Okuryazarlığın İlkel Zihinde Yarattığı Dönüşümler

Çok düşük seviyede bile eğitim alan yerlilerin zihniyet ve davranışlarında önemli değişiklikler meydana geldiğini belirten yazar Dr. Özgür Taburoğlu, geleneksel durgunluk, uyuşukluk ile Batılı toplumların davranışları arasındaki farkı Fokus+ için kaleme aldı.
Okuryazarlığın İlkel Zihinde Yarattığı Dönüşümler

19.08.2024 - 15:11  |  Son Güncellenme:  20.08.2024 - 09:25

Misyoner antropolog John Colin Carothers’in “Afrikalı zihniyeti” üzerine Kenya’da yaptığı saha araştırmalarını yorumlayan Marshall McLuhan, Gutenberg Galaksisi (1962) yapıtında asgari düzeyde bir eğitimin yerlilerde neden olduğu önemli değişimlerin altını çizer: “Carothers, gerçekten çok az düzeyde bir okuryazarlığın, ‘yazılı simgelerle –okuma, yazma ve aritmetikle– küçük bir aşinalığın’ bu etkileri yaratmaya yeterli olduğu gerçeğinin altını çizer. (…) Çok küçük bir eğitimle bile, Afrikalı kız ve erkek çocuklarda nasıl dikkate değer ve geniş kapsamlı bir değişimin gerçekleştiğini, o kadar ki, tek bir kuşak içinde bile, insan özellik ve tepkilerinin ancak yüzyıllar içinde ortaya çıkması beklenebilecek ölçüde farklılaştığını” dile getirir.

 

Oysa “el değmemiş” Afrikalılar, ifadesiz ve “uyuşuk” şekilde saatlerce oturabilirler. Modern Avrupalı için Carl Gustav Jung’un “bilinçli irade noksanlığı”nın sonucu saydığı “gevşeklik” ve “durgunluk” hastalıklı bir durum sayılır. Oysa böyle bir uyuşukluk “Afrikalılar” için olağan bir haldir; uyarıcı etkilerle rahatsız edilmedikleri sürece durumları değişmeden uzun süre bekleyebilirler. Kendi halinde “el değmemiş Afrikalı çocuklar” sıkılmadan saatlerce duvar dibinde oturabilir.

McLuhan şöyle devam eder:

“Neşeli, şikâyet etmeyen, monotonluk ya da konforsuzluktan rahatsız olmayan, dürüst ve genellikle dikkate değer ölçüde doğru sözlü insanlardır. (…) Bu çocuklar çok uzun süre öylece otururlar: Oyun oynama dürtüleri dumura uğramış gibidir. Monotonluğa karşı duyarsızdırlar ve zihinsel uyuşuklukları, bir çocuk için şaşılacak derecede tahammül gücü verir onlara. Bu çocuklar ileride, çok doğal olarak, herhangi bir beceri gerektiren mevkileri doldurmayı başaramayacak eğitimsiz Afrikalılara dönüşürler. En iyi ihtimalle, hiçbir muhakeme gerektirmeyen işleri yürütmek üzere eğitilebilirler. Bu onların sahip oldukları iyi nitelikler için ödedikleri bedeldir. (…) Çok az bir eğitimle bile, Afrikalının çıkar, zevk ve acıya yönelik kapasitesi bir bütün olarak muazzam bir ölçüde artmaktadır. Eğitimli Afrikalı için (…) yeni bir yaşam tarzı aracılığıyla çıkar anlayışı uyandırılmış ve monotonluk artık onun için de bir meşakkate dönüşmüştür. İlginç olmayan işine sadık kalmak, onun için artık daha büyük bir irade gücünü̈ gerektirir ve ilgi eksikliği, bezginliğe yol açar.” (2007: 34)

Uyuşukluk, okuryazarlık ve değişen tutumlar

Okuryazarlık yerlilerde “zevk ve acı tutumlarında” da değişikliklere sebep olur. McLuhan, Frantz Fanon’un çalışmalarına da önemli veriler sağlayan Carothers’den alıntılar:

“El değmemiş Afrikalının sinir sisteminin, onun çok az uyku ihtiyacı duymasına yol açacak şekilde uyuşmuş olduğunu ileri sürüyorum. İşçilerimizin birçoğu, işlerine kilometrelerce mesafeden yürüyerek gelirler, gündüz gayet iyi çalışırlar, ardından evlerine dönüp gecenin büyük bölümünü bahçelerini vahşi domuzlara karşı korumak için ayakta geçirirler. Haftalarca hiç ara vermeksizin, geceleri sadece iki ya da üç saat uyurlar.”

 

Monotonluğa direncinin yanında yavaşlığı, uyuşukluğuyla da ayırt edilen böyle samimi ve dürüst “eski kuşak Afrikalı”, “bir daha asla var olmayacak” şekilde ortadan kaybolur (2007: 34). Diğer yandan yeni kuşak Afrikalı, iradeli romantik Avrupalı birey gibi, “çok daha yükseklere çıkmaya ve çok daha derinlere inmeye ehil” olsa da dinginliğini geri dönüşsüz biçimde kaybetmiş gibi tarif edilir. 

Hint psikanalist Sudhir Kakar benzer bir tasviri kendi cemiyeti için yapar:

“Bir Hint, saatler boyunca hiçbir şey yapmadan oturabilir ve iç sesi onu ‘bir şey yapmadığı’ için kınamaz. Bu durumun aksine, Batılı kültürler ego ve süperego arasındaki görece daha yüksek olan gerilime bir değer atfederler ve sonra da açığa çıkan suçluluk, utanç ve aşağılık duygularını eyleme geçecekleri zaman daha yüksek bir potansiyele kanalize ederler.” (2012)

Tao te Ching’de de benzer temalara rastlanabilir. Metinde “Bilge Ruh” adında ve belli açılardan ortadan kaybolan Afrikalıya benzeyen bir tipleme resimlenir. Ama Lao Tzu ondan bir bilge gibi söz etmez; aksine onu "aptal", "sönük ve kalın kafalı", "beceriksiz" sayar (2017: 21). Dışarıdan bakınca niteliksiz ve gülünç derecede kılıksız bir kimsenin görünüşüne sahiptir. Sadece dışarıdan değil, içeriden de öyledir. Çoğu zaman söyleyecek sözü yoktur; kendisine yöneltilen sorulara belirli cevapları bulunmaz. Dışı gibi içi de "kaba saba"dır. Biraz da "halkın idraki dışında kaldığı" için böyledir. Herhangi bir "fuzuli" çaba göstermediğinden fark edilmeden kalır. Kayıtsız ve kaygısız görünümü, gündelik dünyadan uzak, öte dünyayla fazlaca meşgul olmaktan da değildir. Genelde "dünyevi ve cismani" bir boyutta kalır; ne bu ne de ötesine dair bir düşünüm, ilgi içerisinde görünmez. Bedeni bu dünyada olmadığı gibi ruhu da ötelerde kaybolmaz. Çünkü bedeni ve ruhunu başka yerlere ve zamanlara doğru çekiştiren “deliklerini” kapatmıştır. Batılı gibi ruhsal disiplinler yardımıyla çakralarını açmaya girişmez.

Ülgener’in “az gelişmiş zihniyet” tasvirindeki farklılık

Sabri Ülgener de “azgelişmiş zihniyet” kavramı etrafında Müslüman Şark coğrafyasındaki değişimlerin izlerini takip eder (2006). Fakat onun çizdiği resimdeki fail, farklı istençle işleyen zihin yapısıyla “enerji fazlasına” sebep olur ve özellikle şarkiyatçı yaklaşımlara ait sakin, durağan Doğu imgesiyle uyuşmaz. Bu resimlerdeki gibi “hareketsiz”, “kımıltısız” olmaktan uzak, türlü “aşırılıklar” ortaya koyan bu coğrafyaya hâkim, “yerine göre lüzumundan fazla çalkantılar bu toplumların temel vasıfları arasında yer alır”. Uyuşukluk bir yana, İhsan Oktay Anar romanlarındaki karakterler gibi, “başıboş bırakılmış”, “aşındırıcı ve tahripkâr” olabilen “enine ve genişliğine dağıtılmamış enerji fazlası” nedeniyle, “kuvvet teksifinde dengesizlikler” göze çarpar (2006: 56, 58). Ekonomik ve kültürel alışverişlere yansıyan bu aşırılık, Şarkiyatçı Şark pazarlarında da tasvir edilen “muvâzeneden uzak” hareketliliğin temel nedenidir.

 

Fakat “Batılı” da şuurlu iradesini ve aklını fazla işletmek konusunda çoğu zaman müşküle düşer. Georg Simmel’in Metropol ve Zihinsel Hayat (1903) denemesinde dile getirdiği gibi, “sinirsel uyarımın şiddetlendiği” kent yaşamı içerisinde akıl yürütme yetisi (intellect) veya müdrike gibi bir meleke, istencin ağır yükünü azaltmak üzere yeni bir zihinsel bölme olarak gelişir, genişler. Simmel, çok sonradan sinirbilim araştırmalarının doğrulayacağı birçok temayı sezgisel olarak yakalar. Modernliğe kadar “uyuklayan” müdrike gibi bir zihinsel katmanın vazifesi, hızla değişen etkilere tepkiler, izlenimlere “düşünmeden” çağrışımlar üretmektir.

İradesine başvurmadan neokorteks marifetiyle hayat sürmeyi arzulayan modern birey bu şekilde kararlar ve seçimlerini istem dışı gerçekleştirir. Çünkü üzerine doğru “üşüşen” kesintili ve belirsiz intibalar arasında başka türlü yolunu bulamaz. Jung’un tasvir ettiği ilkellerinki gibi “küçük kasabalının ruhun bilinçsiz katmanlarına kök salmış” zihinsel hayatı yerine o yeni ve yüzeyde bir katman geliştirir. Zorlu kent hayatıyla ilgili hesap yapma organı olarak beyin, zihnin ve şuurlu iradenin yerini almaya başlar. Böylece zekâmızı kullanarak “deruni dünyalarda sarsıntılara” maruz kalmadan güncel bağlama intibak edebiliriz. Yani Jung’un ilkellerden beklediği zihni uzuvlaşmanın bir başka çeşidine rastladığımız modern birey, içine düştüğü karmaşaya karşı aklını askıya almayı dener; “hayatın yüzeyindeki” değişimi yakalamanın yollarını araştırır. Böylece daha hızlı “hesap yapabilir”. Ama bu şekilde “kişisel renkten” arındırılmış zekâ kullanımı blasé veya “bezginlik”, kayıtsızlık gibi ruh hallerine yol açar. Bu kadar gayrişahsi bir zihin yapısı gündelik hal ve gidişin ortasında “ayırt etme melekesinin” de azalmasına sebep olur.

Kaynakça  

  • Jung, Carl Gustav (2018). Seçme Yazılar, İstanbul: Alfa.   
  • Kakar, Sudhir (2012). The Inner World: A Psychoanalytic Study of Childhood and Society in India, Oxford Univ. Press.  
  • Lao Tzu (2018). Tao Te Ching: Ursula K. Le Guin Yorumuyla, çev. Bülent Somay, İstanbul: Metis.  
  • McLuhan, Marshall (2007). Gutenberg Galaksisi: Tipografik İnsanın Oluşumu, çev. Gül Çağalı Güven, İstanbul: YKY.  
  • Simmel, Georg (2020). Bireysellik ve Kültür, çev. Tuncay Birkan, İstanbul: Metis.  
  • Ülgener, Sabri (2006). Zihniyet, Aydınlar ve İzm’ler, İstanbul: Derin.  

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.