Libya’da Mısır-Türkiye İşbirliği ABD’nin Başaramadığını Başarabilir mi?

Kutub Elaraby, Libya’da yıllarca rekabet eden Mısır ve Türkiye’nin son dönemde geliştirdiği işbirliği sürecinin, ülkedeki siyasi bölünmüşlüğü aşmada ve ABD ile Birleşmiş Milletler’in çözemediği krize yeni bir yol açmada etkili olup olamayacağını Fokus+ için kaleme aldı.
odak-libya-da-misir-turkiye-isbirligi-abd-nin-basaramadigini-basarabilir-mi.jpg

24.08.2026 - 14:34  |  Son Güncellenme:  24.08.2026 - 15:24

Libya’nın doğu ve batı olarak bölünmesinden bu yana Mısır ve Türkiye’nin ülkedeki güçlü varlığını kimse inkar edemez. Her iki taraf da kendisini korumak için dış güçlerden destek aldı. Libya’nın doğusu Mısır, Rusya ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin yanı sıra Fransa ve İtalya’dan destek görürken, batıdaki Ulusal Mutabakat Hükümeti ise Türkiye’den yardım istedi. Türkiye, uluslararası meşruiyete sahip hükümetin talebi üzerine Libya’ya askeri güç gönderdi. Bu destek, Libya hükümeti ile silahlı kuvvetlerinin, Mısır ve Rusya başta olmak üzere çeşitli ülkeler tarafından desteklenen Halife Hafter güçlerinin tekrarlanan saldırı girişimlerine karşı güçlenmesini sağladı.

Mısır ile Türkiye arasındaki Libya rekabeti açık biçimde görülüyordu ve bu rekabet zaman zaman iki ülkeyi doğrudan çatışmanın eşiğine kadar getirdi. Özellikle 2019 ve 2020 yıllarında Hafter güçlerinin başkent Trablus’a saldırmasıyla gerilim daha da arttı. Ancak batıdaki güçler, Türkiye’nin askeri desteğiyle Hafter birliklerini geri püskürtmeyi ve Libya’nın batısında kontrol altına alınan birçok bölgeyi yeniden ele geçirmeyi başardı. Bunların başında Vatiyye Üssü ve Terhune kenti geliyordu.

Batı güçleri, Mısır’ın desteklediği Hafter’in kontrolündeki bölgelere doğru doğuya ilerlemeye hazırlanırken Mısır, Haziran 2020’de Libya’nın orta kesimindeki Sirte kentini kırmızı çizgi ilan etti. Bu açıklama, Türkiye destekli Libya hükümetine bağlı güçlerin bu hattı aşarak doğuya ilerlemesi halinde Mısır’ın müdahale edeceği anlamına geliyordu. Kahire yönetimi böyle bir ilerlemeyi kendi ulusal güvenliğine doğrudan tehdit olarak değerlendiriyordu.

Rekabet yalnızca askeri alanla sınırlı kalmadı. Libya hükümeti, 2019 yılında Türkiye ile deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin bir anlaşma imzaladı. Mısır, söz konusu anlaşmanın kendi deniz yetki alanına onlarca deniz mili ek avantaj sağlamasına rağmen anlaşmayı tanımayı reddetti.

Mısır’ın itirazı, deniz sınırlarının belirlenmesine ilişkin teknik hesaplamalardan kaynaklanmıyordu. Aksine bu, Türkiye ile ilişkilerin son derece kötü olduğu bir dönemde alınmış siyasi bir tutumdu. Üstelik Mısır, Türkiye-Libya deniz sınırı anlaşmasına karşı çıkan ve bunun kendi deniz yetki haklarını ihlal ettiğini savunan Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile ittifak içindeydi.

Rekabetten işbirliğine Mısır-Türkiye hattı

Mısır-Türkiye ilişkilerinin kademeli olarak düzelmesiyle Libya’daki tablo da değişti. Önce bakanlar, ardından cumhurbaşkanları düzeyinde karşılıklı ziyaretler gerçekleştirildi. İki ülke arasındaki anlaşmazlıkların büyük bölümünün, özellikle de Libya dosyasındaki sorunların giderilmesiyle ilişkiler tamamen normalleşti.

Erdoğan ve Sisi

İlişkilerdeki en önemli dönüm noktalarından biri, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Şubat 2024’te Mısır’a gerçekleştirdiği ziyaret oldu. Bu ziyaretle birlikte iki ülke arasındaki ilişkilerde rekabetten işbirliğine gerçek anlamda geçiş başladı. Süreç, 2025’ten itibaren stratejik ortaklığa doğru ilerledi.

Bu dönemde Türkiye, karşılıklı ziyaretler aracılığıyla Libya’nın doğusuyla ilişkilerini geliştirmeye başladı. Buna karşılık Mısır da daha önce düşmanca yaklaştığı, hükümeti ve silahlı kuvvetlerini milis olarak nitelendirdiği Libya’nın batısına açıldı.

Mısır ile Türkiye’nin Libya’daki ilişkileri hızla gelişirken ABD de özel temsilcisi Massad Boulos aracılığıyla siyasi çözüm için bir girişim başlattı. Washington’ın önerisi, iktidarın paylaşılması ve Libya’daki ulusal kurumların birleştirilmesine dayanıyordu.

Amerikan girişimleri ise başarısızlıkla sonuçlandı. ABD’nin bu süreçteki temel öncelikleri Rusya’nın Libya’daki varlığına karşı koymak ve Libya petrolüne erişim sağlamaktı. Bu noktada şu soru gündeme geliyor: Mısır ve Türkiye, Washington ile Birleşmiş Milletler’in Libya’da başaramadığını başarabilir mi?

Hiç şüphesiz iki ülke de geçtiğimiz yıllar boyunca Libya’daki çatışmanın farklı taraflarıyla güçlü ilişki ağları kurdu. Burada taraflar ifadesinin kullanılması tesadüf değil. Çatışma en basit haliyle Libya’nın doğusu ile batısı arasındaki mücadele olarak görülse de gerçekte doğu cephesinin kendi içinde bazı görüş ayrılıkları bulunuyor. Batı cephesindeki ayrışmalar ise çok daha derin. Mısır ve Türkiye bu farklılıkların oldukça farkında.

Üstelik Mısır ve Türkiye’nin ilişki ağı yalnızca kendi müttefikleriyle sınırlı değil. Her iki ülke de daha önce karşı taraf olarak gördükleri aktörlerle ilişkilerini geliştirmiş durumda. Bu durum, teorik olarak Kahire ve Ankara’ya Libya’daki farklı taraflarla anlaşabilme ve kapsamlı bir çözüm formülüne ulaşabilme imkanı sağlıyor.

Öte yandan Mısır ve Türkiye, ABD’nin aksine hızlı sonuç alma baskısıyla hareket etmiyor. İki ülke Libya’daki hassas dengeleri gözetiyor ve ülkedeki karmaşık düğümleri çözmek için daha sakin ve aşamalı bir politika izliyor.

Libya’da kapsamlı çözümün önündeki engeller

Mısır ve Türkiye, Merkez Bankası ve petrol şirketi konusunda olduğu gibi her iki tarafı da memnun edecek uzlaşmalara dayanan bazı geçici ve kısmi çözümlerde başarılı olabilir. Ancak yeni bir anayasanın hazırlanması, seçimlerin gerçekleştirilmesi, Libya’da birleşik bir siyasi liderlik ile birleşik bir ordunun kurulması anlamına gelen kapsamlı çözüm hâlâ nispeten uzak bir hedef.

Bunun önünde bugüne kadar devam eden ciddi engeller bulunuyor. Bu engellerin başında doğuda ve çok daha yoğun biçimde batıda faaliyet gösteren çok sayıdaki silahlı grup geliyor. Söz konusu gruplar zaman içinde hukuki, ekonomik ve toplumsal konumlar elde etti ve bunları kaybetmekten endişe ediyor.

Ayrıca Rusya’nın Afrika Kolordusu üzerinden Libya’daki askeri varlığı, Moskova’nın ülkedeki çıkarlarını dikkate almayan herhangi bir çözümün önünde engel olmaya devam ediyor. Aynı durum Libya petrolü üzerinde kontrol sağlamayı hedefleyen ABD için de geçerli.

Mısır ve Türkiye’nin Libya krizinin çözümünde başarılı olabilmesi için öncelikle yerel siyasi elitlerin uzlaşmaz tutumlarını aşması gerekiyor. Bunun yanı sıra Temsilciler Meclisi, Yüksek Devlet Konseyi ve Libya’nın doğu ve batısındaki askeri liderlikler içinde yer alan müttefikleri üzerinde gerçek bir baskı kurarak onları yeni bir anayasanın kabulüne ve üzerinde uzlaşı sağlanmış seçim yasalarının çıkarılmasına yönlendirmeleri gerekiyor.

Bununla birlikte Libya ordusunun, ülkenin bütün bölgelerini temsil eden ulusal bir komuta altında birleştirilmesi için adımlar atılması gerekiyor. Libya’da bulunan ve ülkeden çekilmesi gereken yabancı güçlerin nasıl tanımlanacağı konusunda da hem Mısır’ı hem Türkiye’yi memnun edecek ortak bir formül üzerinde uzlaşılması önem taşıyor.

Son olarak Rusya ve ABD’ye de Libya’daki çıkarlarının korunacağı yönünde güvence verilmesi gerekiyor.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.