Kartopu Gibi Büyüyen Tehlike: Yalanlar ve Yanlışlar
20.08.2025 - 13:30 | Son Güncellenme: 01.09.2025 - 10:59
İnternetin bilgiye erişimi kolaylaştırdığı ve hızlandırdığı bir gerçek… Ama aynı zamanda yanlış bilgilenmenin, manipülasyonun ve dezenformasyonun önünü açtığı da bir başka gerçek… Bir sonuca ulaşmak için en kestirme yolu, en pratik yöntemi, en kolay rotayı seçmek, sürekli bir şeylere yetişmek zorunda olduğu hissiyle yaşayan, hız takıntılı zamanımız insanı için bulunmaz bir çare olarak görülüyor. Hepimiz az ya da çok bize vakit kazandırdığına inandığımız bu kısayollara başvuruyoruz. Araştırmalarımızı arama-tarama motorları üzerinden yapıyor, sorularımızı yapay zeka araçlarına yöneltiyor, son derece kontrolsüz girdilerle enforme edilen sosyal medya mecralarında okuduğumuz/gördüğümüz şeylere inanırken pek fazla tereddüt yaşamıyoruz.
Arama motorlarında öncelikler algoritmik bir mantıkla sıralanıyor, orada doğruluk/yanlışlık meselesi çok da önemsenmiyor. Bir sürü doğru bilgi, bir sürü yanlış bilgiyle iç içe, herhangi bir ayrıştırma ya da denetim işleminden geçirilmeden kullanıcılara sunuluyor. Yapay zeka dediğimiz şey de aslında aynı kontrolsüz altyapıyı kullanıyor, yararlanılan dev küresel data yığınları medyanın, sosyal medyanın, taraflı oluşturulan algı ve yargıların etki alanının dışında değil… Sosyal medya mecralarının kasıtlı/kasıtsız dezenformasyonlarını herhalde uzun uzun anlatmaya gerek yok!
Bugün bütün dünyada insanlar, özellikle de yeni kuşaklar internet ve internet üzerinden yaygınlık kazanan paylaşım araçlarıyla adeta simbiyotik bir ilişki içinde… Sadece bilgiye erişim amaçlı kullanılan araçlardan değil, hiç de güvenliği olmayan bir ortamda fikirlerin, değerlerin, kişiliklerin oluşturulduğu dijital ortamlardan söz ediyoruz. Gelişim çağındaki genç insanlar için kişilik oluşumunun bir parçası haline geldi bu ortamlardan yayılan yalan yanlış, berraklığı olmayan, her türlü kodlamaya açık, filtre edilmeyen bu yalan yanlış bilgi ve fikirler…
Geçmiş zamanlarda, yani bilgi, kültür ve haberleşmenin basılı araçlar üzerinden yürütüldüğü dönemlerde doğruyu eğriltmeye yönelik girişimlere karşı tedbirler alınabilir ve yanlışın yaygınlaşması önemli ölçüde önlenebilirdi. Radyo ve televizyonların sayıca az kanaldan yayın yaptığı dönemlerde de gayet iyi iş gören kamu denetim mekanizmaları ve halkın her şeyi şirazesinde tutan gözetimi etkindi.
Kanallar artıp çeşitlenince, denetimi zorlaştı, bozulma başladı. Ama iş orada da kalmadı. Yeni zamanlarda internet teknolojileri dijital araçları herkesin kullanabileceği bir pratikliğe kavuşturarak ve yine herkesin sahip olabileceği maliyetlere indirgeyerek adeta her kullanıcıya kendi medyasının sahibi olma imkanını getirdi.
Gözden Kaçmasın
İlk bakışta çok demokratik bir şeymiş gibi görünen bütün bu gelişmelerin, iş pratiğe döküldüğünde ne kadar tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini fark etmemiz için uzun zaman gerekmedi. İnternette her şey çok kolaylaşmıştı, evet! Bir geçerli internet bağlantısı ve birkaç ‘free’ uygulamayla etki alanları oluşturulabileceği ve hatta eğer belli bir popülerlik de elde edilebilirse fikir ve kanaat oluşturma konusunda gamsız ve isteksiz kalabalıklar nezdinde fırtınalar estirilebileceği, bunun en azından imkânsız olmadığı açıkça görülebiliyordu.
Bunun kötü niyetleri harekete geçireceğini öngörmek için kahin olmaya gerek yoktu. Nitekim bugün hemen her konuda yanıltılmaya, kandırılmaya, yanlış hedeflere yöneltilmeye açık hale getirilmiş olduğumuzu kabul etmek durumundayız hepimiz. Öyleyiz çünkü hemen her gün bu sıkıntıları bizzat yaşıyoruz. Daima uyanık halde olmalıyız ki birilerinin dolmuşuna binmeyelim, zihinsel ya da maddi olarak dolandırılmayalım, yalan yanlış bilgilerle kodlanıp bir şeylere körü körüne taraf ya da düşman olmayalım.
İnternetin hafızası ve zararları
İnternet üzerinde attığımız her adım, her tıklama kayıtlara geçiyor. Yaptığımız her alışveriş, izlediğimiz her video, ilgi gösterdiğimiz her konu devasa algoritma havuzu içinde zapta geçiriliyor. Kendimizi bütün bunlardan koruyacağını umarak başvurduğumuz dijital çarelere rağmen hepimizin tek tek karakter analizimiz elde edilebiliyor, ilgilerimiz, yönelişlerimiz, fikirlerimiz, zayıflıklarımız, takıntılarımız ve daha pek çok şey üzerinden portrelerimiz çıkarılabiliyor.
Aksine ne kadar inanmak istesek de hepimiz, bizi ‘dijital bağımlı’, ‘yönlendirilebilir takipçi’, ‘şuursuz müşteri’, ‘körü körüne taraftar’, ‘ölümüne karşıt’ kılabilecek algı merkezlerinin illüzyonlarına, manipülasyonlarına, kafa karıştırmalarına, duygu sömürülerine, fikir çarpıtmalarına, yanlış bilgilendirmelerine açık durumdayız. Kendimizi bütün bu menfi etkileşimlerden korumak için çareyi yine bu belaları başımıza saran ortamlarda arıyor oluşumuzsa ayrı bir saçmalık!
İnternete düşen her yalan, her kasıtlı/kasıtsız çarpıtma, her yanlış bilgi anında yayılıyor. Buna engel olabilmek, bu yıkıcı dalgaları bir yerlerde durdurabilmek imkansız. Fecaati fark ettiğiniz anda zaten geç kalmış oluyorsunuz. Sonradan yapılan engelleme önlemlerinin, yayın durdurmaların, paylaşım kaldırmaların falan pratikte pek bir faydası yok, atı alan Üsküdar’ı geçiyor. Yalan yanlış pek çok şey paylaşıla paylaşıla çoğaltılıyor ve o andan sonra fecaatin kökünü kurutmak artık mümkün olmuyor.
Sadece maksatlı kötülük peşinde olanlar değil, kamusal alanda iyi bir şeyler yapmanın peşinde olan dikkatsiz sıradan kullanıcılar da aslında internetin yanlış data oluşturma faaliyetinde bilmeden, farkında olmadan ya da çok önemli görmedikleri için rol alıyor. Nasıl? Basit bir örnekle açıklamaya çalışayım, uzun zaman önce yazdığım bir metinde kullandığım bir cümle, dikkatsiz bir kullanıcı tarafından bir başka yazarın ismiyle bir mecrada paylaşılıyor, oradan biri alıp başka bir yerde paylaşıyor ve sonra oradan başkaları alıp başka yerlerde paylaşılıyor. Arada bu yanlışı fark edip düzeltmeye çalışanlar oluyor, tartışmalar çıkıyor. Sonuç; yıllardır kendini yenileyip duran bir yanlış olarak bu sevimsiz durum sürekli karşıma çıkmaya devam ediyor, muhtemelen kendine ait olmayan bir cümleyle ismi anılan diğer yazarı da benim gibi rahatsız ediyor.
Benzer bir şekilde yazılarımda sahibini ısrarla belirttiğim halde bana mal edilen alıntıları da örnek verebilirim. Defalarca uyarı notları yazdığım halde, bu yanlış maalesef sona ermiyor. Bu minik ve zararı sınırlı örneklerde olduğu gibi yalan yanlış paylaşımlar, dijital ortama düştüğü andan itibaren artık onları engellemenin bir yolu yok ve yanlış bilgi kendini sürekli çoğaltıp adeta sonsuza kadar bir şekilde hayatta kalıyor, önünüze çıkmaya devam ediyor.
Keşke bu işlerin zararı bu kadar minimal olsa, benim ya da başka bir yazarın birkaç cümlesinin bir kafa karışıklığının kurbanı olmasından ibaret kalsa diye düşünüyor insan ister istemez. Ama öyle olmuyor. İnsanlar aslı olmayan olaylar yüzünden birbirlerine düşman kesiliyor, hiç de öyle söylenmediği halde söylendiği sanılan sözler yüzünden birbirini linçliyor. Toplumsal karşıtlıkları sürekli genişleten ve derinleştiren pek çok gerilim önyargılardan beslenen asılsız kıvılcımlar yüzünden yangına dönüşüyor. İnsanlar her gün sosyal mecralarda adam asmaca oynuyor. Siyaset en büyük kalem ama sosyolojik meseleler, ticaret, ekonomi, dış meseleler, din, gelenekler, futbol, kültür, sanat gibi pek çok kalemde kan gövdeyi götürüyor. Mesela dizi karakterleri, fenomen davranışları, tesisat problemleri, çarşı pazar trendleri, astrolojik durumlar gibi rasyonel/irrasyonel her konuda hemen ikiye ayrılarak kavgaya tutuşan sayısız insan var. Bir paylaşımın altında oraya dolu kafayla gelen ve aslında tam olarak ne söylendiğini umursamayan kullanıcıların bazen konunun ne olduğundan bile bihaber salvolarıyla karşılaşıyorsunuz. Biraz önce hararetle tartıştığınız bir sözün, bir hareketin birkaç dakika sonra ‘fake’ olduğu ortaya çıkıyor ama havaya karışan gerginlik kolay kolay dağılmıyor.
Bunlar internet halleri deyip geçebilir miyiz? Artık gerçek hayattan çok internette yaşayan, orada duyan, orada gören, oradan alan, oraya veren insanlar değil miyiz çoğumuz? Ya birbirini hiç anlamayan, anlamaya çalışmayan ya da tamamen yanlış anlayan kalabalıkların bitmek bilmeyen cengi, sanal ortamdan taşarak gerçek hayata doğru fena halde yayılmış değil mi halihazırda? Toplumsal bağlarımızı, birbirimize muhabbetimizi, farklı fikirlere, farklı inanışlara, farklı aidiyetlere tahammülümüzü önyargılarımızı besleyip büyüten bu yalan dolan birikimlere, bu çürütücü cürufa, bu habis tortulaşmaya feda ediyor değil miyiz?
Bu tehlikeli yolun daha başındayız üstelik! Kartopu gibi büyüyen bu yanlış bilgilerin, bu dezenformasyonun, bu çarpıtmaların ve tahripkar yalanların hayatımıza ne yaptığı ve ne yapacağıyla ilgili bir fragman izliyoruz bugün sadece. Asıl film bundan sonra başlayacak ve daha ürkütücü olacak belli ki. Çünkü bugün küçük olan her yanlış, hızla büyüyor, yayılıyor ve çoğaltıyor kendini.
Hız istiyorduk ya her işimizde, işte size hız!
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.