Mısır Yemen’e Asker Gönderir mi?

Gazeteci Kutub Elaraby, Husilerin Babülmendep Boğazı’ndaki kontrolü ve Suudi Arabistan’a yönelik artan saldırıları sonrası Mısır’ın Yemen savaşına askerî olarak dahil olma ihtimalini; Kahire-Riyad ilişkileri, ekonomik teşvikler, Süveyş Kanalı’nın güvenliği ve Mısır’ın geçmiş Yemen tecrübesi üzerinden Fokus+ için kaleme aldı.
odak-misir-yemen-e-asker-gonderir-mi.

28.09.2026 - 12:40  |  Son Güncellenme:  28.09.2026 - 12:47

Yemen’de uluslararası alanda tanınan hükûmete bağlı güçlerle, başkent Sana’nın yanı sıra ülkenin kuzeyindeki vilayetlerin büyük bölümünü fiilen kontrol eden Husiler arasındaki çatışmalar giderek şiddetleniyor. Husilerin son olarak Kızıldeniz’in güney girişindeki Babülmendep Boğazı’nın kontrolünü ele geçirmesi ve Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını artırması, Mısır’ın bu savaşa kara, deniz veya hava kuvvetleriyle katılıp katılmayacağı sorusunu gündeme taşıyor.

Husilerin Suudi Arabistan’a düzenlediği saldırılar artık yalnızca Yemen sınırındaki bölgelerle sınırlı değil. Saldırılar başkent Riyad’a kadar uzanırken, Suudi Arabistan’daki petrol tesisleri ve havalimanları da hedef alındı. Bu gelişmeler, Mısır’ın Yemen’deki savaşa doğrudan askerî güçle dahil olma ihtimaline ilişkin tartışmaları beraberinde getiriyor.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi

Eylül 2026’nın ortasında Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mısır’ı ziyaret ederek Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü. Acil nitelikteki ziyaret yalnızca birkaç saat sürdü.

Muhammed bin Selman’ın Kahire ziyareti, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Brad Cooper ile yaptığı görüşmenin hemen ardından gerçekleşti. Cooper, 11 Eylül’de Suudi Arabistan’a giderek Suudi askerî yetkililerle ve muhtemelen ülkedeki ABD’li askerî yetkililerle bir dizi görüşme gerçekleştirmiş, temaslarını veliaht prens ile yaptığı görüşmeyle tamamlamıştı.

Bu ziyaret, Washington’ın Yemen’deki savaşın seyri ve Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarla yakından ilgilendiğini ortaya koydu. Ancak şu ana kadarki tablo, ABD yönetiminin Husilere karşı doğrudan bir savaşa girmek istemediğine işaret ediyor. Bunun yerine Washington’ın, aralarında Mısır’ın da bulunduğu bölgesel müttefiklerini çeşitli teşvikler veya dolaylı baskılar yoluyla sürece dahil etmeyi tercih ettiği değerlendiriliyor.

Muhammed bin Selman’ın Kahire ziyaretinde ise Suudi Arabistan’a sağlanabilecek muhtemel askerî desteğin niteliğinin ele alındığı anlaşılıyor.

Suudi Arabistan şu ana kadar Mısır’dan açık şekilde doğrudan askerî müdahale talebinde bulunmadı. Ancak iki lider arasındaki görüşmelerde bu konunun kapsamlı biçimde ele alınmış olması ihtimal dahilinde.

Suudi Arabistan, son 13 yılda Mısır yönetimine sağladığı büyük ekonomik destek nedeniyle Kahire üzerinde önemli bir desteğe sahip olduğunu düşünüyor. Bunun yanı sıra Bin Selman’ın ziyaretinin hemen ardından Mısır basınına yansıyan yeni ekonomik teşvikler de dikkat çekti.

Bunların başında, Ekim 2026’da geri ödenmesi gereken 4,5 milyar dolarlık Suudi Arabistan mevduatının vadesinin uzatılması geliyor. Ayrıca Mısır’a 10 milyar doları aşan yeni Suudi yatırımlarının yapılması gündemde. Söz konusu gelişmeler, Mısır’ın özellikle yıl sonuna kadar ödemesi gereken dış borç taksitleri nedeniyle ciddi ekonomik sorunlarla karşı karşıya bulunduğu bir döneme denk geliyor.

Mısır’ın güvenlik kaygıları ve Babülmendep

Mısır’ın Yemen savaşına yönelik tutumu, bir yandan baskılar ve ekonomik teşvikler, diğer yandan Mısır’ın ulusal güvenlik ihtiyaçları ve dış politikasındaki temel yaklaşımlar doğrultusunda şekilleniyor.

Husilerin Babülmendep Boğazı’nı uluslararası deniz trafiğine kapatması hâlinde Yemen’deki savaşın Mısır üzerindeki etkisi çok ağır olabilir. Böyle bir adım, Kızıldeniz’in kuzey kapısı konumundaki Süveyş Kanalı’ndaki deniz trafiğinin de doğrudan durması anlamına geliyor.

Bu durumda Mısır, hâlihazırda ciddi biçimde azalan kanal gelirlerinin kalan bölümünü de kaybetme riskiyle karşı karşıya kalabilir. Süveyş Kanalı’nın yıllık gelirleri yaklaşık 10 milyar dolardan 5 milyar doların da altındaki seviyelere geriledi. 2024 yılında gelirler yaklaşık üçte bir seviyesine kadar düşmüştü.

Dolayısıyla Mısır’ın Babülmendep Boğazı’nın kapanmasını engellemek konusunda doğrudan bir çıkarı bulunuyor.

Ancak Mısırlı yetkililerin şimdiye kadarki açıklamaları, Kahire’nin Husilerle askerî bir çatışmadan uzak durmak istediğini gösteriyor. Husiler de Mısır’a çeşitli güvence mesajları göndererek boğazı tamamen kapatma niyetinde olmadıklarını, olası kısıtlamaların yalnızca Suudi gemilerine yönelik olacağını bildirdi.

Mısır’ın hafızasında Yemen savaşı

Mısır’ın siyasi ve askerî hafızasında Yemen’e yönelik geçmiş askerî müdahalenin oldukça karanlık bir yeri bulunuyor. Bu tecrübe, Kahire’nin benzer bir adımı yeniden atmaktan kaçınmasında önemli rol oynuyor.

Yemen’de imamlık (monarşi) yönetiminin devrilmesinin ardından 1962-1967 yılları arasında yaşanan iç savaş sırasında Mısır, yeni cumhuriyet yönetimini desteklemek amacıyla Yemen’e yaklaşık 70 bin asker gönderdi.

Buna karşılık Suudi Arabistan, Ürdün ve İngiltere farklı düzeylerde monarşi yanlısı güçlere destek verdi.

Mısır ordusu Yemen’in zorlu coğrafyasını yeterince tanımıyordu ve savaş sırasında ağır kayıplar verdi. Yemen’deki askerî angajmanın, Mısır ordusunun daha sonra İsrail’le Haziran 1967’de yaşadığı savaşta aldığı yenilgide de etkili olduğu görüşü öne çıktı. Mısır, 1967 savaşının ardından Yemen’deki güçlerini çekmek zorunda kaldı.

Yemen’de yaşanan bu deneyimin etkisi sonraki yıllarda da devam etti. Nitekim Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin 2015 yılında Husilere karşı başlattığı Kararlılık Fırtınası Operasyonu’na kara birlikleriyle katılmadı. Kahire o dönemde yalnızca operasyonel ve istihbari destek sağlamakla yetindi.

Mısır Ordu Sözcülüğü de 14 Nisan 2015’te yayımladığı açıklamada Yemen’e Mısır kara birliklerinin gönderildiği veya operasyon sırasında Mısırlı askerlerin öldüğü ya da yaralandığı yönündeki iddiaları yalanladı. Açıklamada, Mısır’ın duyurulan katılımının yalnızca deniz ve hava kuvvetleri unsurlarıyla sınırlı olduğu belirtildi.

Suudi Arabistan, İran ve Mısır’ın dengesi

Mısır’ın Yemen’deki savaş ve Suudi Arabistan’a yönelik saldırılar karşısındaki konumu oldukça karmaşık.

Bir taraftan Kahire ile Riyad arasında yakın ilişkiler bulunuyor. Mısır aynı zamanda Suudi Arabistan öncülüğünde Kızıldeniz ve Babülmendep’te deniz ulaşımının güvenliğini sağlamayı amaçlayan deniz koalisyonunun da bir parçası.

Ancak söz konusu ittifak başından itibaren savunma amaçlı bir yapı olarak ilan edildi ve şu ana kadar Husilere yönelik bir saldırı operasyonuna dönüşmedi.

Öte yandan Mısır’ın İran’la tam diplomatik ilişkileri bulunmamasına rağmen iki ülke arasındaki ilişkiler görece sakin seyrediyor. Kahire, İran’a karşı yürütülecek bir savaşa dahil olmak istemiyor.

Nitekim 29 Temmuz’da Dimyat Limanı kimliği belirlenemeyen bir insansız hava aracıyla hedef alındığında Mısır yönetimi herhangi bir ülkeyi suçlamaktan özellikle kaçındı. Mısır ve bölge medyası ile siyasi çevrelerde İran’a işaret eden değerlendirmeler yapılmasına rağmen Kahire resmî olarak suçlamada bulunmadı.

Son dönemde Mısır ve İran cumhurbaşkanları ile iki ülkenin dışişleri bakanları arasında çok sayıda görüşme gerçekleştirildi. Bu temaslar da Mısır’ın mevcut savaşa doğrudan dahil olma konusunda temkinli bir tutum benimsemesinde etkili oldu.

Husiler

Tüm bu gelişmeler, Mısır’ın Husilerin Babülmendep üzerindeki kontrolü nedeniyle Kızıldeniz’deki deniz trafiğinin durmasından veya azalmasından zarar görmesine ve Husilerin giderek artan saldırılarına maruz kalan Suudi Arabistan’la güçlü ilişkilere sahip olmasına rağmen savaşa doğrudan dahil olmaktan kaçınacağını gösteriyor.

Kahire, geçmişte olduğu gibi Suudi Arabistan’a lojistik ve istihbari destek sağlamakla yetinebilir. Bir diğer ihtimal ise Mısır’ın iki taraf arasında arabuluculuk rolü üstlenerek savaşın sona erdirilmesine yönelik girişimlerde bulunması.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.