Konforlu Anlatıların Ötesinde: Özgürlük Belirsizliktedir
12.12.2025 - 16:22 | Son Güncellenme: 12.12.2025 - 16:31
Geçen hafta radyolu bir çalar saat almak istedim. Eskilerde gördüğüm gibi, sabah ne geleceğini bilmediğim bir sesle güne uyanmak, rastgele bir şarkıyla ya da bir haber spikerinin dalgın sesiyle gözümü açmak gibi basit bir istek aslında. Fakat mağazaları ve internet sitelerini dolaştıkça fark ettim ki artık piyasada “radyolu çalar saat” neredeyse yok. “radyolu” diye satılanların çoğu, aslında radyo çalmıyor; Spotify’a bağlanıp benim yerime seçilmiş bir çalma listesini otomatik başlatıyor.
Ben farkında olmadan belirsizliği istedim; teknoloji bana belirli alan dışına çıkamayacağımı öğretmiş oldu. Bu sırada yaşadığımız çağın güçlü bir eğilimi de açığa çıkmış oldu. Belirsiz olanı sistemden silme arzusu. Modern kültür, konfor adına her şeyi öngörülebilir, kategorize edilmiş, ölçülmüş hale getirmeye çalışıyor. Fakat bu çabanın görünmez bir bedeli var: Özgürlüğümüz giderek daralıyor.
Listeler listeler…
Bugün aldığımız neredeyse her karar, görünmez bir çerçeve içinde gerçekleşiyor. Sosyal medyada karşılaştığımız listeleri düşünelim: Ölmeden önce izlenecek 100 film, 30 yaşından önce okunacak 10 kitap, romantik akşamda çalınacak şarkılar, başarılı insanların sabah rutinleri, mutlaka edinmeniz gereken alışkanlıklar vs.
Yüzeyde masum gibi görünen bu listeler, aslında ne yapmamız gerektiği zaten belirlenmiş gibi önemli bir etki bırakıyor zihinlerimizde. Sanki doğru yol belli de önemli olan onu doğru sırayla takip etmekmiş gibi. Merakımız daha baştan şekillendiriliyor. İlgimiz terbiye ediliyor.

Listeler bilgili ve kültürlü olmanın yoluymuş gibi durur; oysa bir yandan özgürlüğü daraltırlar. Çünkü özgürlük, seçeneklerin görünür olduğu yerden değil, seçeneklerin açık olduğu yerden başlar. Biz ise internette dolaşırken fark etmeden şu duyguyu içselleştiriyoruz:
“Benim seçimim önemli değil; zaten seçilmesi gereken buydu.”
Belirli olan güvenlidir ama özgür değildir
İnsan zihni belirliliği sever; çünkü konforludur. Belirlilikte sürpriz yoktur, risk yoktur, belirsizliğin tetiklediği kaygı yoktur. Fakat belirliliğin çekici olması, onun özgürlük alanı açtığı anlamına gelmez.
Özgürlük, risk içerir. Özgürlük, bilinmeyenle karşılaşma cesareti ister. Özgürlük, yolun kendisini kendin açmayı gerektirir.
Belirlilikte ise yol önceden döşenmiştir. Bu yüzden özgürlük çoğu zaman belirsizliğin içinden doğar; çünkü belirsizlikte seçenekler gerçekten açıktır. Ne olacağını bilmediğimiz anlar, kendi kararımızın en çok görünür olduğu anlardır.
Radyoda hiç beklemediğimiz anda başlayan bir şarkının bizi şaşırtması gibi.
Hayat kurgularımızdan bir adım önde
Aceleyle yaptığımız yemek daha lezzetli olur, aramadan bulduğumuz kıyafet daha çok yakışır, planlamadan izlediğimiz film hemen sarar, kendiliğinden başlayan sohbette söz daha derine dokunur. Yani hayat kurgularımızdan bir adım öndedir.
Belirsizlik konforlu değildir ama hayatı alabildiğine genişletir. Belirlilik, zihnin darlığına göre kurulur; hayat ise kendiliğinden daha zengindir. Plan yapmak insanı güvende hissettirse de planın dışına taşan şeyler çoğu zaman bizi gerçekten değiştirir. Özgürlük, planlayan kendimiz olsak bile planlanmış bir benlikte ortaya çıkmaz. (Kendi muhteşem planlarınızı yine kendinizin nasıl sabote ettiğinizi düşünün. Bu gibi durumlarda, kısıtlayan yine kendiniz olduğunuz halde özgürlük daha cazip gelir.)
Belirsizlik, canlılığın özündedir ve hayatın kendini açığa çıkarmasını sağlar.
Özgürlüğün şartı olarak belirsizlik
Belirsizlik sadece hayatı canlandırmaz aynı zamanda bizi kendimize de geri getirir. Bir şeyin nasıl olacağını bilmediğimizde, o deneyimle karşılaştığımız anda gerçek bir temas yaşarız.
Vakit geçsin diye okuduğumuz bir kitaptan daha çok etkileniriz, gezme niyeti olmayan yolculuklar daha rahatlatıcı olabilir, tanımadığımız birine dertlerimizi daha rahat açarız, hazırlıksız yakalandığımız şakaya daha içten güleriz. Hayat, beklentilerimizden fazlasıdır.
Belirsizlik, öngörmediğimiz kapılar açar. Beklentisizliğin rahatlığı belirsizliğin armağanıdır. Çünkü beklentilerimizi yöneten çerçevelerden kurtulmuş oluruz.
Kierkegaard’ın söylediği gibi, kaygı, özgürlüğün baş dönmesidir. Kaygının kaynağı bilinmeyendir; ama aynı zamanda özgürlüğün başladığı noktadır. Bu yüzden kaygıdan kaçmak aynı zamanda özgürlükten kaçmak anlamına gelir.
Yani onun için belirsizlikle karşılaştığımız an “kaygı” olarak adlandırılır ama bu kaygı bir bozulma değil, özgürlüğün kendini hayatın içinde duyurma biçimidir. İnsanın seçenekler karşısında başının dönmesi, aslında seçebilme gücüne sahip olduğunun kanıtıdır. Tümüyle öngörülebilir (olduğu farz edilen) bir dünyada baş dönmesi olmaz; çünkü gerçek bir seçim de yoktur.
Hannah Arendt de benzer bir şekilde insanın dünyaya açtığı her eylemin, öngörülemez bir başlangıç olduğunu savunur. Her eylem, dünyaya daha önce olmayan bir şeyi getirir ve bu tam da belirsizliğin olduğu yerdir. Eylemin değeri, sonuçlarını kesin olarak bilmememizde saklıdır. Eğer her adımın nereye varacağını bilseydik, sadece uygulayan olurduk; özgür değil.
Ve Sartre çok keskin bir biçimde insanın “özgürlüğe mahkum” olduğunu söyler. Bunun nedeni, seçeneklerin açık olmasıdır. Hayatın tam olarak nasıl bir şekil alacağını bilmiyor oluşumuz, ona biçim verebilmemizin imkanıdır. Belirsizlik burada bir boşluk olmaktan çok bir imkanlar alanıdır ve dolayısıyla ahlakın da kaynağıdır.
Belirsizlikte kendini bulmak
Belirsizlik korkutucudur çünkü zihin hayatı öngörebildiğini varsayar. Fakat çoğu zaman yaşamın kendisi bize bunun böyle olmadığını göstermiştir.
Hiç gitmek istemediğimiz bir şehirde kendimizi buluruz, uzaktan yabancı gelen biriyle en tanıdık hislerimiz ortak çıkar, sevmem dediğimiz tarzda bir şarkı en derine dokunur, yıllardır görüp de okumadığımız yazar bizden bahsetmiş gibidir. Hayat, hayal gücümüzden zengindir.
Belirsizlik bizi hem şaşırtır hem de derinleştirir. Belirsizlik, bizde olmayan şeyleri bize getirir. Sadece önceden tahmin ettiklerimizin değil, hiç düşünmediğimiz imkanların da kapısını aralar.
Bazen bizi bize hatırlatır. Bazen de bambaşka biri olabileceğimizi fark ettirir.
Bugün algoritmaların amacı büyük ölçüde belirsizliği ortadan kaldırmaktır. Ne izleyeceğimizi, neye güleceğimizi, neyi satın alacağımızı, hangi haberi göreceğimizi seçiyorlar.
Spotify’ın “sen şunu seversin” demesi, aslında “senin adına ben karar vereyim” demektir. Netflix’in “%97 ihtimalle hoşuna gider” demesi “riske girme; tahmin edilen alanın içinde kal”ı ima eder. Sosyal medya akışı aynı şeyi yapıyor. Instagram veya Twitter, seni şaşırtabilecek olanı değil, seni orada tutabilecek olanı gösteriyor. (Müşteri davranışının belirli olması zaten her şeyden çok finansal bir ihtiyaç olarak değerlendirilir.)
İşin can alıcı yanı şu ki bu mekanizma sadece davranışlarımızı değil, özgürlük duygumuzu da dönüştürüyor. Çünkü özgürlük, karşımızda gerçekten açık bir dünya olduğuna inandığımızda mümkündür. Popüler kültür ise o dünyanın çoktan düzenlenmiş olduğunu ima ediyor. Adı konulmamış bir belirlenimcilikle (felsefede determinizm adını verdiğimiz olgu) “geleceğinizin zaten yazıldığını” bize kabul ettiriyor.
Belirsizlikten kaçış kültürü
Belirsizlik, ilk anda kaos gibi görünür. İnsan zihninin doğal eğilimi ise kaosa dayanmak değil, onu bir an önce onu anlamlı bir şekle sokmaktır. Fakat modern dünyada bu ihtiyaç tuhaf bir yönelime dönüşmüş durumdadır. Belirsizliği gerçekten anlamaya çalışmak yerine, onu hızlıca susturan hazır açıklamalara sarılırız.

Astrolojinin “bu ay senin için zor geçecek” demesi, hayat kararlarının tarotla verilmesi, komplo teorisinin “her şeyin arkasında gizli bir güç var” iddiası, lider kültlerinin “bizi kurtaracak bilge kişi” söylemi, “coğrafya kaderdir”cilik, yaşam koçlarının ve başarı gurularının yükselişi hep aynı şekilde dünyayı belirsiz olmaktan çıkaracak anlatı arayışlarıdır. Hepsi de belirsizliği yok sayıp hayatı öngörülebilir ve yönetilebilir kılma işlevine hizmet eder.
New-age pratiklerinin sunduğu “kozmik kesinlik” ile algoritmaların sunduğu “veri kesinliği” arasında şaşırtıcı bir benzerlik var. İkisi de belirsizliği ortadan kaldırma vaadinde bulunuyor. Sonuçta insan kendi seçimlerini yaptığını sanıyor ama gerçekte az sayıda seçeneğin konforuna alışıyor.
İşte bu yüzden asıl özgürlük, hazır anlatıların dışına taşabildiğimiz yerde, belirsizliğe kucak açmakla başlıyor.
Belirsizliği kucaklamak
Belirsizliğin en görünür etkilerinden biri yaratıcılığı uyandırmasıdır. Her şeyin önceden tanımlandığı, yolların standartlaştırıldığı bir dünyada zihnin yeni ihtimaller üretmesi zordur. Belirsizlik ise alışıldık kalıpları gevşetir, düşünceyi genişletir ve hayal gücünü harekete geçirir. Yanıtların hazır olmadığı yerde insan, gerçek anlamda düşünmeye başlar.
Belirsizlik aynı zamanda sorumluluğu vurgular. Seçeneklerin bizim yerimize belirlenmediği, kimsenin “doğru yolun” ne olduğunu dikte etmediği durumlarda, attığımız her adımın ağırlığı bize aittir. Bu, konforu azaltır ama özgürlük alanını genişletir. Çünkü sorumluluk, özgür bir seçimin ayrılmaz parçasıdır.
Otantik benlik de belirsizlikte filizlenir. Önceden yazılmış hayat planlarının, öneri algoritmalarının ve standart beklentilerin dışına çıkmadıkça kendi sesimizi, derin arzularımızı duymak imkansızdır. Belirsizlik kişiye kendini duyma alanı açar: Başkalarının rotasına değil, kendi yönelimlerine kulak verme fırsatı doğar. Kopya bir yaşamı aşıp kendine özgü bir varoluş burada şekillenmeye başlar.
Sonuçta belirsizliği kabullenmek, özgürlüğü kabullenmektir. Belirsizlik yaratıcılığı uyandırır, sorumluluğu keskinleştirir, otantik benliği doğurur. Bu üçü birleştiğinde kişi başkalarının yazdığı bir senaryonun içinde hareket etmeyi bırakır ve kendi hikayesinin gerçek yazarı olabilir. Özgürlük belirsizliğe doğru atılan o sonu ne olursa olsun göze alınmış adımla başlar.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.