Mısır’ın Körfez’deki Askeri Varlığına Dair Mesajlar

Gazeteci Kutub Elaraby, Mısır’ın Körfez ülkelerine askerî güç gönderme kararının perde arkasını, bu hamlenin anayasal ve tarihsel yansımalarını ve bölgedeki güç dengeleri açısından taşıdığı kritik mesajları Fokus+ için kaleme aldı.

misir-in-korfez-deki-askeri-varligina-dair-mesajlar.jpg

14.05.2026 - 17:02  |  Son Güncellenme:  14.05.2026 - 17:13

Mısır’a ait bir hava gücünün kısa süre önce Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) ulaştığının açıklanması, yalnızca Mısır kamuoyu için değil, Arap dünyası açısından da sürpriz oldu. 

Çünkü bu adım, Gazze savaşı sırasında ve hatta daha öncesinde Kahire yönetiminin benimsediği Mısır ordusunun sınır dışına gönderilmeyeceği yönündeki resmî söylemle çelişiyordu. 

Mısır yönetimi, medya organları aracılığıyla bu yaklaşımı uzun süredir geniş çapta savunuyor hatta bunu modern Mısır ordusunun temel prensiplerinden biri gibi sunuyordu. 

Söz konusu Mısır hava gücünün varlığını ilk duyuran taraf Kahire değil, BAE’nin resmî haber ajansı oldu. Mısır yönetimi ise ancak iki gün sonra bilgiyi doğrulamak zorunda kaldı. 

Kahire’nin bu askerî varlığı mümkün olduğunca gizli tutmaya çalıştığı görülürken Abu Dabi ise Tahran’ın tekrarlanan saldırılarına karşı konumunu güçlendirmek ve Mısır’ın desteğinin altını çizmek için bunu kamuoyuna göstermeyi tercih etti.  

Sadece BAE değil 

Fransız yapımı Rafale savaş uçaklarından oluşan Mısır hava gücünün, Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile BAE Devlet Başkanı Muhammed bin Zayed tarafından incelendiğine dair görüntülerin ortaya çıkmasının ardından, Mısır’a ait hava unsurlarının dört Körfez ülkesinde daha bulunduğuna dair haberler yayıldı. 

Bu durum, askerî konuşlanmanın yalnızca BAE ile sınırlı olmadığını gösterse de şu ana kadar Kahire yönetimi ve diğer Körfez ülkeleri bu iddiaları resmî olarak doğrulamadı. 

Mısır’ın söz konusu görevi gizli tutmak istemesinin temel nedenlerinden biri, bunun anayasaya aykırı olması. 

Mısır Anayasası’nın 152. maddesi, silahlı kuvvetlerin yurt dışındaki muharip görevlere gönderilebilmesi için parlamentonun üçte iki çoğunluğunun onayını şart koşuyor. Bu süreçte ise söz konusu şart yerine getirilmedi. 

Sisi yönetiminin parlamentodaki çoğunluğu nedeniyle böyle bir kararı rahatlıkla geçirebileceği doğru. Ancak yine de Mısır ordusunu sınır dışına göndermeme yaklaşımından geri dönüş anlamına gelecek olan bu anayasal adımı atmaktan kaçındı. 

Mısır yönetimi aynı yaklaşımı Gazze konusunda da gerekçe olarak kullanmıştı. Gazze’de İsrail saldırıları sırasında Mısır kamuoyunda ordunun müdahale etmesi ve yardımların ulaştırılması yönünde yükselen çağrılar, yönetim tarafından bu gerekçeyle susturulmuştu. 

Dış savaşlar travması 

Cemal Abdunnasır

Mısır ordusunun dış askerî operasyonlara karşı temkinli yaklaşımının arkasında tarihsel nedenler bulunuyor. Özellikle 1962-1967 yılları arasında Yemen’de yaşanan iç savaşa müdahil olunması, Mısır ordusunda derin izler bıraktı. 

Mısır’ın Yemen’deki askerî operasyonlarında 3 binden fazla asker hayatını kaybetmiş, binlerce asker de yaralanmıştı.  

Dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Abdunnasır, Mısır ordusunun daha önce hiç deneyimi olmadığı engebeli dağlarda savaşması nedeniyle Yemen savaşını Mısır’ın Vietnam’ı olarak tanımlamıştı. 

Yemen’deki ağır kayıplar, Mısır ordusunun askerî kapasitesini zayıflattı. Bu da 1967’de yaşanan Altı Gün Savaşı’ndaki yenilgisine katkıda bulundu. 

Mısır ordusu, 1991’de Kuveyt’in kurtarılması operasyonuna katılmayı kabul etmişti. Ancak bu, geniş uluslararası koalisyon kapsamında gerçekleşmişti.  

Mısır, söz konusu katılımın ardından önemli ekonomik kazanımlar elde etti. ABD’ye olan askerî borçlarının yanı sıra Paris Kulübü ülkelerine olan yaklaşık 25 milyar dolarlık borcunun büyük bölümü silindi. 

Buna karşın Mısır ordusu, Suudi Arabistan ve BAE öncülüğünde 2015’te Yemen’de Husilere karşı başlatılan Kararlılık Fırtınası operasyonuna fiilî kara gücüyle katılmayı reddetti. Kahire, yalnızca teknik ve istihbarat düzeyinde sınırlı destek vermekle yetindi. 

Bu durum, Suudi Arabistan ile BAE’nin 2013’te Sisi liderliğinde gerçekleşen askerî darbeye verdiği güçlü desteğe rağmen yaşandı.  

Oysa Sisi, 2014’teki ilk cumhurbaşkanlığı kampanyası sırasında (Savunma Bakanı iken) gerektiğinde Körfez güvenliğini korumaya hazır olduklarını söylemiş ve “bir adım mesafede” ifadesini kullanmıştı. 

Bu ifade, Mısır güçlerinin ihtiyaç hâlinde Arap ülkelerine hızla gönderilebileceği anlamına geliyordu. 

Mısır’ın BAE ve diğer Körfez ülkelerindeki askerî varlığı, iki taraf arasında doğrudan çatışmaları önlemek için İran ile koordine edilmiş olabilir. 

Mısır’ın gönderdiği sınırlı ve sembolik hava gücünün doğrudan savaşa katılması beklenmiyor. Özellikle BAE dâhil olmak üzere Körfez ülkeleri, İran’la doğrudan askerî çatışmaya girmek yerine savunma pozisyonunda kalmayı tercih ediyor. 

Öte yandan, İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi’nin konuya ilişkin yaptığı açıklamada kullandığı yumuşak ton da dikkat çekti.  

Bekayi, iki ülke ilişkilerinin karşılıklı saygı temelinde yürüdüğünü ve dışişleri bakanları arasında bölgesel ve ikili konularla ilgili temasların sürdüğünü söyledi. 

Açıkça görülüyor ki İran, özellikle ABD ve İsrail’in saldırıları karşısında Mısır halkından gelen desteği kaybetmemek için Kahire ile herhangi bir çatışmadan veya krizden kaçınmak istiyor. Bu tablo, Mısır yönetimini Körfez ve ABD’li müttefikleri karşısında zor durumda bıraktı. 

Birden fazla tarafa verilen mesajlar 

Mısır’ın Körfez’deki askerî varlığının temel mesajının, özellikle İran saldırılarından en fazla etkilenen ülke olan BAE’ye destek, dayanışma ve güvence vermek olduğu açıkça görülüyor.  

İran’ın askerî ve sivil hedeflere yönelik saldırıları, BAE’nin uzun yıllardır oluşturduğu ticari ve turistik imajını ciddi şekilde sarstı. 

Bu adım aynı zamanda diğer Körfez ülkelerine de İran tehdidi karşısında destek ve güvence mesajı taşıyor.  

Öte yandan söz konusu hamle, Körfez ülkelerinin Mısır yönetimine yıllardır sağladığı milyarlarca dolarlık mali destek ile uluslararası platformlardaki siyasi desteğe karşı bir vefa borcunun ödenmesi olarak da değerlendiriliyor. 

Mısır ekonomisinin yaşadığı kriz ve yaklaşık 165 milyar dolara ulaşan dış borç yükü nedeniyle Kahire’nin Körfez’den gelecek yeni mali desteğe hâlâ ihtiyaç duyduğu belirtiliyor. 

Mısır ve bazı Körfez ülkelerin liderleri

Bu askerî varlık aynı zamanda İran’a, en büyük Arap devleti olan Mısır’ın, Körfez ülkelerini yutmasına izin vermeyeceği ve savaşın sona ermesinden sonra bu ülkeler ile İran arasında kapsamlı bir siyasi çözümde arabuluculuk rolü oynamaya hazır olduğu mesajını da veriyor. 

Bir diğer mesaj ise İsrail’e yönelik. Mısır, İsrail’in Körfez ülkelerine, sadece savunma desteği yoluyla bile olsa (BAE’ye savunma sistemi sağlayarak yaptığı gibi) hâkim olmasına izin vermek istemiyor. 

Bu destek daha sonra iş birliğine dayalı ilişkilere hatta belki de stratejik bir ittifaka dönüşebilir ve bölgedeki siyasi dengeyi ve Mısır’ın bu dengedeki rolünü bozabilir. 

Söz konusu hamle, ABD’ye, tıpkı Şah döneminde İran’ın olduğu gibi, Washington ile koordineli olarak bölgesel bir güç aracı olarak sadece İsrail’e değil, Mısır’a da güvenebileceği yönünde bir mesajdır. 

Mısır yönetimi, Körfez’de konuşlandırılan hava gücünün sembolik nitelikte olduğunu ve herhangi bir muharip görev üstlenmediğini özellikle vurguluyor.  

Ancak sorun şu ki Mısır kendisini İran ile doğrudan bir askerî çatışmaya zorlanmış bir hâlde bulabilir. 

Bu, kasıtsız bir hata veya kaynağı belirsiz bir hava saldırısı sonucu olabilir. Özellikle son günlerde tarafların birbirini suçladığı ancak sorumluluğunu üstlenmediği çok sayıda saldırı gerçekleşti. 

Bu kimliği belirsiz saldırılar, Mısır’ı savaşa çekme amacıyla İsrail veya ABD kaynaklı olabilir. 

Böyle bir senaryonun, Mısır ordusu ve yönetimin itibarı için ağır bir bedeli olabilir ya da saldırının arkasında doğrudan İran olmasa bile Tahran’la askerî çatışmaya yol açabilir. Böyle bir çatışmanın sonuçları ve bölgesel etkilerinin ne olacağı ise kimse tarafından bilinmiyor. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.