Netanyahu Seçim Öncesi Suudi Arabistan’ı Normalleşme Sürecine Dahil Edebilir mi?

Mustafa Mansur, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun seçim öncesinde Suudi Arabistan’ı normalleşme sürecine dahil etme çabalarını ve bu sürecin önündeki engelleri Fokus+ için kaleme aldı.
odak-netanyahu-secim-oncesi-suudi-arabistan-i-normallesme-surecine-dahil-edebilir-mi.

25.09.2026 - 09:59  |  Son Güncellenme:  25.09.2026 - 10:30

Normalleşme dosyası, Netanyahu liderliğindeki aşırı sağcı Siyonist hükûmetin siyasi ve güvenlik stratejisinde önemli bir yer tutuyor. 27 Ekim’de yapılması planlanan 26. Knesset seçimleri yaklaştıkça bu dosyanın önemi daha da artıyor.

Netanyahu, bazı Arap ülkeleriyle normalleşme konusunda elde ettiği başarıları İsrailli seçmene hem İsrail’in ulusal güvenliğini koruma hem de Orta Doğu’daki güç dengelerini yeniden şekillendirme kapasitesinin bir göstergesi olarak sunuyor. Netanyahu’nun İsrail hükûmetinin başına geçmesinden bu yana çalışma planında ilk sırada yer alan farklı savaş cephelerindeki askerî, istihbari ve güvenlik faaliyetleri bu politikanın bir ayağını oluştururken, siyasi ve diplomatik girişimler de diğer ayağını oluşturuyor.

Netanyahu 

Netanyahu hükûmeti normalleşme dosyasını, Filistinlilere yönelik vahşi uygulamaları nedeniyle İsrail’e karşı oluşan uluslararası yalnızlığı kırma politikasının başarısının bir kanıtı olarak da kullanıyor. Bu durum özellikle 7 Ekim 2023 olaylarının ardından Gazze’de yürütülen soykırım savaşı ve Batı Şeria’da yerleşimciler tarafından işlenen etnik temizlik suçlarıyla daha da önem kazandı. 

Özellikle Filistin meselesi ve Filistin’deki kutsal mekânlarla diğer ülkelere kıyasla daha fazla ilgilenmesi beklenen bazı Müslüman Arap ülkelerinin İsrail’le normalleşmesi, Filistinlilerin bağımsız devlet kurma hakkına ilişkin ortak Arap söylemini de zayıflatıyor.

Bu durum, 16 Eylül’de ABD’nin himayesinde Fas ile İsrail arasındaki diplomatik ilişkilerin seviyesinin yükseltilmesiyle açık biçimde görüldü. Mevcut diplomatik temsilciliklerin büyükelçiliklere dönüştürülmesi ve karşılıklı büyükelçi atanması kararlaştırıldı. Böylece iki ülke arasındaki ilişkiler, şartlı normalleşme aşamasından tüm alanları kapsayan resmî diplomatik ortaklık aşamasına taşındı.

Peki iki ülkeyi tam da bu dönemde böyle bir karar almaya iten başlıca nedenler neler? Kararın temel hedefleri ne ve İsrail ile Fas halklarına nasıl yansıyacak? Bu karar, Netanyahu’nun Suudi Arabistan’ı da Fas örneğinde olduğu gibi şartlı normalleşme aşamasını geride bırakarak bütün alanlarda doğrudan ve resmî tam normalleşmeye ikna etme çabalarını güçlendirebilir mi? Yoksa Suudi Arabistan açısından meselenin daha farklı ve karmaşık siyasi ve dinî boyutları mı bulunuyor?

İsrail’in normalleşme stratejisinde Fas’ın yeri

İsrail’in bazı Arap ülkeleriyle normalleşmeye yönelmesindeki başlıca nedenler, ABD’nin himayesinde 2020’de imzalanan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile Bahreyn’in, ardından Sudan ve son olarak Fas’ın dahil olduğu İbrahim Anlaşmaları’ndan bu yana büyük ölçüde aynı kaldı.

Bunların başında genel anlamda uluslararası yalnızlığı kırmak, özelde ise Arap ülkeleriyle bölgesel entegrasyon sağlamak geliyor. İsrail söyleminde daha önce kendisini çevreleyen düşman ülkeler olarak tanımlanan bu devletlerin, İsrail’i resmen tanınan bir ortak olarak kabul etmesi hedefleniyor.

Öte yandan İsrail, Arap ülkeleriyle ilişkilerde yeni bir normalleşme anlayışının temellerini atmayı amaçlıyor. Böylece Arap dünyasının önemli stratejik ilkelerinden biri olan barış karşılığında toprak yaklaşımından, ABD’nin de desteklediği İsrail merkezli pragmatik bir anlayışa geçiliyor. Bu yeni yaklaşım barış karşılığında barış ya da çıkar karşılığında barış şeklinde özetleniyor. Söz konusu çıkarlar istihbarat ve güvenlik alanında olabileceği gibi ekonomi, ticaret, teknoloji ve turizm alanlarında da ortaya çıkabiliyor.

Bu sayede İsrail, Filistin meselesini başka bir Arap ülkesiyle diplomatik ilişki kurulmasına yönelik müzakerelerden ayırmayı hedefliyor.

Fas ile İsrail arasındaki anlaşmanın bu dönemde gelmesi ise Netanyahu’nun seçim hesaplarına hizmet ediyor. Netanyahu böylelikle, hükûmetinin maruz kaldığı yoğun eleştirilere rağmen Fas gibi bölgesel ağırlığa sahip bir Arap ülkesiyle tam normalleşmeyi başardığını göstermek istiyor.

Fas’ın İsrail’le normalleşme ve ilişkilerin seviyesini önemli ölçüde yükseltme kararındaki en önemli neden ise İsrail’in Batı Sahra üzerindeki Fas egemenliğini tanımasıyla bağlantılı.

Maariv gazetesinde yer alan bilgilere göre, İsrail ile Fas arasındaki ilişkilerin Aralık 2020’de İbrahim Anlaşmaları kapsamında yeniden başlamasının ardından İsrail, Temmuz 2023’te Fas’ın Batı Sahra üzerindeki egemenliğini tanıdığını açıkladı. Bu tutum, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun Kral 6. Muhammed’e gönderdiği mektupta da yer aldı.

Buna, iki ülke açısından ortak düşman olarak değerlendirilen İran’dan kaynaklanan doğrudan tehdit de eklendi. Fas, kendi istihbarat raporları ile Amerikan istihbarat raporlarına göre Batı Sahra’daki Polisario Cephesi’ni destekleyen İran’ı ve Kuzey Afrika’daki bağlantılı unsurlarını, Fas’ın çıkarları ve ulusal güvenliği açısından doğrudan tehdit olarak görüyor. İsrail’le normalleşmenin de bu alandaki stratejik güvenlik ve istihbarat iş birliğini güçlendireceği değerlendiriliyor.

Fas Dışişleri Bakanı Nasır Burita,  ABD’nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Mike Waltz ve İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar

Bu gelişmeler ışığında iki ülke, New York’ta düzenlenen üçlü toplantıda bir dizi anlaşmaya vardı. Toplantıya İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, Fas Dışişleri Bakanı Nasır Burita ve ABD’nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Mike Waltz katıldı.

Taraflar toplantıda ekonomik alanda bir dizi adım atılması konusunda uzlaştı. İsrail ve Fas, karşılıklı yatırımları kolaylaştırmak ve iki ülke arasındaki ticari faaliyetleri genişletmek amacıyla 2026 sonuna kadar yatırımların korunması ve çifte vergilendirmenin önlenmesine yönelik anlaşmalar imzalamayı planlıyor.

İki taraf ayrıca önümüzdeki aylarda üst düzey yetkililerin karşılıklı ziyaretlerde bulunması konusunda anlaştı.

Başka bir habere göre ise Faslı hava yolu şirketlerinin önümüzdeki haftalarda İsrail’e doğrudan uçuşlar başlatması bekleniyor. Bu adım da iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesini hedefleyen yeni hamlelerden biri olarak değerlendiriliyor.

Saar anlaşmaları memnuniyetle karşılarken, Yahudi ve Fas halkları arasındaki ilişkilerin derin tarihî köklere dayandığını söyledi. Saar’a göre imzalanan bildiri, iki ülke arasındaki ilişkileri güçlendirmeye yönelik somut adımlar içeriyor ve İsrail bu adımların uygulanması için çalışacak.

İsrail’in Kanal 14 televizyonunun muhabiri Efrat Brinner ise söz konusu zirvenin, Waltz’un İbrahim Anlaşmaları’nın altıncı yıl dönümü dolayısıyla New York’taki konutunda düzenlediği etkinliğin bir gün ardından gerçekleştirildiğine dikkat çekti.

Etkinliğe Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Fas, Kazakistan, İsrail ve ABD’den temsilciler katıldı. İsrail de zirvenin düzenlenmesinde oynadıkları rol ve Fas’la ilişkilerin geliştirilmesine yönelik çabaları nedeniyle ittifak ülkelerine teşekkür etti.

Brinner’a göre asıl zorluk bundan sonra başlayacak. Tarafların üzerinde uzlaştığı uzun adımlar listesinin hayata geçirilmesi gerekiyor. Bunların başında diplomatik temsilciliklerin büyükelçilik seviyesine çıkarılması, büyükelçilerin atanması ve iki ülke arasındaki üst düzey diplomatik ziyaretlerin yeniden başlatılması geliyor.

Fas ve İsrail’de normalleşmeye farklı tepkiler

İki ülkedeki toplumsal tepkiler ise birbirinden farklı oldu. Fas kamuoyunda ret ve tepki öne çıkarken, İsrail içinde anlaşma destek ve memnuniyetle karşılandı.

Fas’taki “El-Hayat el-Yevmiyye” gazetesine göre Fas Ümmet Davalarını Destekleme Heyeti, New York’ta düzenlenen üçlü diplomatik görüşmenin ardından açıklanan gelişmeleri sert ifadelerle kınayan bir bildiri yayımladı.

Heyet, normalleşme sürecindeki bu hızlanmanın İsrailli yerleşimcilerin Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlarının arttığı ve Filistin halkına karşı saldırıların sürdüğü bir döneme denk geldiğine dikkat çekti.

Açıklamada, ilişkilerin ileri düzey ortaklıklara ve yatırımların korunmasına yönelik anlaşmalara dönüştürülmesinin İsrail işgaline karşılıksız meşruiyet kazandırdığı ve Fas halkının her türlü Siyonist nüfuza karşı çıkan tutumuyla çeliştiği belirtildi.

Heyet, Fas makamlarına bu adımlardan derhâl geri dönme, irtibat ofisini kapatma ve her türlü koordinasyonu sona erdirme çağrısı yaptı. Ayrıca ülkenin toplumsal ve siyasi güçleri ile Fas halkından, başta özgür Filistin ve başkenti Kudüs olmak üzere ümmetin haklı davalarını savunmak için barışçıl mücadele ve toplumsal seferberliği sürdürmeleri istendi.

İsrail içindeki tutuma bakıldığında ise Arap partileri dışında muhalefet partileri dahil olmak üzere anlaşmaya yönelik geniş bir destek bulunuyor.

İsrail muhalefeti, kendi tanımlamasıyla ılımlı Arap ülkeleriyle diplomatik ilişkilerin genişletilmesini ve İbrahim Anlaşmaları’nı büyük çoğunlukla destekledi.

16 Eylül 2026’da New York’ta imzalanan ve Fas’la normalleşmenin seviyesini yükselten anlaşma da İsrail siyasi sistemi içinde geniş destek görüyor. Muhalefetin eleştirileri anlaşmanın kendisinden ziyade hükûmetin genel dış politika yöntemine odaklanıyor.

Fas kökenli Yahudi toplumu ise bu anlaşmayı özellikle destekliyor. Uluslararası ilişkiler ve İslami hareketler konusunda uzman akademisyen ve siyasi analist Dr. Muhammed Ştatu’ya göre Fas Yahudilerinin torunları, İsrail toplumunun önemli bileşenlerinden birini oluşturuyor ve Fas’la bağlantılı kültürel hafızalarını koruyor.

Fas mutfağı, müziği, dinî gelenekleri, aile bağları ve kökenlerinin bulunduğu şehirlerle devam eden ilişkileri, iki ülke arasındaki bağlara yalnızca diplomatik anlaşmalarla kurulamayacak insani bir boyut kazandırıyor.

Buna karşılık Demokratik Barış ve Eşitlik Cephesi, Değişim Hareketi ve Ra’am Partisi gibi Arap partileri ilişkilerin seviyesinin yükseltilmesine karşı çıkıyor.

Bu partiler, Filistin meselesinin çözümünü ve bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını devre dışı bırakan her türlü normalleşme anlaşmasının ya da Arap ülkeleriyle diplomatik ilişkilerin geliştirilmesinin Filistin halkının çıkarlarına zarar vereceğini ve bölgede gerçek barışın sağlanmasına katkıda bulunmayacağını savunuyor.

Netanyahu’nun Riyad hesabının önündeki engeller

Netanyahu’nun şimdi önündeki en önemli hedeflerden biri ise Suudi Arabistan’ı, Fas’ın ve daha önce İbrahim Anlaşmaları’na katılan Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Sudan’ın attığı adıma benzer biçimde İsrail’le normalleşmeye ikna etmek.

Netanyahu’nun bunu 27 Ekim’de yapılacak seçimlerden önce gerçekleştirerek önemli bir seçim kozu elde etmek istediği belirtiliyor. Netanyahu’nun kendi ifadesiyle böyle bir anlaşma, seçimlerde konumunu güçlendirecek “yeni bir başarı” anlamına gelecek.

Likud Partisi’nin eylül ortasına kadar farklı kamuoyu yoklamalarında gerilemesi nedeniyle böyle bir başarı, Netanyahu’yu seçimleri kazanmaya taşıyabilir. 

ABD Başkanı Donald Trump 

ABD Başkanı Donald Trump ise böyle bir normalleşmenin gerçekleşmesi hâlinde bunun Orta Doğu barışı açısından tarihî bir ileri sıçrama olacağını ifade etmişti.

Ancak Netanyahu’nun Suudi Arabistan’a yönelik girişimlerinin, İsrail’le normalleşen diğer Arap ülkelerinde karşılaştığı engellere kıyasla çok daha karmaşık sorunlarla karşı karşıya olduğu belirtiliyor.

Maariv gazetesine göre bu engellerin başında Suudi Arabistan’ın Filistin meselesinde ilerleme sağlanması şartı geliyor.

Netanyahu açısından temel sorun, Riyad’ın Filistin meselesine ilişkin tutumu olmaya devam ediyor. Suudi Arabistan, iki devletli çözüme götürecek güvenilir ve bağlayıcı bir siyasi süreç olmadan İsrail’le tam normalleşmeye gitmeyeceğini defalarca açıkladı.

7 Ekim saldırısından önce taraflar arasındaki görüşmelerde ilerleme kaydedilmişti. Al-Monitor’un o dönemde aktardığı diplomatik kaynaklara göre Suudi Arabistan, İsrail’in Filistinlilerle müzakerelerin ilerletilmesini desteklediğini açıklamasıyla yetinebilecek bir noktaya yaklaşmıştı.

Temmuz 2022’de Suudi Arabistan, İsrail’e giden ve İsrail’den gelen sivil uçuşlara hava sahasını açarak ilişkilerdeki iyileşmeye işaret eden bir adım attı. Ancak Hamas’ın 7 Ekim’de gerçekleştirdiği saldırı ve ardından Gazze’de başlayan savaş bu süreci durdurdu.

Wall Street Journal, Mayıs 2025’te İsrail ordusunun ele geçirdiğini belirttiği Hamas belgelerinin, saldırının hedeflerinden birinin İsrail ile Suudi Arabistan arasındaki normalleşme sürecini bozmak olduğuna işaret ettiğini yazdı.

Habere göre Riyad bu tarihten sonra tutumunu sertleştirdi ve iki devletli çözüme yönelik bağlayıcı bir siyasi süreç talep etmeye başladı.

Maariv’e göre Başbakan Binyamin Netanyahu, Suudi Arabistan’la normalleşmeyi ilerletmeye yönelik gizli girişimlerini sürdürüyor. Netanyahu’nun aynı zamanda Yemen’de Husilerle yaşanan çatışmaların ardından Suudi Arabistan üzerindeki artan baskıdan yararlanmaya çalıştığı belirtiliyor.

Bu değerlendirme, Maariv yazarı Ben Caspit’in İsrailli siyasi ve güvenlik kaynaklarıyla yaptığı görüşmelere dayanarak hazırladığı ve Al-Monitor’da yayımlanan analizde yer aldı.

Haberde aktarılan iki İsrailli siyasi kaynağa göre Netanyahu, İran destekli Husiler karşısında Suudi Arabistan’ın yaşadığı askerî zorlukları gerekçe göstererek İsrail’i Riyad’a bölgedeki en güvenilir ortak olarak sunmayı hedefliyor.

Kaynaklar, Suudi Arabistan’ın yıllardır İsrail’le normalleşmeyi Filistin devletinin kurulması yönünde gerçek ilerleme sağlanması şartına bağladığını defalarca açıklamasına rağmen Netanyahu’nun Riyad’la anlaşma ihtimalinden vazgeçmediğini belirtiyor.

Habere göre İsrail, Suudi tarafına dolaylı mesajlar göndererek Husi tehdidi karşısında istihbarat alanında yardım sağlamaya, hatta askerî danışmanlık sunmaya hazır olduğunu iletti.

Kaynaklara göre Netanyahu aynı zamanda Washington’ı Riyad üzerinde bir baskı aracı olarak kullanmaya çalışıyor. İsrail’in sağlayabileceği olası yardımların normalleşme sürecindeki siyasi ilerlemeye bağlanmasını umut ediyor.

Yazarın değerlendirmesine göre bu durum, Riyad’ın talebine rağmen ABD’nin Husilere karşı doğrudan müdahalede bulunmamasının nedenlerinden biri olabilir.

Maariv, haberini Netanyahu’ya yakın bir kaynağın değerlendirmeleriyle tamamlıyor.

Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman

Söz konusu kaynağa göre Netanyahu hükûmeti, Husilerin Muhammed bin Selman üzerindeki artan baskısının Suudi Veliaht Prensi’ni İsrail’le normalleşme için daha önce belirlediği şartları gevşetmeye itip itemeyeceğini değerlendiriyor.

Aynı kaynak, yoğun baskı altında Veliaht Prens’in Filistin meselesine ilişkin daha önce ortaya koyduğu bazı şartları hafifletmeye hazır olabileceğini, hatta İsrail’e yönelik kamuoyuna açık bir adım atmayı düşünebileceğini savunuyor.

Bu adım, bir tür mutabakatın imzalanması ya da Netanyahu ile kamuoyuna açık bir görüşmenin gerçekleştirilmesi şeklinde olabilir.

Ancak aynı haberde bu senaryonun hâlâ İsrail yönetimi tarafından değerlendirilen bir ihtimal olduğu ve Suudi Arabistan’ın hazır olduğunu açıkladığı somut bir adım olmadığı özellikle belirtiliyor.

Riyad, normalleşme yönünde ilerlemenin Filistin meselesinde gerçek bir siyasi sürecin başlamasına bağlı olduğu yönündeki tutumunu koruyor.

Bu nedenle metin, Netanyahu’nun yaklaşan seçimler öncesinde siyasi konumunu güçlendirmek için aradığı başarının Suudi Arabistan üzerinden gelmesinin zor olduğu değerlendirmesiyle sona eriyor.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.