Pakistan-Afganistan-Hindistan Üçgeninde Gelişen Son Olaylar
12.11.2025 - 09:38 | Son Güncellenme: 12.11.2025 - 09:44
Aralarında Keşmir sorunu bulunan Hindistan ile Pakistan ve Durand Hattı üzerindeki sınır anlaşmazlıkları nedeniyle gerilim yaşayan Pakistan ile Afganistan, 2025 yılı boyunca yaşadıkları çatışmalarla yeniden dünya gündeminde yer aldı. Bu yazıda sırasıyla Hindistan–Pakistan geriliminin geldiği son nokta, ardından Pakistan–Afganistan çatışmalarının güncel durumu ele alınacak ve bu gelişmelerin jeopolitik dengeler ile yeni iş birliği ve çatışma alanları üzerindeki etkileri analiz edilecektir.
Pakistan-Hindistan çatışmaları
2025 yılında Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilimi yıllar sonra yeniden çatışma noktasına getiren sürecin fitili, Keşmir’de düzenlenen ve çoğu turist 26 kişinin hayatını kaybettiği terör saldırısıyla ateşlenmişti. Hindistan, saldırıyı üstlenen The Resistance Front (TRF) örgütünün Pakistan tarafından desteklendiğini ileri sürerken; Pakistan, bunun “sahte bayrak operasyonu” olduğunu iddia etti.
Ardından, iki nükleer gücün yaşadığı bu çatışmalar dünya genelinde büyük endişe yarattı. Pakistan birliklerinin hava muharebelerinde üstünlük sağladığı ve Hindistan Hava Kuvvetleri’ne ait, aralarında Fransız yapımı Rafale jetlerinin de bulunduğu en az beş savaş uçağını düşürdüğü duyuruldu.
Gözden Kaçmasın
Bir süre iddiaları yalanlamayan Hint ordusu, “Uçakların düşmesi değil, ne sebeple düştüğü önemlidir” açıklamasıyla dolaylı biçimde kayıpları kabul etti. Çatışmalarda taraflar askerî ve sivil kayıplar verirken; Pakistan Türk dronları ve Çin yapımı mühimmatları, Hindistan ise İsrail dronları ve farklı silah sistemlerini kullandı. Gerilim, Amerika Birleşik Devletleri’nin araya girmesiyle son buldu. Ancak aradan birkaç ay geçmesine rağmen tansiyon düşmedi; iki taraf da birbirini terörizme destek vermekle suçlamayı sürdürdü.
Çatışmalardan beş ay sonra, bölgede yeniden alarm hali yaşanmaya başladı. 10 Kasım sabahı Hindistan, 2 bin 900 kilogram patlayıcı yapımında kullanılan madde ele geçirdi. Aynı gün akşam saatlerinde, Delhi’de Kızıl Kale (Red Fort) yakınlarında meydana gelen ve terör saldırısı olduğu düşünülen araç patlamasında en az 13 kişi hayatını kaybetti, çok sayıda kişi de yaralandı. Olay sonrası Pakistan sınırında güvenlik önlemleri artırıldı ve ülke genelinde birçok bölge kırmızı alarma geçti. Bu gelişme, Mayıs ayındaki çatışmaya yol açan terör saldırısını yeniden gündeme getirdi.

Olaydan yalnızca 24 saat sonra, 11 Kasım 2025’te, Pakistan’ın başkenti İslamabad’da bir araç patlaması meydana geldi ve ilk belirlemelere göre en az 12 kişi yaşamını yitirdi. Bu iki olayın ardından, Hindistan ve Pakistan’ın birbirini karşılıklı olarak teröre destek vermekle suçlayacakları artık kesin görülmektedir.
Afganistan-Pakistan çatışmaları ve beklenmedik Hindistan-Afganistan dostluğu
İmran Han’ın başbakanlığı döneminde Afganistan Talibanı ile ilişkiler sürdürülebilir düzeyde tutulmaya çalışılmıştır. Ayrıca İmran Han, Pakistan’ın terör örgütü olarak kabul ettiği ve Afganistan Talibanı tarafından desteklenen Tehreek-e-Taliban Pakistan (TTP) ile de görüşmeleri sürdürerek örgütün müzakere yoluyla silah bırakmasını sağlamayı denemiştir. Ancak ordu içinde ve muhalefet çevrelerinde, bu tutumun TTP’yi güçlendirdiği yönünde eleştiriler yapılmış; hatta kendisine “Taliban Khan” lakabı verilmiştir. 2022 yılında güvenoyu alamayan İmran Han, meclis kararıyla görevden uzaklaştırılmış ve yerine orduyla daha yakın ilişkilere sahip olan eski başbakan Navaz Şerif’in kardeşi Şahbaz Şerif getirilmiştir.
Bu değişim, Afganistan ile Pakistan arasındaki sorunların artmasına ve TTP ile başlatılan diyalog sürecinin sona ermesine yol açmıştır. Yeni yönetim, orduyla daha uyumlu hareket ederek terörle mücadelede sert bir politika benimsemiştir. İki ülke arasındaki iletişim İmran Han dönemine kıyasla kesintiye uğramış, buna karşılık terör operasyonları yoğunlaşmıştır. Bu gelişmeler, bölgeyi yakından tanıyanların şaşırmadığı ancak dışarıdan bakanların beklemediği yeni bir iş birliği doğurmuş; ortak düşman Pakistan’a karşı Hindistan ile Afgan Talibanı arasında bir yakınlaşma yaşanmıştır. Taliban Dışişleri Bakanı, bir haftalık resmi ziyaret kapsamında Hindistan’a gitmiş ve bu ziyaret, Taliban’ın 2021’de Afganistan’da yönetimi ele geçirmesinden sonra iki ülke arasındaki ilk diplomatik temas olmuştur.
Hindistan, daha önce tanımadığı Afgan Talibanı ile ilişkileri geliştirme kararı almış, ülkede yeniden büyükelçilik açacağını duyurmuştur. Afgan tarafı ise bölgedeki madenlerin işletilmesi için Hintli şirketlere iş birliği çağrısında bulunmuştur.
Ziyaretin ilk gününe denk gelen Pakistan’ın sınır ötesi hava harekâtları, Afgan Talibanı’na bu yakınlaşmadan duyulan rahatsızlığın bir mesajı olarak değerlendirildi. Ardından, 1893 yılında imzalanan anlaşmayla Afganistan ile dönemin İngiliz Hindistanı arasında sınır olarak belirlenen ve günümüzde Pakistan ile Afganistan’ı ayıran yaklaşık 2.600 kilometrelik Durand Hattı üzerinde, iki ülke güçleri arasında 9–19 Ekim tarihleri arasında çatışmalar yaşandı. Taliban, hattın Peştun kabilelerini böldüğünü ve Afgan topraklarının işgali anlamına geldiğini öne sürerek sınırı tanımayı reddetti.
Türkiye ve Katar’ın arabuluculuğunda taraflar arasında ateşkes ilan edildi. Sonrasında İstanbul’da sorunun çözümüne yönelik görüşmeler yapıldı ancak somut bir sonuç elde edilemedi. Pakistan Savunma Bakanı Hoca Asıf, 8 Kasım’da yaptığı açıklamada yeni bir görüşme planlamadıklarını, Afgan tarafı ateşkesi bozmadığı sürece mevcut durumun korunacağını belirtti.
Pakistan tarafı, Afganistan’ı TTP ve benzeri terör örgütlerine destek vermekle suçlarken, Afganların bu konuda sorumluluk almak istemediklerini ifade etti. Afgan hükümet sözcüsü Zabiullah Mujahid ise Pakistan’ın aşırı taleplerde bulunduğunu belirterek, bir savaş durumunda kendilerini savunacaklarını açıkladı.
Peki bütün bu olaylar ne ifade ediliyor ve bizi neler bekliyor olabilir?
Önce mayıs ayında Hindistan Pakistan ardından ekim ayında yaşanan Afganistan Pakistan sınır çatışmaları temelinde tarafların birbirilerini terörizme destek vermekle suçlaması ve sınır hattı üzerindeki anlaşmazlıklardan meydana gelmiş ve bu çatışmalar yönetimdeki din etkisi yönüyle ‘iki benzemez’ olan Hindistan ve Afganistan’ı ortak düşman Pakistan’a karşı bir araya getirdi. Son iki günde Hindistan’da ve Pakistan’da yaşanan patlamalarda tarafların birbirilerini yine terörizme destek vermek ile suçlayacakları aşikâr. Yaşanan gelişmeler tarafların bir savaşa hazırlık yaptıkları yönünde emareler barındırıyor. Hindistan’ın 30’ekimde Pakistan sınırında gerçekleştirdiği ve tüm silahlı kuvvet unsurlarının (Hava-Kara Deniz) katıldığı geniş çaplı operasyon ve Pakistan’ın orduya verilen yetkileri arttırması tarafların Mayıs ayında başlayan çatışmalardan sıyrılmış bir politik atmosfere çıkamamış olduğunu gösteriyor. Zira Hindistan hükümeti ve ordusu zaman zaman mayısta çatışmaları başlatan operasyonlarına atıfla ‘Operasyon Sindur devam ediyor’ demeleri de bu durumun bir göstergesi.
Pakistan yönetiminde ordunun önemi ve etkisi bölgeyi tanıyanlar için bilinen bir durum. Gerek içerde Beluc ayrılıkçılar ve Afganistan’dan destek aldığı düşünülen terör örgütleri ile ve gerekse Hindistan ile çatışmalar Pakistan ordusunun her daim çok güçlü olmasını bir zorunluluk haline getirmiştir. Ancak son zamanlarda bölgede artan çatışmalar Pakistan’da Ordunun savaş ve kriz dönemlerinde başvurduğu otorite ve gücünü pekiştirici adımların atılmasında sebep oldu. Bu durum ülkenin Afganistan ve Hindistan’a karşı güvenliğini arttırma çabası olarak yorumlanabilir.
Bu anlamda ordu liderliğinde önemli bir gelişme yaşandı. 2022 yılı itibariyle Pakistan Ordusunun başına geçen ve üç yılda terör olayları dahil pek çok ciddi sınav verdiği düşünülen ve Mareşal Unvanı alan Asım Munir (Seyid Asım Munir Ahmed Şah) şimdi de tüm Pakistan kuvvetlerinin (Kara-Hava- Deniz) komutasını ele alıyor ve yanısıra ömür boyu dokunulmazlık zırhına bürünüyor. Ülkede Mareşal unvanı verilen ikinci kişi olan Munir yansıra emeklilik süresi yaklaşan Münir beş yıl olan görev süresinin uzatılması isteğinde biliniyor ve büyük ihtimalle çatışma ortamı sebep gösterilerek görev süresi de uzatılacaktır. Pakistanlı muhalifler ve özellikle İmran Han taraftarları bu durumda ordunun etkisinin artıp sivil yönetim ve anayasanın zarar göreceğini savunuyor. Bütün bu gelişmeler göz önüne alındığında son iki günde Hindistan ve Pakistan’da patlayan bombalar, Pakistan’ın Afganistan’ı terörizme verdiği desteği bitirme çağrıları bölgede çatışma riskinin çok çok yüksek olduğunu Pakistan’ın terör karşıtı operasyonlarını Afgan sınırlarından içeri, taşıyacağının habercisi gibi görünüyor. Yanı sıra Afganistan- Hindistan’dan alacağı askeri ve istihbarı destekle Durand hattında Pakistan’a karşı daha dirençli durabilir. Bu çatışmalı ortam Mareşal Asım Münir’in ülkedeki pratik anlamda gücü elinde tutan tek kişi olması ve zaten düşük bir profil çizen Şahbaz şerifin iyice gölgede kalıp yönetimin askeri etkinliğini arttırması mümkün.
Mayıs ayında yaşanan savaşta prestiji sarsılan Hindistan yeniden direk bir savaş olmasa bile Afganistan üzerinden Pakistan’ı yıpratmaya çalışabilir. Pakistan ise Afganistan ile yaşanacak bir direk savaşta Afgan Talibanı ile yakın hisseden özellikle Hayber Pahtunhva bölgesindeki Peştun kabileler ve Sovyet işgali sonrası Pakistan’a göçüp orada yaşaya Afganların Pakistan için iç güvenlik açısından büyük risk teşkil etmesi söz konusu olacaktır.
Daha kötü senaryo ise Pakistan Hindistan ve Afganistan sınır hattı boyunca üçlü bir çatışma/savaş hattı oluşması ihtimalidir. Birbirilerini karşılıklı olarak teröre destek vermekle suçlayan Hindistan ile Pakistan arasında yaşanacak gerilim ikisi de nükleer güç olduklarından bölgenin istikrar ve güvenliği için büyük riskler barındırıyor.
Amerika Birleşik Devletleri’nin Afganistan Kabil’deki Bagram Hava üssünü stratejik olarak Rusya ve Çin’i kontrol edebilecek bir nokta olması sebebiyle istemesi ve verilmezse kötü şeyler olur diyen Donald Trump’ın sözleri bölgenin istikrarsızlaşmasının Amerika’nın çıkarına olabileceği fikrini güçlendiriyor.
Türkiye uluslararası arenada sürdürdüğü arabulucu rolünü kardeş ülke Pakistan’ın sorunlarını çözmekte de sürdürmeye çalışırken aynı zamanda ihtiyaç halinde siyasi ve askeri işbirliğini de arttıracaktır. Tarafların tamamının huzurlu ve sürdürülebilir bir barışa ulaşması hem insani hem uluslararası stratejik dengeler açısından Türkiye’nin tutabileceği muhtemel yol olacaktır. Belirsizlik ve yıkımın dünyada pek çok noktada kendisini en şiddetli haliyle hissettirdiği bir dönemde Nükleer güçlerin yeni bir uzun soluklu çatışma düzenine geçmesi dünyanın ihtiyaç duyduğu son şey bile değildir.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.