Mısır Neden Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nda Yer Almadı?

Yazar Kutub Elaraby, Mısır’ın Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nda neden yer almadığını; Kahire’nin İran, İsrail ve BAE ile ilişkilerini, askerî ittifaklara yönelik yaklaşımını ve anlaşmaya gelecekte katılma ihtimalini Fokus+ için kaleme aldı. 
odak-misir-neden-mekke-ortak-savunma-anlasmasi-nda-yer-almadi

12.08.2026 - 14:43  |  Son Güncellenme:  12.08.2026 - 15:03

Mısır’ın, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın 7 Ağustos Cuma günü imzaladığı Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nda yer almaması dikkat çekti. Zira Mısır, haziran ayının sonuna kadar bu anlaşmaya ilişkin görüşmelere ve hazırlık toplantılarına katılmıştı. Ayrıca son iki yıldır bölgenin yeniden şekillendirilmesine yönelik hemen her tartışmanın, özellikle de etkili bir bölgesel güç oluşturma çabalarının parçası olmuştu.

Kahire yönetimi, anlaşmada neden yer almadığına ilişkin herhangi bir resmî açıklama yapmadı. Bu nedenle Mısır’ın yeni askerî ittifaka prensip olarak mı karşı çıktığı, yoksa taraflar arasında ayrıntılara ilişkin bir anlaşmazlık mı yaşandığı belirsizliğini koruyor.

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan

Mısır konusunda ilk açıklamayı yapan isim ise Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan oldu. Fidan, bazı teknik meselelerin çözüme kavuşturulmasının ardından Mısır’ın üyeliği için kapının hâlâ açık olduğunu belirtti ancak söz konusu teknik meselelerin ne olduğuna ilişkin ayrıntı vermedi.

Resmî makamların sessizliğine rağmen Mısır yönetimine yakın bazı çevreler, Kahire’nin anlaşmada yer almamasını ülkenin stratejik yaklaşımıyla açıklamaya çalıştı. Buna göre Mısır, 1955 yılında Irak, Türkiye, İngiltere, Pakistan ve İran’ın komünizmin yayılmasına ve Sovyetler Birliği’nin nüfuzuna karşı oluşturduğu Bağdat Paktı’ndan bu yana askerî ittifaklara katılmama yönünde bir politika izliyor.

Aynı çevreler, Mısır’ın sınırları dışında silahlı çatışmalara dâhil olmak istemediğini ve egemenliğine yönelik bir saldırıyla karşı karşıya kalması hâlinde başka bir ülkenin korumasına ihtiyaç duymadığını da savunuyor.

Kahire İran, İsrail ve BAE ile karşı karşıya gelmek istemiyor

Mısır’ın anlaşmada yer almamasının ardında, resmî açıklamalarda dile getirilmeyen başka nedenler de bulunuyor. Bunların başında yeni ittifakın ilerleyen süreçte İran, İsrail ve hatta Birleşik Arap Emirlikleri ile karşı karşıya gelme ihtimali geliyor. Zira bu üç ülke, bölgede başka devletlerle savaşan ya da onların güvenliğini tehdit eden aktörler arasında yer alıyor. İran’ın hâlen devam eden savaşı, İsrail’in geçmişte yürüttüğü savaşlar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin Yemen’deki müdahalesi bu duruma örnek gösteriliyor.

Mısır ise farklı düzeylerde dost olarak gördüğü bu üç ülkeyle herhangi bir çatışmaya girmek istemiyor. Kahire, İsrail ile yaptığı barış anlaşması nedeniyle bu anlaşmayla çelişecek herhangi bir mutabakata ya da düzenlemeye taraf olmaktan kaçınıyor.

Öte yandan Mısır ile Birleşik Arap Emirlikleri arasında oldukça yakın ilişkiler bulunuyor. BAE’nin Mısır’a yaptığı yatırımlar, en azından geçici olarak ülkenin ekonomik açıdan rahatlamasına katkı sağladı.

İran ile ilişkiler de görece sakin bir seyir izliyor. Tahran’ın, Mısır’ın Dimyat Limanı’ndaki iki gaz gemisini vuran insansız hava aracının arkasında olduğuna ilişkin şüpheler artmasına rağmen Kahire yönetimi bugüne kadar İran’a yönelik resmî bir suçlamada bulunmadı. Görünen o ki Mısır, İran ile doğrudan bir gerilime sürüklenmemek amacıyla zamanın geçmesiyle olayın unutulmasına güveniyor.

Mısır’ın anlaşmada yer almamasını açıklayan bir diğer unsur ise yönetimin önceliğini içeride iktidarını korumaya vermesi. Kahire, ülkedeki büyük ekonomik ve güvenlik sorunlarıyla uğraşırken, içeride ihtiyaç duyduğu gücü ve kaynakları tüketebilecek yeni dış yükümlülüklerin altına girmek istemiyor.

Ayrıca Mısır yönetimi, bu ittifaktan Türkiye ve Pakistan’ın elde edeceğine benzer ölçüde önemli bir fayda sağlayamayacağını düşünüyor olabilir. Zira Türkiye ve Pakistan’ın, savunma sanayilerini geliştirmeye yönelik büyük Suudi yatırımlarından yararlanması ve bu yatırımların iki ülkenin bazı ekonomik sorunlarının çözümüne katkı sağlaması bekleniyor.

Mısırlı bazı askerî ve siyasi uzmanlara göre Mekke İttifakı, İran ile ABD arasındaki savaşın ve savaşın ardından yaşanan gelişmelerin zorunlu hâle getirdiği bir ittifak niteliği taşıyor. Bu gelişmeler arasında İran’ın Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkelerindeki hedeflere yönelik tekrarlanan saldırıları da bulunuyor.

Buna İran destekli Husilerin saldırıları da ekleniyor. Suudi Arabistan’ın güneyinde sınır komşusu olan Husiler, daha önce bazı Suudi havalimanlarını, petrol sahalarını ve petrol rafinerilerini vurmuş, ayrıca daha fazla saldırı düzenlemekle tehdit etmişti.

Mısır ise son dönemde kaynağı belirsiz saldırılardan biri kendi topraklarını etkilemiş olsa bile kendisini bu çatışma ortamının doğrudan bir parçası olarak görmüyor.

Bununla birlikte ittifakı yalnızca üç ülkenin kendi çıkarları üzerinden değerlendiren yaklaşım, Mekke İttifakı’nın bölgede yaşanan büyük dönüşümler karşısında ayakta kalabilecek, gelişebilecek ve genişleyebilecek bir yapı olma ihtimalini göz ardı ediyor.

Bölgenin haritasını yeniden şekillendirmeyi hedefleyen büyük değişimler, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ı bu anlaşmayı hızla imzalamaya yöneltti. Böylece üç ülke, gelecekte kurulabilecek yeni bölgesel düzenlemelerde kendilerine güçlü bir konum sağlamayı hedefliyor. Hatta bu ülkeler, kurulacak yeni düzenlemelerde liderlik rolünü üstlenmeye aday olduklarını da ortaya koyuyor.

İttifak gelecekte daha geniş bir yapıya dönüşebilir

Mekke İttifakı’nın gelecekte genişleyerek bir tür İslami NATO’ya dönüşmesi de olası senaryolar arasında değerlendiriliyor. Bu fikir son üç yılda birçok kez gündeme gelmişti.

Eski Başbakan Necmettin Erbakan

Yeni ittifak, Türkiye’nin eski başbakanı Necmettin Erbakan döneminde başlattığı ve büyük İslam ülkelerini ekonomik iş birliği çatısı altında bir araya getirmeyi amaçlayan D-8 projesinin bir devamı olarak da görülebilir. D-8, 1997 yılında İstanbul’da kuruldu. Türkiye’nin yanı sıra İran, Mısır, Endonezya, Pakistan, Nijerya, Malezya ve Bangladeş bu oluşumda yer alıyor.

D-8 ülkeleri, yeni askerî ittifaka katılmaya en uygun ülkeler arasında bulunuyor. Buradaki en büyük sorun ise İran. Zira birçok kişi, ittifakın esas olarak İran’ın ve ona bağlı bölgesel güçlerin nüfuzunu sınırlamak amacıyla kurulduğuna inanıyor.

Bununla birlikte siyasette imkânsız diye bir şey yok. İran’ın ilerleyen dönemde yeni ittifaka katılmak için başvurması herkesi şaşırtabilir. Nitekim Hakan Fidan da anlaşmanın İran’a karşı kurulmadığını, buna kanıt olarak müzakerelerin son İran savaşından önce başlamasını gösterdi.

Fidan’a göre anlaşma, ittifak üyelerine yönelik muhtemel bir düşmanı caydırmayı amaçlayan bir iş birliği mekanizmasından ibaret.

Bu durumda İran, diğer ittifak üyelerine güvence vermek amacıyla yapıya katılmayı kendi çıkarına görebilir. Benzer şekilde Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan da İran’ın ittifakın şartlarına uygun şekilde katılımının bölgesel istikrara katkı sağlayacağını düşünebilir.

Ancak bütün bunlar şimdilik oldukça iyimser bir ihtimalden ibaret. Böyle bir senaryonun İsrail ve ABD’nin itirazıyla karşılaşması kaçınılmaz görünüyor. Hatta bu itirazların ittifakı temellerinden sarsması da mümkün.

Mısır’ın tutumuna yeniden dönecek olursak, Hakan Fidan’ın açıklamalarına göre Kahire’nin ilerleyen dönemde ittifaka katılması ihtimal dâhilinde.

Bunun için Mısır ile mevcut üç üye arasında, Kahire’yi herhangi bir ülkeye karşı doğrudan askerî çatışmaya katılmakla yükümlü kılmayacak esnek bir formül üzerinde uzlaşılması gerekiyor.

Böyle bir düzenleme, Mısır’ın askerî kapasitesini geliştirmesine, ortak askerî tatbikatlara katılmasına ve taraflarla ortak siyasi tutumlar geliştirmesine yardımcı olabilir.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.