Mekke Anlaşması Yemenliler ve Husiler İçin Ne Anlama Geliyor?

Yazar Anwar Qasem Alkhudhari, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması’nın Yemen’deki dengelere olası etkilerini, Husilerin önündeki seçenekleri ve anlaşmanın Yemen sahasında oluşturabileceği yeni güvenlik denklemini Fokus+ için kaleme aldı. 
odak-mekke-anlasmasi-yemen-de-dengeleri-degistirir-mi

10.08.2026 - 16:35  |  Son Güncellenme:  10.08.2026 - 16:46

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, bugün (7 Ağustos Cuma günü) üçlü ortak savunma anlaşması imzaladı. Mekke Anlaşması adı verilen anlaşmaya göre üç ülkeden herhangi birine yönelik saldırı, diğer üye ülkelere de yapılmış sayılacak. Bu da üç ülkenin saldırıya uğrayan tarafın savunulmasından ortak biçimde sorumlu olacağı anlamına geliyor.

Peki, Mekke Anlaşması Yemen, Yemenliler ve Husiler açısından ne anlama geliyor?

Suudi Arabistan, 2015 yılından bu yana Yemen’de meşru yönetimin ve devletin yeniden tesis edilmesini hedefleyen Arap Koalisyonu’nun askerî liderliğini yürütüyor. Riyad, aynı tarihten bugüne kadar uluslararası alanda tanınan meşru Yemen hükûmetinin bölgesel destekçisi konumunda bulunuyor ve hükûmete kendi topraklarında ev sahipliği yapıyor.

Bu durum, İran’a bağlı ve Tahran tarafından desteklenen Husi hareketinin Suudi Arabistan’ı çatışmanın taraflarından biri olarak görmesine yol açtı. Bu nedenle Husiler, Suudi Arabistan’ı birçok kez hedef aldı.

Öte yandan ABD, İngiltere ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)’nin Yemen dosyasıyla ilgilenen uluslararası siyasi bir yapı olan Dörtlü Komite’de yer alması nedeniyle Suudi Arabistan’ın ve onun ardından meşru Yemen hükûmetinin kararları, iki büyük uluslararası gücün, yani ABD ve İngiltere’nin iradesine bağlı kaldı.

ABD ve İngiltere, Yemen ordusunun başkent Sana’ya ve Hudeyde Limanı’na doğru ilerleyişini birçok kez engelledi. Bu durum, Husilerin söz konusu dönemde varlığını ve kontrolünü sürdürmesine imkân sağladı.

BAE’nin Arap Koalisyonu’nda yer alması da Yemen sahasında ve Yemen dosyasında müdahalelerde bulunmasına imkân verdi. BAE, özellikle ülkenin güneyinde ve geçici başkent Aden’de meşru hükûmete karşı bir yapı oluşturdu. Bu yapı, Güney Geçiş Konseyi olarak biliniyor.

Konsey, Yemen’in birliğinden ayrılmayı ve güneyin yeniden bağımsız hâle gelmesini savunuyor. Aynı zamanda meşru hükûmetin Aden’deki varlığına da karşı çıkıyor. Güneyde meşru hükûmete karşı oluşan bu durum da Husilere hizmet etti ve hareketin varlığını sürdürmesini ve yayılmasını güçlendirdi.

Husilerin önünde üç seçenek var

Son dönemde İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırıları devam ederken, Husilerin Tahran’la bağlantısı nedeniyle İran da savaşı durdurmak ve süreçten kazanımlarla çıkmak amacıyla elindeki bütün araçları kullanarak baskı kurmaya çalıştı.

Bu kapsamda Husiler, Suudi Arabistan’la karşı karşıya geleceklerini açıklayarak ülkeye deniz ablukası uygulayacaklarını duyurdu. Bu adımı da Sana üzerindeki ablukayı kaldırma gerekçesiyle savundular.

Ancak Sana üzerinde bir abluka bulunmuyor. Uygulanan şey, savaş koşulları nedeniyle meşru Yemen hükûmetinin uçak ve gemilere getirdiği yasak ve denetim uygulamasıdır. Bunun amacı, söz konusu uçak ve gemilerin kontrol edilmesi ve Husilere silah taşıyıp taşımadıklarının tespit edilmesidir.

Husiler

Husilerin bu talebi gündeme getirmesindeki amaç ise Yemen dosyasında kendilerine özel kazanımlar elde etmek ve İran’ın gündemine hizmet etmek amacıyla İran meselesinde Suudi Arabistan’a baskı yapmak.

Bugün Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında Mekke Anlaşması’nın ilan edilmesiyle birlikte Husilerin önünde zor seçenekler bulunuyor:

1. Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları sürdürmek

Husilerin Suudi Arabistan’ı, ülkeye ait gemileri, limanları, havalimanlarını ve çıkarlarını hedef almaya devam etmesi, sahip olduğu imkânlarla Husilere ağır bir darbe vurabilecek üçlü bir ittifakla karşı karşıya gelmesi anlamına geliyor.

Özellikle Husilerin silah tedarik yollarının giderek daralması da bu durumu daha zor hâle getiriyor. Böyle bir gelişme, hareketin daha önce elde ettiği bütün kazanımları kaybetmesine yol açabilir.

2. Suudi Arabistan’a açık saldırılardan kaçınmak

Husiler, Suudi Arabistan’a açık biçimde saldırmaktan kaçınarak bireysel operasyonlara veya küçük gruplar üzerinden gerçekleştirilecek eylemlere yönelebilir.

Ayrıca geçmiş dönemde çok büyük ve dikkat çekici sayılarda Yemen’e kaçak yollarla getirilen Afrikalılar üzerinden de operasyonlar düzenleyebilir.

Böylece Husiler, bu saldırıların kendileriyle bağlantılı olmadığını göstermeye ve askerî ağırlığı bulunan üç ülkeyle savaşa sürüklenmekten kaçınmaya çalışabilir.

3. Suudi Arabistan saldırılarını durdurup Yemen içindeki güçlere yönelmek

Üçüncü seçenek ise Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları durdurarak meşru Yemen hükûmetini, ulusal orduyu ve kendisine karşı olan Yemenli güçleri hedef alması.

Ancak bu seçenek, Husilerin İran lehine herhangi bir kazanım elde etmesini engelleyecek ve hareketi Yemenlilerle kapsamlı bir çatışmanın karşısında bırakacaktır.

Husilerin Yemenlilerle savaşı yeniden başlatması, bütün cephelerin harekete geçmesine, darbecilerin devrilmesine ve devletin yeniden tesis edilmesine yol açabilir.

Anlaşmanın Yemen’e olası yansımaları

Anlaşmanın imzalanması, bölgedeki güvenlik ve savunma denkleminde değişikliğe yol açacak ve Suudi Arabistan’a İran’dan ve diğer yapılardan gelebilecek tehditlere karşı kendisini savunma imkânı sağlayacak.

Bu durum, devletlerini yeniden tesis etmek isteyen Yemenlilerin de Husilerin kontrolündeki bölgeleri kurtarmak için harekete geçmesini gerektiriyor.

Suudi Arabistan artık Husi tehdidinin baskısı altında olmayacağı için Husilere karşı cephelerin yeniden harekete geçmesi durumunda grubun Suudi Arabistan’a yönelik atacağı herhangi bir yanlış adım Yemenlilerin lehine olacaktır.

Çünkü Husilere yöneltilecek her türlü saldırı, sonuç olarak karşı tarafta bulunan meşru hükûmetin ve ona bağlı ulusal güçlerin lehine sonuç doğuracaktır.

Önümüzdeki birkaç gün, anlaşmanın sahada ne ölçüde hayata geçirileceğini ve bölgedeki farklı dosyalara nasıl yansıyacağını gösterecek.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.