Körfezin Futbol Yatırımları Karşılığını Veriyor mu?
07.07.2025 - 15:23 | Son Güncellenme: 07.07.2025 - 15:30
Geçtiğimiz günlerde Paris Saint-Germain’in (PSG) UEFA Şampiyonlar Ligini kazanması her ne kadar sportif bir olay gibi görünse de aslında spordan daha fazla bir anlam ifade ediyor. Çünkü bu spor olayının arkasına baktığınızda Katar, BAE ve Suudi Arabistan arasındaki rekabeti de görüyorsunuz.
Körfez bölgesinin üç önemli Arap ülkesi olan BAE, Katar ve Suudi Arabistan uzun zamandan beri yumuşak güç enstrümanlarıyla dünya kamuoyu nezdinde imajlarını müspet yönde değiştirmeye çalışıyorlar. Bu enstrümanlardan en önemlisi şüphesiz ki futboldur.
BAE 2008’de Abu Dhabi United Group üzerinden Manchester City’nin %90’luk hissesini 210 milyon sterline satın alarak ilk adımı attı. Daha sonra takıma en iyi futbolcuları ve teknik direktörleri transfer etmek için 1,5 milyar Euro’dan fazla para harcadı. Sonuçta Manchester City İngiliz Premier Ligini domine etmenin yanı sıra Şampiyonlar Liginde iki kez final oynayıp birini kazandı. BAE ayrıca başka takımları da satın aldı. Örneğin İspanya’da birinci ligde oynayan Girona da BAE’ye aittir.
Gözden Kaçmasın
BAE’den hemen sonra Katar spor yatırımlarına başladı ve 2010’da FIFA Dünya Kupasını 2022’de düzenlemek için rakip ülkelerle yarıştı ve ihaleyi kazanmayı başardı. Katar FIFA Dünya Kupasına 2022’de ev sahipliği yaptı ve dünya üzerindeki 3 milyar izleyiciye bir ay boyunca Katar’dan canlı yayınlanan maçları izleterek kendi reklamını yaptı.
Katar ayrıca Qatar Sports Investments (QSI) üzerinden 2011’de Fransız futbol kulübü Paris Saint-Germain’i 100 milyon Euro’ya satın alarak Avrupa futbol dünyasında BAE’ye rakip oldu. Katar şu ana kadar çoğu futbolcu transferi olmak üzere takım için 1,9 milyar Euro para harcadı. PSG de el değiştirdikten sonra Fransız ligini domine etti ve tıpkı Manchester City gibi Şampiyonlar Liginde iki kez final oynayıp birini kazandı.
Futbolun imaj üzerindeki etkisini gören Suudi Arabistan da 2021 yılında atağa geçti ve futbola yatırım yapmaya başladı. Suudiler 2021’de İngiliz New Castle United takımının %80’ini 305 milyon sterline aldılar. Daha sonra takıma transferler için 260 milyon sterlin daha yatırdılar. New Castle United el değiştirdikten sonra herhangi bir kupa kaldıramadı ama İngiliz liginde üst sıralara çıkmayı başardı ve iki kez Şampiyonlar Ligi turnuvasına katılmaya hak kazandı.
Ancak Suudiler diğer iki ülkeden farklı olarak Avrupalı takımlara yatırım yapmanın yanı sıra kendi takımlarına pahalı transferler yaparak da futbolda görünür olmaya çalışıyorlar. Christiano Ronaldo’ya bir yıl için 200 milyon Euro veren Suudiler bununla yetinmeyip bol maaşla oynayan çok sayıda futbolcu ve teknik direktör getirdiler. Maaşlar o kadar yüksek ki birçok futbolcu Avrupa’daki kariyerini bırakıp Suudi Arabistan’ın yolunu tuttu.
Peki üç körfez ülkesinin yaptığı spor yatırımları karşılığını veriyor mu?
BAE’nin sahip olduğu Manchester City 2024 yılında 837,8 milyon Euro gelir elde ederek Real Madrid’ten sonra en çok gelir üreten takım oldu. Takımın değeri 5,16 milyar dolar (4,5 milyar euro) olarak hesaplanıyor. Takımın harcamalar dahil BAE’ye maliyeti 1,75 milyar euro oldu. Ancak şimdi satılsa 2,75 milyar euro karla satılmış olacak. Diğer yandan takım son yıllarda futbol faaliyetlerinden %10 civarında kar da elde ediyor. Ancak şüphesiz ki BAE’nin takımdan beklentisi kar değil, ülke imajına yaptığı katkı. Takım sayesinde BAE’nin futbolseverler arasındaki görünürlüğü ve bilinirliği artmakta ve ülke turizmine pozitif katkı sağlamaktadır. Dolayısıyla Manchester City’nin BAE’ye çok yönden fayda getirdiği ve yatırımların karşılığını verdiği söylenebilir.
Katar’a baktığımızda, FIFA 2022 Dünya Kupasına ev sahipliği yapmasıyla (Katarlı yetkililerin tabiriyle) artık ülke haritada gösterilebiliyor. Ancak 120-200 milyar dolar arası masraf yapıldığı göz önünde bulundurulduğunda, insan bu kadar harcamaya değip değmediğini tartışmak durumunda kalıyor. Dolayısıyla akla Dünya Kupası gibi pahalı bir organizasyonu düzenlemek yerine acaba daha az masrafla aynı etki oluşturulamaz mıydı sorusu geliyor.
Ancak Katar’ın PSG yatırımının doğru bir yatırım olduğu söylenebilir. Çünkü 2 milyar euroya mal olan takımın şu anki değeri yaklaşık 4 milyar Euro’ya denk geliyor. PSG’nin genel olarak kar ettiği göz önünde bulundurulursa karlı bir yatırım olduğu rakamlarla da ispat edilebiliyor. Ayrıca Katarlı firmaların forma reklamı vermesi ve takımın reklam alanlarını bir nevi kontrolleri altına alması Qatar Airways gibi firmaların tanınırlığını artırıyor. Bu reklam ilişkisi BAE-Manchester City arasında da mevcuttur.
Suudi Arabistan’a gelince, imaj için spor yatırımı yapılması en çok da Suudi yönetimi için gerekiyordu denilebilir. 2018’de Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul’daki başkonsoloslukta öldürüldükten sonra prens Selman’a dünyadan tepkiler yağdı. Ülkesini batılılaştırarak yeniden markalamaya (re-branding) çalışan Selman bizzat batı dünyasından da tepki görünce bozulan imajını düzeltmenin yollarını aradı. Çözümlerden biri futbola yatırımdı. Katar ve BAE’yi taklit ederek New Castle United’ı alan Salman, bu yatırımdan henüz kar etmiş olmasa da imajına olumlu bir etkisinin olduğu söylenebilir.
Ancak asıl atılım Suudi Arabistan futbol ligine yapılan yatırımlarla oldu. Suudilerin bile çok ilgi duymadığı lige dünyanın en popüler futbolcusu olan Ronaldo ile Neymar ve Benzema gibi çok sayıda yıldızı transfer etmek oldukça ses getirdi. Futbolculara 200 milyon Euro’ya varan maaşlar vermenin imaja katkısını ölçmek mümkün değil ama Türk televizyonlarının bile Suudi ligindeki maçları canlı yayınlaması, ölçülemese bile imaja mutlaka bir katkısının olduğunu gösteriyor.
Fakat sonuç olarak körfezdeki mezkûr üç Arap ülkesinin yumuşak güç bağlamında yaptığı spor yatırımları için “kısmen başarılı oldular” denilebilir. Başarılı tarafı şu ki; Manchester City ve PSG gibi takımlar bugün maddi olarak para da kazandırıyorlar. Ayrıca elden çıkarılsalar iyi bir karla satılırlar. Dolayısıyla hem maddi kazanç hem de imaja katkı sunuyorlar.
Ancak Dünya Kupası turnuvasına ev sahipliği yapmak ve bu uğurda 100 milyar dolardan fazla harcama yapmak akıllı bir yatırım gibi gelmiyor. Muhtemelen daha az parayla Katar’a mevcut imajını vermek mümkün olabilirdi. Diğer yandan Suudi Arabistan ligini yıldızlarla doldurmanın imaja katkısını anlamak için biraz daha zamana ihtiyaç var. Unutulmamalı ki Çin de Avrupa’dan yıldız futbolcular ve teknik direktörler getirdi ve fakat bir süre sonra bu politikasından vazgeçmek durumunda kaldı. O günlerde Çin futbol liginin bahsi çok yapılsa da şimdilerde medyada esamisi okunmuyor. Suudi Arabistan da ya Çin ile aynı kaderi paylaşacak, ya da dünyada sürekli gündemde kalmak için futbol adamlarına sürekli yüksek maaşlar ödeyecek. Böyle bir metot sürdürülebilir görünmüyor.
Ancak gerek Suudi Arabistan gerekse de diğer iki ülkenin zenginlikleri düşünüldüğünde, bu ülkelerin bir ürüne (bu mevzuda futbola) gereğinden fazla para vermeye devam edecekleri anlaşılıyor. Belki de doğru yoldadırlar ve fakat biz bilmiyoruz. Bunu anlamak için biraz daha zamana ihtiyacımız var.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.