Muhoozi’nin Çıkışı, Türkiye–Uganda İlişkilerini Nereye Sürüklüyor?
22.04.2026 - 17:12 | Son Güncellenme: 22.04.2026 - 17:19
Türk dış politikasında Afrika kıtasının rolünü çalışan tüm akademisyenlere sorulan ve hatta tüm akademisyenlerin de kendine sorduğu en önemli soru “Türkiye Afrika ülkeleriyle ilişkilerini neden yoğunlaştırdı?” olabilir. Literatüre bakıldığında bu soruya ekonomi ağırlıklı cevaplar verildiği görülse de aslında siyasi tarafı da unutmamak gerekir. 1930-1998 yılları arasında Türkiye uzak ve yakın komşuları tarafından çıkartılan sorunlarla uğraşmış, hatta bu sorunların bazıları Türkiye’yi doğrudan tehdit etmiştir. Amerika Birleşik Devletleri’nden gelen Johnson mektubu, Sovyetler Birliği’nin bir dönem Türkiye’nin doğu Karadeniz’deki şehirlerine göz koyması, Avrupa Birliği’nin Helsinki Zirvesi’nde Türkiye’nin aday ülke konumunu kabul etmemesi, Yunanistan’ın deniz milini 6’dan 12’ye çıkarmak istemesi, Suriye’den ve Irak’tan ülkeye geçen ve eylem yapan teröristler, Ermenistan’ın soykırım iddialarını güçlendirmesi gibi konular Türkiye’yi ve dolayısıyla Dışişleri Bakanlığı’nı oldukça yormuş, hatta yıpratmıştır. Bu nedenle Türkiye, kendisine benzer tehditler ve sorunlar yaratmayacak bir bölgeyle ilişkileri geliştirme ihtiyacı hissederek yoğun geçen bu dönemden sonra aslında dış politikasını rahatlatmak istemiştir. 1998’de ilan edilen Afrika Eylem Planı işte bu tür bir ihtiyacın sonucudur. Gerçekten de, 1998’den itibaren Afrika ülkeleri ile yaşanan gelişmelere bakıldığında, Afrika ülkeleri ile Türkiye’nin giderek güçlenen siyasi ve ekonomik etkileşimlerinin o yıpranmış ve yorulmuş Türk dış politikasını rahatlatmakta, hatta, iyileştirdiği görülmektedir. Türkiye 1998 yılından 12 Nisan 2026 tarihine kadar Afrika ülkelerinden kaynaklı ciddi bir sorun yaşamamış, bu ülkelerden gelen doğrudan ya da dolaylı bir tehditle uğraşmak zorunda kalmamıştır.
Ne var ki bu durum, Uganda Cumhurbaşkanı’nın oğlu ve Genelkurmay Başkanı Muhoozi Kainerugaba’nın 12 Nisan 2026 tarihinde attığı bir sosyal medya mesajıyla değişti. Türkiye’nin Uganda ile olan ilişkilerindeki sorunları çözmemesi durumunda 30 günlük bir zaman içinde diplomatik ilişkileri kesme tehdidi savuran Kainerugaba, aynı zamanda Türkiye’den 1 milyar dolar talep ettiğini ve Türkiye’deki en güzel kadınını eş olarak istediğini açıkladı. Paylaştığı bu mesajı çok kısa bir zaman sonra silen Kainerugaba 19 Nisan 2026 tarihinde de Uganda’daki Hızlı Tren projesinin önceden Türk bir şirkete verilen ihalesini iptal edip, herhangi bir ihale olmadan bu projeyi Çinlilere verilmesi için babasıyla görüşeceğini yazdı. Kainerugaba daha önceki mesajını sildi belki ama bu mesajı yerinde duruyor.

Muhoozi Kainerugaba şimdiki Uganda Cumhurbaşkanı Yoweri Museweni’nin oğlu. Bu arada söylemekte fayda var, Uganda cumhurbaşkanlarıyla ünlü bir ülke değil. İdi Amin’in 1971-1979 arasındaki cumhurbaşkanlığında yaşananlar hala kan dondurucu nitelikte. 1972’de çıkardığı bir kanunla kendisine “Ekselansları Sonsuza Kadar Başkan Doktor Hacı Tüm Canavarların Dünyanın ve Balıkların Yaratıcısı Afrika’yı İngilizlerin Elinden Kurtaran Soylu Şerefli Onurlu Baba” dedirtmeye başlayan İdi Amin’in devrilmesinden yedi yıl sonra cumhurbaşkanı olan Yoweri Museveni döneminin en dikkat çekici özelliği, başka pek çok ülkede görülmeyecek ölçüde yoğun yaşanan iç savaşlar. Öyle ki, 1986 ile 2002 arasında Museveni’nin kurucusu olduğu Ulusal Direniş Ordusu (NRA) tam yedi farklı iç çatışmayla karşı karşıya kaldı. Museveni, İdi Amin döneminde de tartışma konusu olan Uganda’nın güney merkezli devlet yapısını sürdürmek istedi ve ülkenin kuzey, doğu ve batı kesimlerinden gelen grupların yönetimde yer almasına yine sınırlı imkan tanıdı. Bu durum, güneyin baskınlığına karşı çıkan diğer bölgelerde çeşitli silahlı oluşumların ortaya çıkmasına yol açtı. Uganda Halkının Demokratik Ordusu (UPDA), Kutsal Ruh Hareketi (HSM), Uganda Halkının Ordusu (UPA), Batı Nil Cephesi (WNFO), Tanrının Direniş Ordusu (LRA), Birleşik Demokratik Güçler (UDF) ve Uganda Milli Kurtuluş Cephesi (UNSF) bu dönemde kurulan başlıca örgütlerdi.
1994’e kadar süren bu ikinci iç savaş sürecinde Museveni bu grupları tamamen ortadan kaldıramasa da aralarındaki anlaşmazlıklardan da faydalanarak etkilerini zayıflatmayı başardı. Ancak Joseph Kony liderliğindeki LRA, Kuzey Uganda başta olmak üzere Güney Sudan, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Demokratik Kongo’da faaliyetlerini sürdürdü. LRA ile NRA arasındaki mücadele, “Kuzey Uganda Savaşı” olarak anıldı ve çok sayıda insanın hayatını kaybetmesine neden oldu. Bu çatışma, Güney Sudan’ın henüz tam bağımsız olmadığı dönemde yürüttüğü arabuluculuk çabaları sonucunda 2008’de sona erdirildi, fakat LRA tamamen ortadan kaldırılamadı. Museveni, iç savaşlarla mücadele ederken aynı zamanda ekonomik toparlanmaya da odaklandı. Serbest piyasa ekonomisini benimseyip IMF ile iş birliği yapan hükümet yaklaşık 140 kamu kuruluşundan 89’unu özelleştirdi. Bu politikalar sayesinde oluşan ekonomik iyileşme Museveni’nin 1996 seçimlerini bağımsız adaylara karşı kazanarak yeniden cumhurbaşkanı olmasını sağladı. Yeni dönemde ülke önemli bir ekonomik büyüme yaşadı. 1996–2000 yılları arasındaki büyümede Uganda’nın Ruanda ile Demokratik Kongo’ya yönelik askeri müdahalelerinin de payı vardı. 1994 Ruanda Soykırımı sonrasında Hutu milislerin Kongo Demokratik’e sığınması ve burada faaliyet göstermeye devam etmesi Ruanda’nın müdahalesine yol açtı. Uganda’nın da destek verdiği Ruanda güçleri kısa sürede ülkeyi işgal etti. “Afrika’nın Birinci Dünya Savaşı” olarak anılan Birinci Kongo Savaşı’nın ardından Uganda ve Ruanda altın ve koltan gibi değerli madenleri kontrol altına alarak uluslararası piyasada satışa sundular. 1998–2003 yılları arasında gerçekleşen İkinci Kongo Savaşı sırasında da bu iş birliği sürdü ve iki ülke önemli gelirler elde etti. Bu ekonomik kazanımların etkisiyle Museveni 2001 seçimlerini de kazandı. Ancak 2005 yılında Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Kongo Demokratik’e yönelik bu faaliyetler nedeniyle Uganda ve Ruanda’yı tazminat ödemeye mahkûm etmesi yönetimi zor durumda bıraktı. 2006’da Albertine Graben bölgesinde petrol rezervlerinin keşfi ise Museveni’ye yeniden güç kazandırdı. “2040 Uganda Vizyonu: Köylü Uganda’dan Modern Uganda’ya Geçiş” programı doğrultusunda çok partili sisteme geçildi ve Museveni aynı yıl yapılan seçimleri yeniden kazandı. 2008’de LRA’ya karşı Güney Sudan ve ABD’nin desteğiyle başlatılan “Çakan Şimşek Operasyonu” örgütün lojistik gücünü zayıflattı ve küçük gruplara bölünmesine neden oldu. LRA tehdidinin azalması Museveni’nin 2011 seçimlerini de kazanmasına katkı sağladı. Arap Baharı sonrasında artan siyasi talepler ve %30’a ulaşan enflasyona rağmen 2016 seçimlerini de kazanan Museveni 2017’de çıkardığı eşcinselliği suç sayan yasa ve cumhurbaşkanlığı yaş sınırını kaldıran düzenleme nedeniyle ciddi eleştiriler aldı. Uzun süre güçlü bir rakiple karşılaşmayan Museveni’nin karşısına 2019’da Ulusal Birlik Platformu’ndan Bobi Wine (Robert Kyagulanyi Ssentamu) çıktı.
Halktan önemli destek gören Wine, sık sık gözaltına alındı ve seçim kampanyası engellendi. Wine’ın Kasım 2020’de tutuklanmasının ardından çıkan olaylarda onlarca kişi hayatını kaybetti. 2021 seçimleri öncesinde de şiddet olayları yaşandı ve Museveni yeniden Cumhurbaşkanı seçildi. Seçim sonrası Wine’ın serbest bırakılması, kamuoyu desteğini artırma çabası olarak değerlendirildi. Son yıllarda, DAEŞ bağlantılı Birleşik Demokratik Güçler (UDF) tarafından gerçekleştirilen saldırılar yönetimin en önemli güvenlik sorunlarından biri haline geldi. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Demokratik Kongo ile ilgili ikinci kez tazminat kararı vermesi de Uganda’yı zorlayan gelişmeler arasında yer aldı. Tüm bu süreçlere rağmen Museveni 2026 seçimlerini de kazandı ve kıtadaki en yaşlı ve en uzun süredir Cumhurbaşkanı olan liderlerden biri olmaya devam ediyor. Oğlu Kainerugaba ise 2024 yılında babası tarafından Genelkurmay Başkanı olarak atandı.
Kainerugaba’nın Türkiye’ye neden böyle bir öfke duyduğu aslında çok da anlaşılabilir değil. Kendisinin 2022 yılında paylaştığı Nairobi’yi iki hafta içinde ele geçiririm mesajıyla, Türkiye’ye yönelik mesajı arasında aslında pek de fark yok. İkisi de ani bir öfkenin ya da bir ilgi çekmek istemenin sonucu. Kenya ile Uganda arasındaki sınır sorunları aslında Kenya’ya yönelik bu mesajları daha haklı çıkartabilir ama Uganda ve Türkiye arasında asla böyle veya başka bir sorun yaşanmadı. Uganda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyaret ettiği Afrika ülkelerinden biri ve 2016 yılındaki o ziyaretinde Erdoğan’ın Uganda Cumhurbaşkanı Yoweri Museveni ile birlikte kolonyalizmin parçası sayılan ırkçılık karşıtlığı üzerine yaptığı konuşma hala kulaklarda. Bunun yanında, Türkiye’nin 1998 Afrika Eylem Planı’ndan sonra Uganda ile çeşitli dallarda imzaladığı toplam 6 anlaşma bulunuyor. Bu sayının 1923-1998 arasında sadece 2 olduğu görüldüğünde, sadece 27 yılda yapılan 6 anlaşmanın ne kadar değerli olduğu yorumu yapılabilir. Ayrıca, Türkiye’nin 2010 yılında Entebbe Büyükelçiliği’ni açmasının üzerinden bir yıl geçmeden Uganda 2011 yılında Ankara’daki Büyükelçiliği’ni açması iki ülkenin diplomatik olarak ne kadar hızlı etkileşim içinde olduğunu da gösteriyor. İki ülke cumhurbaşkanlarının birbirlerini sadece 2016 yılında ziyaret etmiş olmaları Türkiye-Uganda ilişkilerinin verimini bir parça düşürüyor gibi görünse de Türk Hava Yolları’nın Entebbe’ye düzenlediği diğer şehirlere göre daha uygun fiyatta gerçekleştirdiği seferler hem Türk iş insanlarının hem de turistlerin ülkeye gidebilmesine olanak sunuyor. Ekonomik olarak bakıldığında ise Türk şirketlerinden Beyler Grup’un Ugandalı yerel şirketler aracılığıyla sağlık, bilişim, savunma sanayi, tarım gibi alanlardaki etkinliklerinin altını çizmek gerekiyor. Ayrıca, Yapı Merkezi’nin 21 Kasım 2024 tarihinde Malaba-Kampala arasındaki demir yolu, Gülsan Holding’in Apac-Lira-Puranga şehirleri arasında kara yolu inşaatlarına başladığı, 3-S şirketinin de Uganda’da kimya üzerine çalıştığı da biliniyor. Son olarak ise, Summa Holding’in Uganda’dan 129 milyon dolarlık Hoima Stadyumu’nun yapımını tamamlayıp teslim ettiğini de göz ardı etmemek gerekiyor.
Diplomatik ilişkilerin yanında, Uganda’nın Türkiye için bir önemi daha var ve bu da Uganda’nın Türkiye için eskilerden beri önemli olduğunu biraz mizahla da olsa gösteriyor. 1974 yılında çekilen Hababam Sınıfı filminde Hababam sınıfının öğrencileri o dönem Uganda cumhurbaşkanı İdi Amin’i Türkiye resmi ziyareti için karşılamaya giderler. Kapıcı Veysel Efendi’nin “Bilmem ne cumhuriyetinin cumhurbaşkanını karşılamaya gittiğinizi Mahmut Hoca’ya söyledim dediği” İdi Amin’i o yıllarda birçok ülke kınıyordu. Böyle bir cumhurbaşkanını da sadece Hababam Sınıfı karşılamaya giderdi zaten. Belki de Kainerugaba filmi izledi, ülkesinin cumhurbaşkanını Hababam sınıfının karşılamaya gitmesine kızdı ya da bozuldu. Keşke bir gün Türkiye’ye gelse de onu da Hababam sınıfı karşılamaya gitse.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.