Orta Doğu’da Tehdit Altındaki Su Yollarından Kim Fayda Sağlıyor?

Araştırmacı Anwar Qasem Alkhudhari, Orta Doğu’daki Hürmüz ve Babu’l Mendeb gibi stratejik su yollarının küresel enerji, ticaret ve güç dengeleri üzerindeki etkisini Fokus+ için kaleme aldı.
orta-dogu-da-tehdit-altindaki-su-yollarindan-kim-fayda-sagliyor.jpg

28.04.2026 - 15:23  |  Son Güncellenme:  28.04.2026 - 15:58

Hürmüz Boğazı ve Babu’l Mendeb Boğazı, coğrafi konumları ve küresel enerji ile ticaret akışındaki rolleri nedeniyle tüm ülkeler açısından büyük stratejik öneme sahip.  

Orta Doğu bölgesi, aynı zamanda sahip olduğu boğaz sayısı bakımından dikkat çekiyor. Batıda Cebelitarık Boğazı’na ek olarak, Hürmüz, Babu’l Mendeb, Süveyş Kanalı, İstanbul Boğazı ve Çanakkale Boğazı gibi kritik geçiş noktaları bulunuyor.  

Bu boğazlar, yarı kapalı denizlerin dış dünyaya açılan “nefes kanalları” ve kıyı devletleri için küresel ticarete erişim kapıları olarak değerlendiriliyor. 

Son dönemde, ABD ile İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından İran, savaşı durdurmak için bir baskı aracı olarak Hürmüz Boğazı’nı kapattı. Ayrıca Babu’l Mendeb Boğazı’nı da kapatma tehdidinde bulundu.   

Hürmüz’ün kapanması, günlük ortalama 20 milyon varil ham petrol, kondensat ve petrol ürününün geçişini etkilemesi nedeniyle küresel bir enerji krizine yol açtı. 

Yıllık 7,3 milyar varilden fazla petrol bu boğazdan geçiyor, bu da küresel petrol tüketiminin yaklaşık yüzde 20’sine karşılık geliyor. 

Ayrıca dünya sıvılaştırılmış doğal gazının (LNG) yaklaşık yüzde 20’si, yani yılda yaklaşık 100 milyon ton, Hürmüz üzerinden taşınıyor. 

Boğazların savaşlardaki rolü 

Tarih boyunca boğazlar, savaşların kaderini belirleyen stratejik unsurlar oldu. Antik çağlardan itibaren imparatorluklar, ticaret yollarını kontrol etmek ve geçiş noktalarından ekonomik gelir elde etmek için boğazları hakimiyet altına almaya çalıştı. 

Yunanlar ile Persler arasındaki savaşlarda deniz yollarının kontrolü belirleyici bir unsur olurken, Orta Çağ’da Bizans ve ardından Osmanlı İmparatorluğu Karadeniz ile Akdeniz’i bağlayan boğazları kontrol etmeye odaklandı. Çünkü bu bölgeler hem ticaret hem de askeri hareketlilik açısından hayati arterlerdi. 

Modern dönemde boğazların önemi, 1. Dünya Savaşı sırasında İstanbul Boğazı ve Çanakkale Boğazı’nın Osmanlı tarafından Rus gemilerine kapatılmasıyla kritik şekilde ortaya çıkmış, Rusya’nın Akdeniz’deki müttefikleriyle bağlantısı kesilmiştir. 

2. Dünya Savaşı sırasında ise Türk Boğazları Türkiye’nin kontrolünde kalmış ve ülke tarafsızlık politikasını korumaya çalışmış, ancak Almanya ve Sovyetler Birliği arasında bir baskı alanı haline gelmiştir. 

Bu nedenle jeopolitikte boğazlar “dar boğaz noktaları” (chokepoints) olarak tanımlanır. Çünkü kapatılmaları durumunda küresel ticaret ve enerji akışı ciddi şekilde kesintiye uğrar. 

Boğazların kapatılmasına yönelik tehditlerin tarihi, küresel ticaret yolları üzerindeki çatışmaların tarihinin bir parçası olarak görülebilir. 

Bu çerçevede devletler ve Birleşmiş Milletler (BM), denizlerin kullanımına ilişkin modern hukuki çerçeveyi oluşturan Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni (UNCLOS) kabul etmiştir.  

Sözleşme 10 Aralık 1982’de Jamaika’nın Montego Bay kentinde imzalanmış, 1994’te yürürlüğe girmiştir. 

Montenegro (Montego Bay) Sözleşmesi ve taraf ülkeler 

Sözleşmeye Körfez ülkeleri, Yemen ve Mısır taraf olurken, İran imzalamış ancak onaylamamıştır. Türkiye ve İsrail ise sözleşmeye taraf değildir. 

Türkiye’nin katılmamasında Ege Denizi kaynaklı Yunanistan ile yaşanan anlaşmazlıklar etkili olurken, İsrail’in katılmamasında ise uluslararası hukuk mekanizmalarının getireceği kısıtlamalar belirleyici olmuştur. 

Sözleşmeye taraf olmak, tahkim veya Uluslararası Deniz Hukuku Mahkemesi gibi bağlayıcı uyuşmazlık çözüm mekanizmalarını kabul etmek anlamına gelir. Bu durum, İsrail açısından uluslararası düzeyde dava edilme riskini artırabilecek bir unsur olarak değerlendirilebilir. 

Sonuç olarak, İsrail, özellikle uluslararası tahkim için zorunlu mekanizmalar içerenler olmak üzere, güvenlik veya askeri kararlar alma özgürlüğünü kısıtlayabilecek bazı kapsamlı uluslararası anlaşmalardan kaçınma eğilimindedir. 

Hürmüz’ün kapatılması ve güç dengesi 

İran ve vekil aktörler tarafından Hürmüz Boğazı ve Babu’l Mendeb Boğazı'nın kapatılması, dünyanın geri kalanından önce İran için ciddi kayıplar doğuracaktır. 

Zira İran, petrol ve ticari ihracatının büyük bir kısmının Hürmüz Boğazı’ndan geçmesi nedeniyle bu güzergahı kullanmak zorunda. 

Aynı şekilde, petrol ve doğalgaz üreten ve ihraç eden Körfez ülkeleri de bu durumdan ağır şekilde etkileniyor. Petrol ve doğalgaz şirketlerinin üretim ve ihracatı azaltması veya durdurması yüz milyarlarca dolarlık kayıplara yol açtı. 

Buna karşılık ABD, bu senaryoda en fazla kazanç sağlayan aktörlerden biri olarak öne çıkıyor. 

2018’den bu yana kaya petrolü üretimi sayesinde dünyanın en büyük üreticileri arasında yer alan ABD, küresel petrol veya doğalgaz fiyatlarının artışıyla birlikte önemli gelir elde ediyor. 

İsrail açısından ise Hürmüz’ün kapanmasının etkisi görece sınırlı. İsrail, Körfez petrolüne doğrudan bağımlı değil, enerji ihtiyacını Azerbaycan boru hattı, Kazakistan sevkiyatları ve zaman zaman Akdeniz üzerinden Rusya kaynaklı tedariklerle karşılıyor. 

Ayrıca Doğu Akdeniz’deki doğal gaz keşifleri sayesinde Leviathan Gaz Sahası ve Tamar Gaz Sahası gibi sahalar İsrail’e doğal gazda nispeten enerji yeterliliği sağlıyor. 

Bu tablo, ABD ve İsrail’in Hürmüz Boğazı’nın kapanmasından doğrudan ve ciddi şekilde etkilenmediğini, hatta dolaylı fayda sağlayabildiğini gösteriyor.  

Bu durum, özellikle boğazdaki kapanmanın ABD’nin Çin ve Avrupa Birliği (AB) ile ilgili stratejik siyasi ve ekonomik hedeflerine hizmet etmesi nedeniyle, hızlı şekilde yeniden açılması konusunda acele etmemesini açıklıyor. 

Kapanmanın sonuçları, genel olarak bölge ülkelerine zarar verirken, Washington’ın siyasi ve ekonomik çıkarlarına hizmet edecektir.  

Bu durum, İsrail’i Hürmüz Boğazı’na alternatif olarak bölgesel bir alternatif enerji ve lojistik hat olarak sunacaktır. 

Böylece Körfez ülkeleri ile Irak’ın Akdeniz’e erişiminin bu hat üzerinden yeniden şekillendirilmesiyle, İsrail hegemonyasına tabi olabilir ve ekonomik baskı yoluyla normalleşmeye zorlanabilirler. 

Sonuç olarak, bölge ülkeleri, boğazların kapanması ve bunun kendilerinin yanı sıra küresel ekonomi üzerindeki olumsuz etkilerinin ele alınmasında İsrail’in kontrolüne girmekten kaçınmak için stratejik, alternatif ve çok seçenekli çözümler düşünmelidir.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.