Korkunun Genlere İşleyişi: İsrail Hastanelerinde Filistinlilerin Yaşadığı Travmalar
10.06.2025 - 16:26 | Son Güncellenme: 10.03.2026 - 11:22
Modern toplumlarda sağlık hizmetlerine erişim, temel insan haklarının başında gelir. Ancak Filistinliler için bu hak, çoğu zaman güvenlik, eşitlik ve insan onuru bakımından tartışmalıdır. İsrail’de yaşayan ya da işgal altındaki bölgelerde bulunan Filistinliler, yıllardır sağlık sistemine erişim konusunda yapısal ayrımcılık ve fiili korku ile karşı karşıyadır.
3 Haziran 2025'te, İsrail ordusu, Gazze'nin güneyindeki Refah kentinde bir yardım dağıtım noktasına yaklaşan sivillere ateş açtı. Bu saldırıda en az 27 Filistinli hayatını kaybetti, 180'den fazla kişi yaralandı. Uluslararası Kızılhaç Komitesi, olay sonrası hastanelere yüzlerce yaralının ulaştığını doğruladı. İsrail ordusu, sivillerin belirlenen rotaların dışına çıktığını ve tehdit oluşturduğunu iddia ederek uyarı ateşi açtığını belirtti. Ancak Birleşmiş Milletler ve çeşitli yardım kuruluşları, bu tür saldırıların savaş suçu teşkil ettiğini vurgulayarak bağımsız bir soruşturma talep etti.
Hakikaten son günlerde Gazze'de yaşanan olaylar, uluslararası kamuoyunda ciddi endişelere yol açmıştır. Özellikle sivillerin hedef alındığı saldırılar ve organ hırsızlığı iddiaları, insan hakları ihlalleri açısından dikkat çekmektedir.
Gözden Kaçmasın
Gazze'deki yetkililer ve insan hakları örgütleri, İsrail'in Filistinli sivillerin cesetlerinden organ çaldığına dair ciddi iddialarda bulunmaktadır. Özellikle Nasser Hastanesi çevresinde bulunan toplu mezarlarda, elleri bağlı, karın bölgeleri açık ve dikiş izleri olan cesetler tespit edilmektedir.

Bu durum, organların çıkarılmış olabileceği şüphesini doğurmuştu. Ayrıca, bazı cesetlerin İsrail ordusunun kullandığı beyaz kıyafetlerle gömüldüğü ve başlarından vurulmuş oldukları bildirildi. Bu yazımızda, Filistinlilerin İsrail sağlık kurumlarına yönelik korkularının tarihsel kökenleri, sosyolojik etkileri ve psikolojik boyutları ele alınmaktadır.
Toplu travmanın başlangıcı
1948 Nakba (Büyük Felaket) ile yerinden edilen yüzbinlerce Filistinli, yalnızca topraklarını değil, güvenlik hissini de kaybetmiştir. İsrail’in kurulduğu günden bu yana uyguladığı sistematik baskılar, özellikle tıbbi alanlarda da kendini göstermiştir.
1990’ların başında ortaya çıkan ve Swedish Aftonbladet gazetesinin de 2009’da yeniden gündeme taşıdığı haberlere göre, bazı İsrail askerlerinin öldürülen Filistinlilerin organlarını yasa dışı şekilde aldığı iddiaları, Filistinlilerin İsrail hastanelerine karşı duyduğu güvensizliği daha da artırmıştır.
Günümüzde Filistinliler veya İsrail vatandaşı olan Araplar, Kendilerini sadece sayısal olarak değil, kültürel ve dilsel olarak da azınlık gibi hissettiklerini sıkça dile getirirler. Bazıları, örtük ya da açık ayrımcılığa maruz kaldıklarını; örneğin daha uzun bekletildiklerini, personelin daha az ilgili olduğunu veya Arapça bilgi eksikliği yaşadıklarını belirtmektedir.
İsrail’e, özellikle Tel Aviv gibi şehirlerde tedavi görmek için özel izin almaları gerekir. Bu hastalar genellikle refakatçi olmadan gelmelerine izin verilmez veya hareketleri ciddi şekilde kısıtlanır. Bu kişiler sıkça yalnız hissettiklerini, şüpheyle karşılandıklarını ve dil-kültür engelleri yaşadıklarını ifade eder.
Post-Travmatik Stres Bozukluğu (PTSD)
1948 yılı, bir yandan insan hakları evrensel ilkelerinin kabul edildiği bir dönüm noktası olurken, diğer yandan Güney Afrika’da apartheid ve Filistin’de Nakba gibi büyük insan hakları ihlallerinin yaşandığı bir yıl olmuştu. Bu çelişki, insan hakları ideallerinin hayata geçirilmesinin ne kadar zor ve karmaşık olduğunu gösteriyor. Öyleki, bu tarihsel olaylar, bugün hâlâ devam eden adalet arayışlarının ve insan hakları mücadelelerinin temelini oluşturuyor. Hatta Güney Afrika gibi benzer acıları çekmiş bir ülkenin üniversitelerinde bu ayrımcılığın travmaları bir ders konusudur. Hakikaten bugün birçok Filistinli, yakınlarının gözaltında kötü muameleye uğraması, hastane yolunda ambulansların engellenmesi veya sağlık kurumlarında kötü muameleye tanıklık etmiştir. Bu durum, çocukluk çağlarından itibaren korku reflekslerinin gelişmesine neden olmuştur.
Yapılan yeni araştırmalar, travmanın yalnızca psikolojik değil, genetik yollarla da aktarılabileceğini ortaya koymuştur. Bu bağlamda, Filistinlilerin İsrail hastanelerine yaklaşmaktan çekinmeleri, salt irrasyonel bir davranış değil, tarihsel ve biyolojik olarak kökleşmiş bir savunma mekanizmasıdır. Soykırım araştırmalarında kullanılan bu yöntem İsrail’in Filistin’deki soykırımını bilimsel olarak kanıtlanmıştır.
İsrail'de iki katmanlı sağlık sistemi

İsrail’in içinde yaşayan Filistinli vatandaşlar ile Yahudi vatandaşlar arasında sağlık hizmetine erişimde eşitsizlikler belgelenmiştir. Özellikle Batı Şeria ve Gazze'deki Filistinliler, sıkı güvenlik kontrolleri, geçiş izinleri ve hastane kapasitesi gibi nedenlerle sağlık hakkından yeterince yararlanamamaktadır.
Filistin halkı, özellikle 1948 Nakba’dan beri süregelen çatışmalar, işgaller, zorla yerinden edilmeler ve ayrımcı uygulamalar nedeniyle toplumsal travma yaşamaktadır. Klinik psikoloji literatüründe bu durum "kuşaklararası travma" (intergenerational trauma) olarak tanımlanır. 2015 tarihli bir çalışmada Yehuda ve ekibi, travmanın epigenetik düzeyde aktarılabileceğini göstermiştir. Bu, korku ve stres yanıtlarının sonraki nesillerde de biyolojik olarak etkili olabileceğini ortaya koymuştur.
Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch), İsrail’in işgal politikalarının Apartheid düzeyine ulaştığını belirtmiştir. Sağlık sistemindeki eşitsizlikler, bu yapısal ayrımcılığın açık göstergelerindendir.
Bu vesileyle son yıllarda, başta Filistin ve Güney Afrika üniversiteleri olmak üzere pek çok akademik kurumda bu korkunun tarihsel ve sosyolojik arka planı derslerde işlenmektedir. Bu, yaşanmış bir travmanın akademik alanda tanınması ve belgelenmesi açısından önemlidir.
Güvensizliğin anatomisi
Filistinlilerin İsrail sağlık sistemine karşı geliştirdikleri güvensizlik, tarihsel hafızanın, sosyo-politik gerçekliğin ve psikolojik savunma mekanizmalarının birleşimiyle oluşmuş çok katmanlı bir olgudur. Bu korku, sadece geçmişin bir yansıması değil, geleceği şekillendiren bir toplumsal bellek formudur. Akademik çevrelerde bu konunun daha derinlemesine çalışılması, travmanın tanınması ve çözüm yollarının geliştirilmesi açısından elzemdir.
İsrail’de Filistinlilerin sağlık sistemine yönelik güvensizliği hem tarihsel, hem sosyolojik, hem de psikolojik olarak belgelenmiş ve akademik çevrelerde ele alınan gerçek bir olgudur. Bu durumun kuşaklar arası aktarılan bir korkuya (travmaya) dönüşmesi, bazı bilimsel çalışmalarda "epigenetik travma" ya da "genetikleşen korku" metaforlarıyla da tartışılmaktadır.
Filistinlilerin İsrail sağlık kurumlarına karşı duyduğu güvensizlik yalnızca psikolojik değil, aynı zamanda tarihsel tecrübeye dayalıdır. İsveç gazetesi Aftonbladet, bazı İsrail askerlerinin öldürülen Filistinlilerin organlarını izinsiz aldığı yönünde iddialarda bulunmuş ve kanıtlar ortaya koymuştu. Bu iddialar uluslararası düzeyde büyük yankı uyandırmasına rağmen İsrail makamları bu tür olayların istisna olduğunu iddia etmiş ve bu algı Filistin toplumunda derin bir güvensizlik oluşturmuştur.
Filistin halkı, İsrail işgali ve ayrımcı politikalar nedeniyle yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik ve toplumsal travmalarla da karşı karşıya kalmıştır. Organ kaçakçılığı iddiaları, kötü muamele, kurumsal ayrımcılık ve kuşaktan kuşağa aktarılan travmalar, bu korkunun sadece bireysel değil, toplumsal bir olgu haline geldiğini ortaya koymaktadır. Bir soykırımın ötesinde artık suç ve travma çalışmalarına konu olan İsrael katliamlarının psikolojik etkilerinin uzun seneler devam edeceğine şüphe yoktur.
Kaynakça:
Dabbour, E. (2014). Organ Theft in the Israeli-Palestinian Conflict: A Historical Review. Journal of Middle East Studies, 46(3), 221–235.
Yehuda, R. et al. (2015). Holocaust Exposure Induced Intergenerational Effects on FKBP5 Methylation. Biological Psychiatry, 80(5), 372–380.
Gençoğlu. H. (2024) Palestine in the Ottoman Archival Documents (1517-1917) South Africa.
Amnesty International. (2022). Israel’s Apartheid against Palestinians: Cruel System of Domination and Crime against Humanity.
Human Rights Watch. (2021). A Threshold Crossed: Israeli Authorities and the Crimes of Apartheid and Persecution.
Aftonbladet. (2009). Israeli troops took organs from dead Palestinians: report.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.