Orta Afrika Cumhuriyeti’nde Orta, Kafa, Gol: Hükûmeti Kurabilen Touadéra
25.05.2026 - 13:06 | Son Güncellenme: 26.05.2026 - 09:26
Orta Afrika Cumhuriyeti başkanı Faustin-Archange Touadéra, üçüncü kez seçilmesinden altı ay sonra yeni hükûmeti geçtiğimiz cuma günü (22 Mayıs) kurmayı başardı. Touadera’nın bakanlar kurulu büyük ölçüde öncekiyle aynı kalırken 29 üyeli konseye sadece 10 yeni isim katıldı. Bu arada Başbakan Felix Moloua da yeniden atandı. Yeni hükûmetin duyurulması bu ayın başlarında parlamentonun açılmasının ardından geldi. 144 sandalyeden sadece 90 üye görev andı içti. Geri kalan 54 üye ise şimdilik seçim görevlilerinin ödenmemiş ücretler nedeniyle greve gitmesinin ardından ikinci tur seçimlerinin sonuçlarını bekliyor. Seçim görevlilerinin alamadığı ücretler ise ülkedeki tek sorun değil. Ülke bağımsız olduğu yıldan itibaren büyük sorunlarla uğraşıyor.
Orta Afrika Cumhuriyeti’nin siyasal tarihi, sömürgecilik sonrası Afrika devletlerinin karşılaştığı yapısal sorunların en belirgin örneklerinden biri olarak karşımıza çıkar. Fransa’dan 1 Aralık 1958 tarihinde bağımsızlığını kazanan ülke biçimsel olarak egemenliğini elde etmiş olsa da uzun yıllar boyunca Fransız etkisinden tamamen kurtulamadı ve bu durum aslında ülkedeki halkın ulusal kimliğine de yansıdı. Ülkenin ilk cumhurbaşkanı olan Barthélemy Boganda yalnızca siyasi bir lider değil, aynı zamanda Vatikan tarafından yetkilendirilen ilk Orta Afrikalı rahip olarak da dikkat çekti.
1949 yılında Kara Afrika’nın Sosyal Evrim Hareketi’ni (MESAN) kuran Boganda, toplumsal eşitlik ve ulusal birlik fikrini savunuyordu. Özellikle Fransız sekreteri Amandine ile yaşadığı ilişki onun siyasal düşüncelerini şekillendirdi ve kendisi Fransa’ya yakın bir dış politika izledi. Öyle ki ülkenin bayrağında bile Afrika renkleri sayılan sarı kırmızı ve yeşil yanında Fransa renkleri olan beyaza ve laciverte yer verdi. Boganda, siyahlarla beyazların eşit koşullarda yaşayabileceği bir toplum düzeni oluşturma amacıyla rahipliği bırakıp siyasete yöneldi ancak 1959 yılındaki uçak kazasında hayatını kaybedince ülke demokratikleşme sürecinde kesinti yaşadı.
Bağımsızlık sancısı ve ilk hayal kırıklıkları: Boganda’dan Dacko’ya
Boganda’nın ölümünden sonra yeni hükûmeti yeğeni David Dacko kurdu. Dacko döneminde Orta Afrika Cumhuriyeti tam bağımsızlığını 13 Ağustos 1960 tarihinde ilan etmiş olsa da siyasal yapı kısa sürede otoriterleşti. Dacko, 1962 yılında ülkedeki tüm siyasi partileri kapatarak MESAN’ı tek yasal parti ilan etti ve muhalefeti baskı altına aldı. Özellikle Orta Afrika Demokratik Evrim Partisi’nin (MEDAC) üyelerinin hapsedilmesi, ülkede tek parti rejiminin kurumsallaşmasına neden oldu. Bununla birlikte Dacko yönetimi ekonomik alanda da ciddi sorunlarla karşı karşıya kaldı. Ülkenin en önemli doğal kaynağı olan elmas, ekonomik kalkınmanın temel aracı olarak görülse de plansız ve kişisel çıkarlara dayalı politikalar nedeniyle ekonomiye verimli bir katkı sunamadı. Elmas gelirlerinin büyük kısmının kişisel hesaplara aktarılması, kamu çalışanlarının maaşlarının ödenememesi ve tarımsal üretimin ihmal edilmesi, ekonomik krizi derinleştirdi. Aynı dönemde gerçekleşen dünya piyasalarındaki elmas fiyatlarının düşmesi, ülkeyi sert bir krize sürükledi.
Ekonomik başarısızlıklar ve otoriterleşen yönetim sonucunda David Dacko, 3 Aralık 1965 tarihinde kuzeni Jean-Bedel Bokassa tarafından gerçekleştirilen darbeyle görevden alındı. Böylece resmî bağımsızlığın ilanından sonra Orta Afrika Cumhuriyeti’nin ikinci cumhurbaşkanı olan Bokassa sadece ülke tarihinin değil, dünya tarihinin de en dikkat çekici liderlerinden biri oldu.
İmparator Bokassa ve Fransa müdahalesi
1966 yılında Fransa’yı ziyaret eden Jean-Bedel Bokassa burada General Charles de Gaulle tarafından ciddiye alınmayan bir lider olarak değerlendirildi ve de Gaulle’un kendisini “hiçbir şey beceremeyen bir aptal” şeklinde tanımladığı ileri sürüldü. Ancak Bokassa bu küçümseyici yaklaşıma rağmen iktidarını güçlendirmeye devam etti ve 1966 ila 1970 yılları arasında yalnızca ülkenin siyasal yönetimini değil, aynı zamanda el koyduğu iş çevrelerinin ekonomik faaliyetlerini de doğrudan kontrolü altına aldı. 1970 yılında farklı şirketleri tek çatı altında birleştirerek kendi ekonomik yapılanmasını oluşturan Bokassa böylece devlet kaynakları ile kişisel ekonomik çıkarlarını birleştirdi. Ülkede yürütülen tarımsal üretim projelerinin, sanayi yatırımlarının, ulaşım ağlarının ve altyapı çalışmalarının büyük bölümü doğrudan Bokassa’nın kontrolüne geçti. Ayrıca Dünya Bankası tarafından bu projelere sağlanan mali destekler de büyük ölçüde kişisel servetinin artırılması amacıyla kullanıldı. Hem cumhurbaşkanı hem de ülkenin en zengin iş insanı hâline gelen Bokassa, siyasal gücünü giderek daha otoriter bir yapıya dönüştürdü. Bu doğrultuda kendisini 1972 yılında “ömür boyu cumhurbaşkanı”, 1974 yılında ise “cumhuriyetin bekçisi” ilan etti. Ancak kişisel iktidarını sürekli biçimde genişletmesi, halkın rejime karşı giderek daha fazla tepki duymasına neden oldu.
Bokassa’nın baskıcı yönetimine yönelik hoşnutsuzluk yalnızca toplum içerisinde değil, ailesi içinde de ortaya çıktı. Damadı, 20 Eylül 1976 tarihinde Bokassa’ya karşı bir darbe girişiminde bulundu. Bu girişimi atlatan Bokassa, damadının yanı sıra öz kızını ve çiftin ikiz çocuklarını öldürttü. Bu olaydan sonra korku içinde yaşamaya başlayan Bokassa, çareyi ülkenin rejimini değiştirmekte buldu ve Fransa’da 2 Aralık 1804 tarihinde cumhuriyet rejimini imparatorluğa dönüştüren Bonaparte gibi hareket ederek Orta Afrika Cumhuriyeti’nin siyasal yapısını değiştirip ülkeyi imparatorluğa çevirdi. Kendisi de doğal olarak Orta Afrika imparatoru oldu.
Bokassa’nın Orta Afrika’sı dünya tarihindeki en küçük, en kısa süren ve taç törenine bir Avrupalı liderin katılmadığı tek imparatorluk olarak tarihe geçti. Yaklaşık 30 milyon dolar harcanan törende Fransız modacı Pierre Cardin, Bokassa’ya 13 ayrı kıyafet hazırladı. Bu törenden bir hafta sonra ise Savunma Bakanı olan oğlu Prens Georges, Bokassa’ya bir darbe düzenledi. Başarısız olan darbeden sonra Bokassa, oğlunu öldürtmedi ama sürgüne yolladı. Sürgüne yolladığı yer bile Napoléon Bonaparte’ın ülkesi Fransa’ydı.
Bokassa’nın yönetimi yalnızca siyasal baskı ve kişisel ihtişamla değil, aynı zamanda sert uygulamaları ve sıra dışı söylemleriyle ilginçti. 1977 yılında verdiği bir röportajda ülkesinin atom bombasına sahip olması gerektiğini savunan Bokassa, aynı dönemde okullarda kullanılacak üniformaların, eşlerinden birine ait bir şirketten satın alınmasını zorunlu kıldı. Kararı protesto etmek amacıyla yaklaşık yüz öğrenci ailesi Başkanlık Sarayı önünde toplanınca Bokassa’nın emri doğrultusunda harekete geçen askerler herkesi tutukladı ve daha sonra taşlayarak öldürdü. Tüm bu davranışların mutlaka bir sonu gelecekti ve o son, 1979 yılında bu sefer başarılı olan bir darbeyle geldi. Fransa, 1979 yılında düzenlediği askerî operasyonla Bokassa’yı iktidardan uzaklaştırdı ve David Dacko’yu yeniden göreve getirdi. Ülkede yeniden cumhuriyet kuran Dacko’nun ikinci iktidar dönemi de uzun sürmedi. Artan ekonomik sorunlar ve siyasal istikrarsızlık nedeniyle General André Kolingba, 1981 yılında darbeyle yönetime el koydu.
Darbeler kıskacı ve etnik-dinî iç savaş: Seleka ile Anti-Balaka çatışması
Kolingba dönemi, askerî yönetimin egemen olduğu bir süreç olarak öne çıktı. 1979 Anayasası’nı fesheden Kolingba, ülkeyi uzun yıllar boyunca askerî rejimle yönetti. Bununla birlikte Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve uluslararası toplumun demokratikleşme baskıları sonucunda çok partili sisteme geçiş zorunlu duruma gelince, 1992 yılında gerçekleştirilen seçimlerde Ange-Félix Patassé iktidara geldi ve ülkenin halk oyuyla seçilen ilk cumhurbaşkanı oldu. Patassé döneminde yeni bir anayasa hazırlanmış olsa da ekonomik eşitsizlikler ve etnik gerilimler devam etti. Patassé’nin iktidarı sırasında kuzeyli topluluklara öncelik tanıması, güneyde yaşayan Yakoma halkı başta olmak üzere çeşitli grupların tepkisini çekti. Devlet kadrolarında yapılan değişiklikler kuzey-güney eksenli bir toplumsal ayrışmayı derinleştirdi ve bu durum, 1990’lı yılların sonlarında silahlı çatışmaların ortaya çıkmasına neden oldu. 2003 yılında General François Bozizé’nin Patassé’yi devirdiği darbe, Orta Afrika Cumhuriyeti’nde yeni bir siyasal dönemin başlangıcını oluşturdu.
Bozizé yönetimi önceki liderlerden farklı olarak yalnızca siyasal değil, toplumsal yaşam üzerinde de baskıcı uygulamalar getirdi. Bozizé’ye karşı özellikle eski Cumhurbaşkanı Patassé’nin destekçileri direnç gösterdiler. Bu süreçte ülkenin kuzeyinde çeşitli silahlı örgütler de ortaya çıktı. Müslüman nüfusun yoğun olduğu bölgelerde kurulan bu gruplar, merkezî yönetimin kendilerini dışladığını savunuyorlardı. 2012 yılında farklı silahlı hareketlerin birleşmesiyle Seleka Koalisyonu’nu kuran bu gruplar, kısa süre içinde ülkenin kuzeyindeki önemli şehirleri ele geçirdiler. Bozizé yönetiminin bu ilerleyişi durduramaması üzerine Seleka lideri Michel Djotodia, 24 Mart 2013 tarihinde darbeyle iktidarı ele geçirdi. Böylece Orta Afrika Cumhuriyeti tarihinde ilk kez Müslüman bir lider cumhurbaşkanı oldu. Ancak Djotodia’nın iktidarı, ülkedeki Hristiyan toplulukların büyük tepkisini çekti ve ona karşı bir Anti-Balaka grubu kuruldu. Anti-Balaka, ülkenin güneyinde örgütlendi ve Hristiyan toplulukların savunucusu olduklarını ileri sürdüler. Hem Seleka hem de Anti-Balaka grupları sivillere yönelik ağır insan hakları ihlalleri gerçekleştirdiler. Binlerce insan hayatını kaybederken yüz binlercesi de yaşadığı yerleri terk etmek zorunda kaldı. Birleşmiş Milletler, 2014 yılında MINUSCA adlı yeni bir barış gücü misyonunu bölgeye gönderdiyse de bu tip müdahaleler uzun süre kalıcı barışı sağlayamadılar. Djotodia sonunda istifa etmek zorunda kaldı.
Djotodia’nın istifasının ardından geçici yönetimi Catherine Samba-Panza üstlendi. Samba-Panza döneminde ülke, dünyanın en yoksul ve en kırılgan devletlerinden biri oldu. Bu dönemde eski Seleka unsurları yeniden örgütlenerek ex-Seleka adı altında faaliyet göstermeye başladılar. Sudan ve Çad’dan destek aldığı ileri sürülen bu gruplar ülkenin kuzeydoğusuna ilerlediler. Buna karşılık Anti-Balaka hareketi de güney bölgelerinde varlığını sürdürmeye devam etti ve Müslüman sivillere yönelik saldırılarını yoğunlaştırdı. İki grup günümüzde de savaşmaktadır ve bu nedenle ülkeye İstanbul’dan ekonomi sınıfı uçuşları en az 100.000 TL olarak seyretmektedir.
Wagner’in gölgesinde üçüncü dönem: Touadéra ve bitmeyen kriz
2016 yılında yapılan seçimleri Faustin-Archange Touadéra’nın kazanmasıyla birlikte ülkede yeni bir siyasi süreç başladı. Ancak Touadéra yönetimi de silahlı grupların etkisini tamamen ortadan kaldıramadı. Bu dönemde Rusya’nın Orta Afrika Cumhuriyeti üzerindeki etkisi dikkat çekici biçimde arttı. Özellikle Wagner Grubu, hükûmet güçlerine destek sağlamak amacıyla ülkeye yerleşti. Grup yalnızca askerî alanda değil, medya ve propaganda etkinliklerinde de rol oynadı. Hükûmetin güvenliğini sağlama, ordunun eğitimi ve muhalif gruplarla mücadele gibi alanlarda faaliyet gösteren grup, kısa sürede ülkenin siyasal yapısında önemli bir aktör oldu.
28 Aralık 2025 tarihinde yapılan seçimleri kazanan ve üçüncü dönemine başlayan Touadéra, ülkedeki muhalif grupların, aleyhindeki protestoları yüzünden hükûmeti yeni kurabildi. Touadera’yı oldukça zor günler bekliyor. Daha önceki üç seçimde kendisine yapılan ortaları gole çeviren Orta Afrika Cumhuriyeti Başkanı Touadéra’nın dördüncü döneme başlayıp başlayamayacağı ise merak konusu.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.