü üstlenmeyi hedeflediğini açıkça dile getiriyor. 

 Pakistan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı İshak Dar

Bu çerçevede Pakistan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı İshak Dar, “Pakistan’ın Tahran’a Riyad’a yönelik güvenlik taahhütlerini hatırlattığını ve Pakistan topraklarının Suudi Arabistan’a karşı kullanılmayacağı konusunda güvence verdiğini” belirtti. Dar, anlaşma temelinde Suudi yetkililerden güvence aldığını ve bunu İran tarafına ilettiğini, Suudi topraklarının İran’a yönelik saldırılar için kullanılmayacağının vurgulandığını ifade etti. Bu güvenceler sayesinde, son tırmanış sürecinde İran’ın Suudi Arabistan ve Umman’a yönelik saldırılarının çok sınırlı kaldığını ya da hiç gerçekleşmediğini söyledi. Öte yandan Pakistan Başbakanı’nın Siyasi İşler Danışmanı Rana Sanaullah da özel bir Pakistan televizyon kanalına yaptığı açıklamada, İran’a Suudi Arabistan’ı hedef almama çağrısında bulundu. Sanaullah, Pakistan’ın çatışmanın yayılmasını önlemek istediğini ve bölgesel gerilimi düşürmeye çalıştığını ifade etti.  

Bölgesel jeopolitik dinamikler  

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından Orta Doğu’daki gerilim önemli ölçüde arttı. İran ise buna karşılık İsrail’e ve Körfez’deki ABD askeri üslerine saldırılar düzenledi. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı ise yaptığı açıklamada Riyad ve Doğu Bölgesi’ni hedef alan İran saldırılarını en güçlü şekilde kınadığını ve bu saldırıların başarıyla püskürtüldüğünü duyurdu. Bakanlığın açıklamasında şu ifadelere yer verildi:  

“Bu haksız saldırı karşısında Suudi Arabistan, güvenliğini korumak ve topraklarını, vatandaşlarını ve ülkede yaşayanları savunmak için gerekli tüm tedbirleri alacağını, bu saldırıya karşılık verme ihtimali de dahil olmak üzere teyit etmektedir.”  

İran’ın Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını sürdürmesi halinde Riyad’ın İslamabad ile olan karşılıklı savunma mekanizmalarını devreye sokma ihtimali gündeme gelebilir. Ancak böyle bir maddenin uygulanması, daha geniş stratejik hesaplar doğrultusunda şekillenecektir. Savunma analisti Şafai Moiz Hali’ye göre Pakistan ile Suudi Arabistan arasındaki savunma anlaşması devreye girerse, İslamabad’ın Riyad’a askeri güç konuşlandırması beklenebilir. Ancak bu rolün saldırı değil, kesinlikle savunma amaçlı olması öngörülüyor.  

Pakistan’ın stratejik hesaplamaları  

Pakistan’ın dış politikası değerlendirildiğinde, İslamabad’ın bir ülkeyle ilişkilerini güçlendirmek adına başka bir ülkeyle ilişkilerine zarar verme eğiliminde olmadığı görülüyor. Nitekim Pakistan’ın hem Suudi Arabistan hem de İran ile uzun yıllara dayanan tarihsel, kültürel ve ekonomik bağları bulunuyor. Pakistan’ın batı komşusu İran ile yaklaşık 900 kilometrelik bir sınırı ve kültürel ile dini ortaklıklara dayanan bir geçmişi bulunuyor. Bu nedenle Pakistan, Afganistan’daki çatışmalarla halihazırda meşgulken, İran ile ilişkilerini zedeleyecek yeni bir cephe açmak istemiyor.   

Pakistan’ın, İran’a Suudi Arabistan’ı hedef almama çağrısında bulunması dikkat çekiyor. Öte yandan Pakistan, özellikle planlanan İran–Pakistan doğalgaz boru hattı projesi kapsamında İran’ı enerji alanında önemli bir ekonomik ortak olarak görüyor. Bu proje Pakistan’ın enerji krizini hafifletme potansiyeline sahip. Ancak İran ile ekonomik iş birliğinin sunduğu fırsatlar, Suudi Arabistan ile güçlü ekonomik ve siyasi bağların sağladığı büyük ölçekli yardım ve yatırımlarla karşılaştırıldığında farklı bir maliyet hesabını da beraberinde getiriyor. Bu durum, Pakistan ekonomisi açısından Suudi Arabistan’ın önemini artırıyor.  

Şafai Hali’ye göre, Pakistan’ın diplomasisi, Suudi Arabistan ve İran ile ilişkileri dengelemesine yardımcı olabilir. Ancak mevcut gerilimler ve her iki taraftan gelen baskılar nedeniyle bu oldukça zor olabilir. Bu diplomatik tablo, Pakistan’ın politikasının çatışmayı tırmandırmak yerine gerilimi düşürmeye odaklandığını ve olası bir savunma anlaşmasının devreye girmesini tetikleyebilecek koşulların oluşmasını bilinçli şekilde engellemeye çalıştığını gösteriyor.  

Mezhepsel ve iç siyası kısıtlamalar  

Pakistan’ın karşı karşıya kalacağı en önemli zorluklardan biri mezhepsel gerilimler. Bunun başlıca nedeni, ülkede tarihsel olarak İran ile dayanışma gösteren büyük bir Şii nüfusun bulunması. Bu nedenle İran’a yönelik son saldırıların, özellikle de Hamaney’in öldürüldüğü haberlerinin ardından Pakistan’ın birçok kentinde protestolar düzenlendi. Ülke genelinde yaşanan şiddet olaylarında en az 23 kişi hayatını kaybetti. Yetkililer, Pakistan yönetimindeki Gilgit-Baltistan bölgesinde yer alan Gilgit ve Skardu ilçelerinde 2 Mart gece yarısından 4 Mart gece yarısına kadar üç günlük sokağa çıkma yasağı ilan etti ve düzeni sağlamak için orduyu devreye soktu.  

Savunma analisti Şafei Said’e göre, Pakistan’daki mevcut durum yalnızca mezhepsel bölünmelerle açıklanamaz. Büyük çaplı protestolar ve mitingler de gösteriyor ki, toplumun önemli bir kısmı içten içe İran’a destek veriyor. Bu nedenle İran’a karşı doğrudan askeri bir adım atılması Pakistan içinde mezhepsel gerilimleri daha da artırabilir. Böyle bir adım, zaten kırılgan olan toplumsal dokuyu zedeleyebilir, siyasi ortamı daha da istikrarsız hale getirebilir ve devlet otoritesini zayıflatabilir. İslamabad yönetimi ise tam da bu tür sonuçlardan kaçınmaya çalışıyor.  

Ekonomik ve güvenlik konusunda bağımlılık  

Göç ve Yurtdışı İstihdam Bürosu’nun (BEOE) yayımladığı resmi verilere göre, Suudi Arabistan’da yarım milyondan fazla Pakistanlı işçi ve profesyonel çalışıyor. Veriler, 1972’den bu yana yaklaşık 7,69 milyon Pakistanlı işçinin Suudi Arabistan’a gittiğini ortaya koyuyor. Pakistan Merkez Bankası’nın (SBP) verilerine göre ise yurt dışındaki Pakistanlılar 2025 yılında yalnızca Suudi Arabistan’dan ülkeye 9,64 milyar dolar döviz gönderdi. Bu rakam 2024’teki 8,34 milyar dolara kıyasla yüzde 15’lik bir artış anlamına geliyor.  

Söz konusu döviz transferleri Pakistan ekonomisi için hayati öneme sahip. Bölgesel bir savaşa doğrudan dahil olunması ise bu topluluğun iş güvencesini ve diplomatik korumasını riske atabilir. Öte yandan İslamabad yönetimi, askeri gerilim yerine enerji iş birliğini öne çıkaran bir yaklaşım benimsiyor. Bu kapsamda Pakistan, petrol tedariki için Suudi Arabistan’dan Kızıldeniz kıyısındaki Yanbu Limanı üzerinden ham petrol sağlamasını talep etti.   

Federal Petrol Bakanı Ali Pervaiz Malik

Söz konusu talep, Federal Petrol Bakanı Ali Pervaiz Malik ile Suudi Arabistan’ın Pakistan Büyükelçisi Nevaf bin Said el-Malki arasında yapılan görüşmede gündeme geldi. Federal Petrol Bakanı Ali Pervaiz Malik, Pakistan’dan bir geminin Yanbu Limanı’na gönderilerek ham petrol yüklemesi yapacağını ve bunun alternatif tedarik hattının işletmeye alınması yönünde somut bir adım olacağını açıkladı. Malik ayrıca Suudi Arabistan’ın süregelen işbirliği için teşekkür ederken, petrol tedarikinde Pakistan’a öncelik verilmesini umut ettiğini dile getirdi.  

Bu nedenle Pakistan, İran ile doğrudan askeri bir çatışmaya girmek istemiyor. Zira böyle bir senaryo, ülkenin ekonomik damarlarını ciddi biçimde tehlikeye atabilir. Savunma analisti Şafei de saldırgan bir askeri pozisyonla savaşa dahil olmanın Pakistan ekonomisi ve istikrarı üzerinde olumsuz etkiler yaratacağı görüşünde.  

Sonuç  

Pakistan’ın Suudi Arabistan ile imzaladığı savunma anlaşması, İran’ın Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını sürdürmesi halinde İslamabad üzerinde Riyad’a destek verme yönünde bir yükümlülük oluşturabilir. Ancak Pakistan’ın İran’a yönelik yaklaşımının büyük olasılıkla saldırgan değil savunma ağırlıklı olması bekleniyor. Bunun başlıca nedenlerinden biri Pakistan’ın İran ile ilişkilerini zedelemek istememesi. Ayrıca ülkedeki önemli Şii nüfusun yanı sıra Pakistan toplumunun farklı kesimleri de İran ile dayanışma mesajları veriyor.  

Nitekim İran’ın dini liderinin öldürülmesinin ardından Pakistan genelinde protestolar düzenlenmesi, bu toplumsal duyarlılığı açıkça ortaya koydu. Hükümet ise protestoları kontrol altına almak için sert güvenlik önlemleri almak zorunda kaldı. Eğer Pakistan İran’a karşı doğrudan askeri saldırılara girişirse, ülke içinde ciddi huzursuzluk ve istikrarsızlık riski ortaya çıkabilir. Pakistan aynı zamanda artan terör saldırılarıyla mücadele ediyor ve Afganistan ile ilişkileri de gergin bir seyir izliyor. Bu koşullar altında iç istikrarsızlığın daha da derinleşmesi, ülkenin güvenliğini ve genel istikrarını ciddi şekilde zedeleyebilir. Sonuç olarak Pakistan, Suudi Arabistan ile İran arasındaki gerilimin daha da tırmanması halinde karşılaşabileceği çok yönlü riskleri azaltmak amacıyla aktif biçimde gerilimi düşürmeye yönelik diplomatik girişimlere ağırlık veriyor.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.