Kuzeydoğu Suriye’de Uzun Erimli Sükunet Dönemi mi?
02.02.2026 - 17:28 | Son Güncellenme: 03.02.2026 - 10:12
Suriye’de bir hayli uzun ve sonuçları itibarıyla ülkenin gelecek siyasi rotasını belirleme ihtimali yüksek olan çalkantılı ocak ayı sona erdi. Bu süreçte SDG ve Suriye ordusu&müttefikleri arasında tansiyonu epey yüksek geçen 3 haftalık süreçte Rakka ve Deyrizor gibi neredeyse tamamen Arap yoğunluklu bölgelerde SDG projesinin askeri ve ideolojik çöküşüne eşlik eden Şam’a bağlı güçlerin Haseke gibi etnik manada hassas bir bölgenin sınırlarına dayanması durumu Kuzeydoğu Suriye’de alarm zillerinin çalmasına sebebiyet vermişti. SDG’nin Kürt yoğunluklu bölgelere gerilediği bu dönemde Suriyeli Kürtlerin hamisi olarak KDP lideri Mesud Barzani ve temsil ettiği siyasi çizgi ön plana çıkmıştı.
Nihayetinde iki taraf arasındaki aralıklı çatışma süreci bir ateşkes anlaşması ile sonuçlandı. Çatışma döngüsü şu an yerini ömrü müphem bir sükunet dönemine bırakmış görünüyor. Karşılıklı katliam, abluka ve terörist&terörizm suçlamalarının ardından bölgede bir ateşkes dönemine girilmesi tabii ki sevindirici. Halihazırda ihtiyatlı bir iyimserlik havası hakim ancak taraflar arasındaki siyasi vizyon farklılığının, ideolojik ayrışmanın ve bunlara eşlik eden derin güven bunalımının Suriye’ye uzun erimli bir sükunet getirip getiremeyeceği bir muamma olarak önümüzde durmaya devam ediyor.
27 Ocak’ta SDG Komutanı Mazlum Abdi’nin Şam’a yanında bir heyetle gidişiyle beraber Suriye’de yeni dönemin kodlarını ortaya koyan 18 Ocak mutabakatı detaylandırılmış oldu. Farklı aktörlerin yer aldığı yoğun bir diplomasi süreci anlaşma taslağının defalarca revize edilmesine yol açtı ve nihayetinde 14 maddelik, 4 fazdan oluşan ve 1 ayda tamamlanması öngörülen bir anlaşma metni medyaya yansıdı.
Mazlum Abdi’nin 2 Şubat’ta yürürlüğe gireceğini söylediği uzlaşının temel maddeleri şu minvalde:
-Taraflar arasında kalıcı ve kapsamlı bir ateşkes ilan edilecek, tutuklama ve baskınlar durdurulacak. SDG, DEAŞ hapishaneleri konusunda Şam ile beraber hareket edecek ve DEAŞ mensuplarının tahliyesi konusunda taraflar arasında lojistik işbirliği olacak.
-Haseke ve Kamışlı’ya Şam’a bağlı iç güvenlik birimleri yerleşecek. SDG mensupları da şehir içlerindeki askeri kışlalarına dönecek. Buna karşılık Suriye ordusu da Haseke’nin güneyine çekilecek. Bölgedeki petrol sahaları (Rimelan ve Süveydiye) Şam’ın kontrolüne geçecek.
Gözden Kaçmasın
-Haseke için Suriye Savunma Bakanlığı tarafından bir askeri tümen oluşturulacak. SDG güçleri 3 tugay halinde bu tümene entegre olacak.
- Ayn el-Arab’daki (Kobani) SDG mensupları da bir tugay halinde Suriye ordusuna eklemlenecek. Bu birim Halep vilayetine bağlı olacak.
-SDG, Haseke Valiliği ve Suriye Savunma Bakan Yardımcılığı pozisyonları için adaylar gösterecek. Suriye hükümeti de bölge için bir askeri güvenlik şefi atayacak.
-Fişhabur ve Nusaybin sınır kapılarına Suriyeli yetkililer gönderilecek. Burada sivil kişiler görev yapacak. Bu şekilde bölgeye dışarıdan illegal silah ve insan girişinin önüne geçilecek.
-Kamışlı Havalimanı Suriye devleti kontrolüne girecek.
-PYD Kontrolündeki Özerk İdare’ye bağlı idari yapılarda çalışan kişiler Suriye devlet kurumlarına entegre edilecek. Suriye devleti sivil kurumları devralacak ve bahse konu kurumlarda çalışan sivil personel resmi çalışan statüsüne geçecek.
-Yerinden edilmiş kişilerin evlerine (Afrin, Şeyh Maksud, Rasulayn) geri dönmeleri sağlanacak. Bu bölgelerdeki sivil yapılara yerel yöneticiler atanacak.
-Bütün tarafların askeri güçleri şehirlere girmeyecek, bu durum yasaklanacak.
-Özerk İdare tarafından verilen okul ve üniversite gibi diplomalar Suriye devleti tarafından onaylanacak.
-Kürtçe eğitim ve genel eğitim müfredatı konusunda Suriye Eğitim Bakanlığı ile koordinasyon sağlanacak.
Bu anlaşma sonrasında Halep İç Güvenlik Komutanı Muhammed Abdülgani Ayn el-Arab’a giderek SDG’li yetkililerle buluşup entegrasyon detaylarını görüştü. Medyaya da olumlu sözleri yansıdı.
Anlaşma neden kırılgan?
Bu olumlu gelişmelere rağmen, anlaşmanın kırılgan olduğu izahtan vareste. Bunun siyasi vizyon farklılığı ve güven bunalımı dışında da sebepleri var. Bu sebeplerin başında ise tarafların uzlaşıyı farklı yorumlaması ve tabanlarına anlaşmayı yorumladıkları şekilde aktarmaları geliyor. SDG’ye ve taraftarlarına göre yapı orduya, bütünlüğünü koruyarak ve blok halinde eklemlenecek. Ayrıca SDG’ye göre anlaşma çerçevesi Afrin dahil bütün Kürt yoğunluklu bölgeleri kapsıyor. Öte taraftan, Suriyeli yetkililer bu durumu yalanlıyor ve SDG mensuplarının orduya bireysel bazda ve Suriye Savunma Bakanlığı’nın güvenlik soruşturmasından geçtikten sonra katılacağını, kurulacak yeni askeri birimlerde komuta ve kontrolün Şam’da olacağını belirtiyor.
Bunun yanı sıra SDG/YPG-PKK bağının nasıl tespit edileceği gibi bir problem de var. PKK bağı nerede başlar nerede biter bu ciddi bir soru. Suriyeli olmayan YPG/SDG mensuplarının (özellikle de Türkiye ve İran vatandaşları) geleceği de ayrı bir tartışma konusu. Orduya eklemlenmesi muhtemel PKK kadrolarına Türkiye’den veto gelmesi ihtimali mevcut. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, son Al Jazeera röportajında Türkiye’nin kırmızı çizgileri aşılmadığı sürece, SDG ya da ona bağlı asayişin bölgede bir polis gücü görevi görmesinden Ankara’nın çok da rahatsız olmayacağının sinyalini verdi. Ancak Ankara tarafından Türkiye’deki bazı PKK saldırılarının planlayıcısı olarak görülen kişilerin SDG/YPG tarafından üst düzey askeri noktalara aday gösterilmeleri bu durumu değiştirebilir.
Bu noktaların yanı sıra, Rusya da Kamışlı havalimanından tamamen çekildi. Aynı tarihlerde Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara Kremlin’de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüştü. Bu görüşmede gündeme gelen maddelerden birisinin de SDG kontrolündeki alanlarda varlık gösteren Esed rejimi artıklarının geleceği olmuş olması muhtemel. SDG ile yaşanabilecek muhtemel bir çatışmada Esed rejimi artıklarının gerek Kuzeydoğudaki etkilerinin kısıtlanması gerekse de aynı anda sahil bölgesinde bir problem yaratmamalarının güvence altına alınmış olması ihtimal dahilinde.
Bir başka gösterge de DEAŞ mensuplarının Suriye’den Irak’a taşınması mevzusu. Her ne kadar ABD, SDG’nin Şam’a entegrasyonu için ciddi bir mekik diplomasisi yürütmüş olsa da DEAŞ mensuplarının Irak’a taşınması ABD’nin kırılgan ateşkesin çok uzun süreli ol(a)mayabileceğini düşündüğüne işaret ediyor. SDG-Suriye ordusu çatışmaları döneminde bazı DEAŞ mensubu mahkumlar SDG kontrolündeki hapishanelerden kaçmayı başarmıştı. ABD de buna bir önlem olarak bu kişileri Irak’a taşımayı seçti. Buna rağmen Iraklı yetkililere göre taşınması öngörülen 7 bin mahkumdan sadece 450’si şu ana kadar Irak’a transfer edildi.
Yukarıda detayları aktarılan anlaşmaya bölgesel ve ABD gibi uluslararası güçler desteklerini aktardı. Ne var ki, tarafların uzlaşıyı farklı yorumlaması ve anlaşmayı çerçevesi zaman içerisinde doldurulacak ve maksimum çıkar sağlanacak bir ateşkes ve entegrasyon anlaşması olarak kabul etmesi halinde önümüzdeki zaman diliminde bazı pürüzler çıkması mukadder. Mazlum Abdi de yaptığı açıklamalarda uzlaşının kendileri için ideal olmadığını, ama sahadaki durumun ve bölgesel şartların kendilerini bu anlaşmayı kabul etmeye cebrettiğini, Kürt yoğunluklu bölgelerdeki bazı kazanımlar için mücadeleye devam edileceğini ifade etti. Ayrıca kendisi devlet kurumlarında görev almayacağını belirterek bundan sonrası için siyasi mücadelede yer alacağının sinyalini de verdi.
Sözün özü, şu an Kuzeydoğu Suriye’de cephe hatları sakin, Şam’a bağlı birlikler henüz Kürt yoğunluklu bölgelerde bu yazının yazıldığı an itibarıyla konuşlanmış değil ve taraflar olumlu mesajlar veriyorlar. Ancak bundan sonraki süreç de kolay olacağa benzemiyor. Bundan sonra Kuzeydoğu Suriye’nin kaderini tarafların ne kadar esnek olabileceği, SDG’nin içerisindeki ikili yapının bitirilip bitirilemeyeceği, Türkiye’de PKK ile yürüyen sürecin ivme kazanıp kazanamayacağı, Suriye’deki anayasa yazım sürecinin, siyasi yapılanmanın ve devlet kurumlarının ne kadar katılımcı olacağı gibi faktörler belirleyecek. Uzun erimli bir sükûnet hali için her tarafın atması gereken ciddi adımlar mevcut ve süreç akamete uğrama tehlikesinden azade değil. Bilhassa da SDG’nin direniş ve mağduriyet psikolojisi&söyleminden sıyrılıp artık Şam’la ortaklık söylemine geçmesi kaçınılmaz bir gereklilik haline gelmiş vaziyette.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.