Kızıldeniz'de Kontrol Mücadelesi Artıyor
02.01.2026 - 17:40 | Son Güncellenme: 02.01.2026 - 17:46
İsrail'in Somaliland gibi bir çöl toprağını ülke olarak tanıması, sadece başka hiçbir devlet tarafından tanınmayan bir yerin ilk kez tanınması nedeniyle değil, aynı zamanda kıyı devletlerinin tamamının Müslüman olması (doğuda Suudi Arabistan, Ürdün ve Yemen; batıda Mısır, Sudan ve Eritre (nüfusunun yarısı Müslüman); batıda Cibuti ve Somali) nedeniyle her zaman İslam denizi olarak tanımlanan Kızıldeniz'in kontrolü için bölgesel ve uluslararası mücadelede yeni bir gerilimi temsil etmesi nedeniyle de önemlidir.
Somaliland'ın İsrail'e, Tel Aviv tarafından tanınmasına teşvik edecek tek özelliği sadece güney girişinde Kızıldeniz'e önemli bir geçit olması.Bunun dışında başkent Sana'a ile Somaliland'daki Bosaso limanı arasındaki mesafe yaklaşık 200 mil. İsrail'in, Gazze savaşı sırasında İsrail ve Amerikan gemilerini hedef alan ve Kızıldeniz'deki İsrail gemi trafiğini büyük ölçüde kesen Husilerden intikam almak istediği gizli bir mesele değil. İsrailliler (şimdiye kadar açıkça ilan etmemiş olsalar da) Husilerle yüzleşmelerini sağlayacak bir askeri üs kurmak istiyorlar. Ancak Husiler, Somaliland'da kurulacak herhangi bir askeri üssün kendileri için doğrudan ve meşru bir hedef olacağını ve kurulmasına izin vermeyeceklerini açıkladılar.
Kızıldeniz'deki nüfuz mücadelesi eskiye dayanıyor.İsrail'in bu bölgede bir dayanak noktası oluşturma girişimleri de eskidir. Ancak deniz, uluslararası denizcilik kurallarına bağlı kalmak suretiyle kıyıdaş olan Arap devletlerinin egemenliği altında kaldı. Bu kurallar, İsrail gemileri de dahil olmak üzere herhangi bir geminin geçişini engellememektedir. Mısır tarafının İsrail gemilerinin geçişini engellemesi ve uluslararası denizcilik kurallarını ihlal etmesi 1967 savaşına neden olmuştur.
Arap ve İslam hareketliliği
Bugün, Somaliland üzerinden Kızıldeniz'deki mücadeleye iki yeni oyuncu katılıyor. Bunlar; Somaliland'ı resmen tanıyan ilk ülke olan İsrail ve geçen yıl 20 kilometre uzunluğunda (sivil ve askeri) bir liman inşa etmesine izin veren bir mutabakat zaptı imzalayan Etiyopya. Tanınma henüz gerçekleşmemiş olsa da, İsrail'in tanımasının ardından artık oldukça muhtemel görünüyor. Bu İsrail-Etiyopya girişimi, Kızıldeniz'deki uluslararası rekabeti yoğunlaştıracak. Durumun ciddiyetini kabul eden 23 Arap ve İslam ülkesi ve örgütü, dışişleri bakanları aracılığıyla İsrail'in tanımasını reddeden bir bildiri yayınladı. Bu ülkeler arasında Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan, Cezayir, Komorlar, Cibuti, Gambiya, İran, Irak, Ürdün, Kuveyt, Libya, Maldivler, Nijerya, Umman, Pakistan, Filistin, Katar, Somali Federal Cumhuriyeti, Sudan ve Yemen'in yanı sıra İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Birliği yer alıyor.
Arap Birliği ayrı bir açıklama yaparak, İsrail'in Somaliland'ı tanımasının, Filistin halkının zorla yerinden edilmesini ve Somali limanlarının askeri üsler kurmak için kullanılmasını kolaylaştırdığına dair gizli bir yönüne işaret etti. Somaliland'ın, İsrail tarafıyla yapılan gizli anlaşmalar yoluyla Gazze Şeridi'nden potansiyel yerinden edilmiş kişileri kabul etmeye aday olduğu biliniyor. İsrail'in şu anda yürüttüğü faaliyet kapsamında bazı Gazzelileri Somaliland'a transfer etmeye başlaması da mümkün. Ancak bu bağlamda açıklığa kavuşturulması gereken şey, Somaliland'da birçok kabileden İsrail ile normalleşmeye önemli bir muhalefet olduğu ve son zamanlarda normalleşmeyi reddeden ve Filistin haklarını ve Gazze'yi destekleyen bazı gösterilerin düzenlendiğidir.
İsrail'in tanınmasına karşı bu Arap ve İslam seferberliği sadece söz ve açıklamalarla sınırlı kalmayacak. Büyük olasılıkla, İsrail'in ve hatta Etiyopya'nın Kızıldeniz kıyısındaki bu tehcire karşı eylemlerle de karşı koyulacaktır. Arap Birliği açıklamasında, Birliğin Genel Sekreterliğine, mevcut güvenlik ve jeopolitik durumun değişmesini önlemek ve bu hayati bölgedeki Arap ve Afrika devletlerinin çıkarlarına yönelik herhangi bir tehdidi engellemek için ortak bir Arap-Afrika eylem planı geliştirmesi çağrısında bulunuldu. Mısır ise, Ağustos 2024 ortalarında Somali ile askeri işbirliği protokolü imzalayarak Afrika Birliği barış gücü içindeki Mısır askerlerinin sayısını artırdı. Bu, Etiyopya'nın Somaliland bölgesiyle imzaladığı mutabakat zaptına bir yanıt niteliğindeydi. Mısır, Kızıldeniz'in güney girişinden İsrail'in uyguladığı kuşatma ve abluka olarak değerlendirdiği duruma karşı koyma çabalarına devam edecektir. Bu durum güvenlik koşullarını etkiliyor ve ayrıca günlük 50 ila 60 geminin, yani yılda yaklaşık 20 bin geminin geçtiği ve küresel konteyner trafiğinin yaklaşık yüzde 30'unu temsil eden Süveyş Kanalı'ndaki seyrüseferleri de etkiliyor. Süveyş Kanalı, iki yıl süren Gazze savaşı boyunca Kızıldeniz'deki gerilim ve saldırılar nedeniyle gelirlerinin yüzde 50'sini kaybetti. Bu kapsamda Husiler, bölgeden geçmeye çalışan İsrail ve Amerikan gemilerini hedef aldı.
İsrail-Etiyopya-Birleşik Arap Emirlikleri ittifakı
Kızıldeniz'deki nüfuz mücadelesi sadece İsrail ve Etiyopya'nın faaliyetleriyle sınırlı değil, aynı zamanda her ikisinin de güçlü bir müttefiki olan Birleşik Arap Emirlikleri'ni (BAE) de içeriyor. Müttefiki Tarık Salih (eski Yemen Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih'in yeğeni), Kızıldeniz'in güney girişi olan Babul-Mandeb'e bakan Mocha limanını kontrol ediyor. Birleşik Arap Emirlikleri ayrıca Yemen'deki Güney Geçiş Konseyi'nin (GGK) bağımsız bir devlet kurma çabalarını da destekliyor; bu da ona Aden Körfezi bölgesinde ve Kızıldeniz girişinde güçlü bir nüfuz sağlıyor ve müttefiki Hızlı Destek Kuvvetleri milislerini desteklemek amacıyla Sudan'ı kuşatmasına olanak tanıyor.
Birleşik Arap Emirlikleri'nin son dönemdeki rolü, Yemen'deki Arap koalisyon güçleri içindeki ortaklığa rağmen Suudi Arabistan'ı rahatsız etti. Riyad, Hadramut ve El-Mahra vilayetlerini işgal eden Güney Geçiş Konseyi'ne güçlerini geri çekmesi konusunda uyarıda bulundu. Sadece teorik bir açıklama yapmakla kalmadı, GGK güçlerine karşı uyarı niteliğinde bir saldırı da düzenledi. Kasım ayı ortalarında, alışılmadık deniz tehditleriyle mücadele amacıyla Mısır, Suudi Arabistan, Ürdün, Sudan, Yemen ve Cibuti deniz kuvvetlerinin katılımıyla Suudi Arabistan'ın Cidde kentinde "Kızıl Dalga 8" tatbikatı gerçekleştirdi. Bu, Suudi Arabistan liderliğinde Kızıldeniz'e kıyısı olan Arap ülkeleri için kurulan ve 7 ülkeyi (Suudi Arabistan, Mısır, Sudan, Cibuti, Yemen, Somali ve Ürdün) içeren bölgesel bir ittifakın ardından 2019'da başlayan tatbikatların devamı niteliğindeydi.
Türkiye ve İran hattı
İki İslam ülkesi daha Kızıldeniz'deki güç mücadelesine erken dönemde katıldı: İran, Yemen'deki Husi müttefikleri aracılığıyla bölgede yer edindi ve İsrail ve Amerikan gemilerini hedef alma konusunda önemli yetenekler sergileyerek Washington'ı onlara karşı uluslararası bir koalisyon kurmaya sevk etti. Ancak bu koalisyon etkisiz kaldı ve ABD, Amerikan gemilerine yönelik saldırılarını durdurmak için Husilerle anlaşmaya varmak zorunda kaldı. İkinci ülke ise, 2011 kıtlığı sırasında Somali'ye yardım sağlayarak erken dönemde bölgeye gelen Türkiye'dir. Türkiye, Mogadişu'nun limanını ve havaalanını yeniden inşa etti ve 2017'de orada bir askeri üs kurdu. İsrail, Somaliland'ı tanımanın kendisine Somali'deki Türk etkisine karşı koyma ve Mısır'ı güneyden bypass etme fırsatı vereceğine, ayrıca Suudi güvenliğine yönelik tehdidi de ortadan kaldıracağına inanıyor. Bu durum, üç ülkenin ulusal güvenliklerini korumak için zorunlu bir ittifak kurmasına yol açtı. Her halükarda, Kızıldeniz'de yoğunlaşan bir güç mücadelesine tanık oluyoruz ve önümüzdeki günlerde yeni gelişmelerin yaşanması bekleniyor.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.