Müslüman Kardeşler Terör Listesinde: Hedef Diğer Hareketler mi?
27.11.2025 - 12:37 | Son Güncellenme: 27.11.2025 - 12:41
ABD Başkanı Donald Trump’ın Müslüman Kardeşler’i (İhvan) terör örgütü olarak tanıma talebi henüz resmileşmiş değil.
Trump’ın, Dışişleri, Hazine ve Adalet Bakanlığı ve Ulusal İstihbarat Direktörlüğü ile koordineli biçimde, bu talebi destekleyecek bilgi ve kanıtları 30 gün içinde sunması bekleniyor.
Bu bilgiler, Aksa Tufanı operasyonunun ardından İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına karşı Filistin direnişine verilen destek üzerinden Müslüman Kardeşler’e yöneltilen suçlamaları detaylandıracak.
Gözden Kaçmasın
Başkanlık kararnamesinde Trump, Müslüman Kardeşler’in Hamas’a desteği hakkında “Levant ve Orta Doğu'nun diğer bölgelerindeki Amerikan sivillerinin güvenliğinin yanı sıra bölgesel ortaklarımızın emniyetini ve istikrarını da tehdit etmektedir” ifadelerini kullandı.
Kararname sonrasında Dışişleri ve Hazine Bakanlıklarının yaptırımların kapsamını, hedef alınacak kişi ve kurumları ve uygulanacak kovuşturma mekanizmalarını belirlemesi için ilave 45 gün süreleri bulunuyor. Ayrıca, karar çıktığında Müslüman Kardeşler’in hukuki itiraz hakkı olacak ve bu ihtimal güçlü görünüyor.
Peki süreç nasıldı?
Müslüman Kardeşler’i terör listesine alma düşüncesi Trump açısından yeni değil. 2017–2021 dönemindeki seçim kampanyasında da bu yönde vaatlerde bulunmuştu.
Ancak Dışişleri Bakanlığı’nın o dönem yaptığı değerlendirmeler, örgütün küresel ölçekte birçok ülkede farklı siyasal yapılara entegre olmuş olması, bazı ülkelerde hükümet ve parlamento düzeyinde temsil edilmesi, ayrıca ABD içinde terör eylemine dair herhangi bir kanıt bulunmaması nedeniyle bu adımın uygulanabilir olmadığını ortaya koymuştu.
Bu nedenle Trump ilk döneminde bu vaadini hayata geçiremeden görev süresini tamamladı.
Trump’ın bu yıl yeniden iktidara dönmesiyle birlikte, Müslüman Kardeşler’e karşı olan bazı Arap hükümetleri – özellikle de bu amaçla milyarlarca dolar harcayan ve Washington’daki ilişkilerini yoğun biçimde kullanan Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)– bu yöndeki taleplerini yeniledi.
Aksa Tufanı operasyonuyla başlayan süreçte, bu kez ABD içinden de özellikle Trump’ın siyasi ve toplumsal tabanı olan MAGA hareketinden baskılar arttı.
Bu hareketin içinde, Hz. İsa’nın bin yıl boyunca yeryüzüne hükmetmek üzere geri döneceği teorisine inanan ve Siyonist oluşumu desteklemeyi Hristiyan inançlarının bir parçası olarak gören Hristiyan Siyonistler de yer alıyor.
Bu bağlamda ABD’nin kararının, Müslüman Kardeşler’in İsrail’e karşı net tutumu, Filistin direnişine verdiği destek, Trump ve Netanyahu’nun canlandırmaya çalıştığı İbrahim Anlaşmaları ile İsrail’in vesayetini dayatacağı “Yeni Ortadoğu” projesini reddetmesi nedeniyle bir tür cezalandırma olduğu açık.
Nitekim açıklamanın ardından Trump’ı ilk tebrik edenlerin başında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun gelmesi tesadüf değil.
Netanyahu uzun süredir, Arap dünyasında Hamas’ın toplumsal tabanı olarak gördüğü Müslüman Kardeşler’e karşı sert tedbirler çağrısında bulunuyordu.
Müslüman Kardeşler ise Filistin davasına desteğini saklamıyor; aksine bunun, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını ve bağımsız devlet kurma hakkını savunan uluslararası hukukla uyumlu, dini bir sorumluluk olduğunu açıkça ifade ediyor.
Bu konuda Müslüman Kardeşler yalnız da değil. Gazze’ye yönelik iki yıllık savaş boyunca, yalnızca İslami hareketler değil, çok sayıda seküler ve uluslararası grup da Filistin direnişine destek açıklamalarında bulundu.
Müslüman Kardeşleri terör örgütü olarak sınıflandırmanın, Hamas’ın toplumsal desteğini zayıflatmak, hareketin finansal ve siyasi kaynaklarını kesmenin yanı sıra Müslüman Kardeşleri ABD’nin hukuki süreçleriyle meşgul ederek Filistin’e verdiği desteği sürdürmesi ya da Yeni Ortadoğu tasarımı ve İbrahim Anlaşmaları’na karşı çıkması için gerekli zaman, güç ve kaynağı bulmasını engelleme amacı taşıdığı sonucuna varabiliriz.
ABD’nin terör sınıflandırma kriterleri hukuki çerçeve içinde sunulsa da gerçekte siyasi kararlarla şekillendiği yönünde yaygın bir kanaat mevcut.
Örneğin ABD, Heyetu Tahrir’uş Şam’ı (HTŞ) terör örgütü ilan etmesine rağmen, hakkında 10 milyon dolarlık ödül koyduğu lideri Ahmed Şara ile defalarca temas kurdu, hatta Trump Beyaz Saray’da ağırladı.
Aynı şekilde Taliban’ı terör örgütü olarak tanımlayan Washington, yıllar sonra onlarla doğrudan müzakere etmek zorunda kaldı. ABD, halen terör listesinde tuttuğu Hamas’la dahi görüşmeler yürütüyor.
Müslüman Kardeşler’i terör örgütü ilan etme kararı, bugün tartışılan üç kol (Mısır, Ürdün, Lübnan) ile sınırlı kalmayabilir. Eğer bu karara itiraz edilmezse, diğer kollara da yayılabilir.
Dahası, Filistin meselesindeki tutumları Müslüman Kardeşler’e benzeyen Milli Görüş veya Hindistan alt kıtasındaki (Hindistan, Pakistan ve Bangladeş) Cemaat-i İslami gibi diğer İslami hareket ve gruplara kadar genişleyebilir.
Hatta İsrail saldırganlığına karşı çıkan bazı Sufi yapılar ve laik çevreler dahi bu geniş kategorinin içine çekilebilir.
Bu nedenle ABD’nin söz konusu yaklaşımına karşı hem siyasi hem hukuki zeminde hızlı ve kapsamlı bir mücadele yürütülmesi, ABD-Siyonist kibrinin durdurulması için hayati önem taşıyor.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.