Kadın İstihdamı ve Nitelikli Çocukların Yetiştirilmesi: İmkansız Bir Çelişki mi?

Doç. Dr. Zeynep Burcu Uğur, kadın istihdamı ile nitelikli çocuk yetiştirme arasındaki dengeyi ve bu alandaki yapısal sorunları Fokus+ için kaleme aldı.
Kad%C4%B1n-%C4%B0stihdam%C4%B1-ve-Nitelikli-%C3%87ocuklar%C4%B1n-Yeti%C5%9Ftirilmesi--%C4%B0mkans%C4%B1z-Bir-%C3%87eli%C5%9Fki-mi-.jpg

06.08.2025 - 13:11  |  Son Güncellenme:  01.09.2025 - 13:08

12. Kalkınma Planı, 2028’e kadar kadınların işgücüne katılımı %40,1’e; istihdam oranını %36,2’ye çıkarmayı hedefliyor. Peki, bu hedefi sağlarken doğurganlık hızını koruyup çocukların nitelikli yetişmesini sağlamak mümkün mü?

Kadın istihdamının parlak yüzü

Kadınların iş gücüne katılımının, ekonomik büyüme, verimlilik, sağlık ve eğitim harcamalarını da içeren kalkınmayı olumlu etkilediği birçok araştırma tarafından ortaya konmuştur. Nüfusun yarısını oluşturan kadınları üretim süreçlerine daha fazla dahil etmek hem işgücünün hacmini hem de toplumsal refahı artırır. Özellikle yaşlı nüfusa sahip ülkelerde azalan çalışma çağındaki nüfusu dengelemek için, geleneksel olarak işgücü dışında kalan kadınların ekonomik faaliyetlere katılımını teşvik etmek, yaşlanan demografik yapıya karşı başvurulan en stratejik çözümlerden biridir.

Kadın istihdamının kadınların kişisel gelişimine de bakan pek çok pozitif yanı vardır. Öncelikle gelir elde etmek, yoksulluk ve beraberinde getirdiği yoksunluğun azalmasına yardımcı olur. İstihdam edilerek belirli ekonomik kaynaklara ulaşan kadınlar; aile içindeki pazarlık güçlerini artırır, karar alma süreçlerinde daha fazla otonomiye kavuşur. Ekonomik bağımsızlıkları, boşanma gibi beklenmedik durumlarda sigorta işlevi görerek çok büyük zorluklara düşmekten onları bir miktar korur. Elbette burada işin niteliği belirleyici bir rol oynar: Yalnızca düşük ücretli, güvencesiz işlerde çalışmak değil, anlamlı ve terfi edebilir mesleklerde istihdam fırsatları bulmak kadınların gelişimini destekler.

Kadın istihdamının maliyeti: Çocukların gelişimine etkiler

Kadın istihdamının getirdikleri olduğu gibi, götürdükleri de vardır. Nobel ödüllü iktisatçı Gary Becker’in “Yeni Ev Ekonomisi” modeli, çalışmaya ayrılan her saatin çocuk yetiştirmeye ayrılmayan zaman olduğunu vurgular; yani annelerin işte geçirdiği süre, çocuklarına ayırabilecekleri nitelikli zamandan feragattir. Ebeveyn istihdamı ile çocuk refahı arasındaki ilişkiyi inceleyerek çok sayıda makale kaleme alan John Ermisch ve Marco Francesconi’ye göre, annenin çalıştığı para ile satın aldığı kreş yada bakıcı hizmetlerine kıyasla, kendi çocuğunu kendisinin yetiştirmesi daha verimlidir.  

Ayrıca, tam zamanlı çalışan anneler, süt verme sürecini kısaltmak zorunda kalarak bebeklerini anne sütü ile beslemekte dezavantaj yaşamaktadır. Annenin çalışma saatlerinin artması ile çocukların fast food yemeye yönelmesi kaçınılmaz olmakta, çocuklarda obezite riskinin yükseldiğini gösteren araştırmalar da bulunmaktadır. Ayrıca, özellikle 0–5 yaş aralığındaki çocuklar birden fazla bakım seçeneğini aynı anda kullanmak zorunda kaldıklarında güvenli bağlanmakta sorunlar yaşamakta ve bu da çocukların davranışsal sorunlar geliştirmesine neden olmaktadır. Tüm bunlar, kadın istihdamını artırmaya çalışırken çocuk bakımının niteliğini ihmal etmemenin ne kadar kritik sonuçlara neden olduğunu ortaya koyuyor.

Kadın istihdamındaki “M Eğrisi” nedir?

Kadın istihdamı ile çocukların iyi yetiştirilmesi arasındaki potansiyel ödünlenme önceki yıllarda kadınların çocuk bakım sorumluluklarının yoğun olduğu dönemde iş piyasasından kısa süreli olarak çalışmayı bırakmalarıyla çözümlenmiş. Bu da kadın istihdamında M eğrisini oluşturmuştur.  “M eğrisi”, kadınların farklı yaş gruplarına göre iş gücüne katılım oranındaki dalgalanmayı gösteren ve adını harf “M”nin iki tepe noktasından alan bir modeldir. Öncelikle 20’li yaşların başında eğitimlerini tamamlayan kadınlar iş gücüne aktif biçimde katılır ve katılım oranı yükselir; ancak 25–35 yaşları arasında evlenme ve çocuk sahibi olma dönemine giren kadınlar, artan çocuk bakımı ve ev içi sorumluluklar nedeniyle iş gücünden uzaklaşır, bu da eğrinin ilk çukurunu oluşturur. Çocuklar okula başlayıp bakım yükü azaldıkça, 35–45 yaşlar arasında kadınlar yeniden iş hayatına dönmeye başlar; katılım oranı ikinci kez yükselir ve eğriyi tamamlayan ikinci tepeyi meydana getirir.

1970’li yıllarda Batılı ülkelerin iş piyasasında görülen M eğrisi, artık çoğu Batılı ülkede ortadan kalkmıştır. Fakat hala geleneksel cinsiyet normlarının yaygın olduğu Kore, Japonya ve Pakistan gibi ülkelerin kadın istihdam piyasasında gözlemlenmeye devam etmektedir.  

Türkiye’de kadınların yaş grubuna göre istihdam ve iş gücüne katılım oranlarını (İGKO) gösteren Şekil 1’e baktığınızda “M Eğrisini” görmek artık pek mümkün değil çünkü M’de işe dönüş artık ortadan kalkıyor. İGKO 2024 ve 2014 serisinde 20-24 yaşa göre, 25-29 yaşın istihdam oranı da iş gücüne katılım oranı da artmıştır. 25-29 yaşta katılım oranı maksimuma ulaşıp sonra 30-34 yaş aralığındaki kadınlarda çok az düşmesine rağmen, 2024 İGKO’da ileriki yaşlarda iş gücüne katılım oranlarında artış olmamıştır. Benzer şekilde, 2024 istihdam oranı verilerine göre de 25-29 yaş grubundaki istihdam oranı %44,8 ile maksimuma ulaşıp, 30-34 yaş grubunda %44’e düşmüş ve 35-39 yaş grubunda %46’lara yükselmiştir. İş gücü göstergelerindeki bu veriler, ilk doğumunu yapan annelerin yaşının artması ile de uyumludur. 2001’de ilk doğumunu yapan annelerin ortalama yaşı yaklaşık 26,7 iken, 2024 itibarıyla bu ortalama 27,3 olarak gerçekleşmiştir.  

Şekil 1. Yaşa Göre Kadın İşgücü Göstergeleri

Kaynak: TÜİK

Diğer bir ifade ile, Türkiye’de artık kadınlar geleneksel olarak evlilik ve doğurganlık yaşı olarak bilinen 25-44 yaş arasında büyük oranda iş piyasasından çıkmıyor. Bu da üç manaya gelebilir, ya bu yaş grubundaki kadınlar çocuk sahibi olmayı öteliyor ya hiç çocuk sahibi olmuyor veya çocuklarına anneanne ve babaanne bakımı gibi informal bakım opsiyonları vasıtasıyla bir şekilde büyütüyor. Bu üç alternatif de doğurganlık hızının düşmesini engellemez ve istenilen demografik sonuçlar getirmez.  

Neden geri dönmek muhal?

Kadın istihdamı ile birlikte gelen sorunlar tartışılırken ne yazık ki bazı çevreler “Kadınlar da geri evlerine dönsün” türünden daha önce kimsenin aklına gelmeyen (!) çözümler sunuyor. Bu düşünce hem zamanın ruhunu kaçırıyor hem de hayali bir geçmişe öykünüyor. 1970’lerin Türkiye’sine dönmek artık muhaldir. Öykünülen yıllarda da aslında kadınlar tarlalarda çalışıyordu. Farkında olunsa da olunmasa da kimse kadınların evde ayaklarını uzatıp yatmasını istemiyor. Kadınların çalışmasına karşı olanlar daha ziyade kadınların “para” kazanmasına karşı çıkıyor. Ayrıca, geçmiş yıllarda kadınlar bugünkü kadar eğitimli değildi, ekonomimiz daha küçüktü. Dolayısıyla kadın emeğine talep bugünkü kadar fazla değildi. Aile yapıları daha sağlamdı, kadınalrın eşlerinin kendisine bakacağına inancı belki daha yüksekti. Eskiden kadınlar belki bir miktar mecburiyetten çalışamıyor belki de çalışmayı tercih etmiyordu. Şimdi ise o köprünün altından çok sular aktı.  

Artık birçok kadın için çocuk sahibi olmak, kısa vadeli iş hayatının sunduğu somut kazançlarla kıyaslandığında geri planda kalıyor. Çünkü işte kalmanın getirdiği gelir, sosyal statü ve bireysel tatmin hemen hissedilirken; çocuğa yapılan yatırımın geri dönüşü ancak yıllar sonra, hatta hiçbir zaman tam anlamıyla somutlaşmayabilir. Hayırlı bir evlat yetiştirmek elbette en büyük temennimiz, fakat bu “yatırım”ın meyvelerini toplamak herkese nasip olmuyor. Bu belirsizlik, kadınları çocuk sahibi olmak fikrinden uzaklaştırıyor; aksine “işimi mi bırakayım, yoksa “hayırlı” olacağı belirsiz bir çocuğa vakit mi harcayayım?” ikilemine itiyor.  

Çocuk bakımı ile ilgili politikalar geliştirilmediği durumda kadınlar, bir tercih yapmak zorunda kalır. Ne yazık ki hoşlansak da hoşlanmasak da bu tercih çoğu zaman çocuk sahibi olmak lehine olmaz. Zaten hızla düşen doğurganlık oranları da bunu teyit etmektedir. Bu yalnızca kadınlar için değil, toplum için de kayıptır.  

Sonuç olarak, 12. Kalkınma Planı’nın iki hedefi kadın istihdamını artırmak ile çocukların üstün yararını sağlamak, nitelikli, erişilebilir çocuk bakım hizmetleri ile aynı anda ulaşılabilir hedeflerdir.

Çözüm, geçmişi nostaljiyle yüceltmekte değil, bugünün sorunlarını görerek geleceği akılcı ve kapsayıcı politikalarla inşa etmektedir.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.