KAAN: Bir Jetten Daha Fazlası

Doç. Dr. İbrahim Taş, Türkiye’nin yerli savaş uçağı KAAN projesini ve dost ülkelerle yürütülen stratejik işbirliğini Fokus+ için kaleme aldı.
250805ZK_Web_-_KAAN-_Bir_Jetten_Daha_Fazlası-İbrahim_Karataş.jpg

05.08.2025 - 14:14  |  Son Güncellenme:  25.08.2025 - 17:06

Türkiye, ilk yerli savaş uçağı projesi olan KAAN’ın en geç 2028’de Amerikan yapımı motorla da olsa envantere girmesi için büyük çaba sarf ediyor. Sonrasında ise (tahmini 2032’de) yerli motorla KAAN üretimine devam edilmesi planlanıyor. Şayet Amerikan hükümeti motor tedarikinde sorun çıkarırsa proje sonlanmayıp yerli motor beklenecektir ve başlangıç 2032’ye ertelenecektir. Şu kesin ki üretim için büyük bir kararlılık var ve dönülmez bir yola çoktan girildi.  

Gidişatın olumlu olduğunu dost ve kardeş ülkeler de biliyor olmalı ki, KAAN geçtiğimiz yıl ilk defa uçar uçmaz programa dahil olmaya veya ilgi duymaya başladılar. Hatırlarsak ilk hamle Azerbaycan’dan gelmişti. Azeri hükümeti iki yıl önceki IDEF fuarında programa katılacağını ilan ederek ilk partner oldu. Bu yılın başındaysa Pakistan hükümeti Pakistan’da ortak üretim yapacak bir fabrika kurma planı içinde olduklarını beyan etmişti.  

Üretici firma TUSAŞ yeni partnerler beklerken Endonezya 48 adet sipariş vererek büyük bir sürpriz yaptı. Son bilgilere göre Mısır da proje partneri olmak için başvurdu ya da çoktan oldu. Öte yandan Suudi Arabistan, BAE, Kazakistan ve Ukrayna gibi ülkelerin de KAAN’a ilgi duyduğu biliniyor ve partner ya da müşteri olarak KAAN’ı bünyelerine katması bekleniyor. Kabaca bir hesap yapmak gerekirse KAAN’ın seri üretimine başlanması halinde en az 500 adet sipariş alması ve 1000 adeti zorlaması sürpriz olmayacaktır.  

Bu arada adı geçen ve geçmeyen birçok ülke hali hazırda Türkiye’den başka silahlar alıyor. Dolayısıyla KAAN alımı onlar için bir ilk değil, üretimi en zor ve en gelişmiş Türk silahının da envantere girmesi demek. Program ortağı olarak almaları ise teknoloji transferi ve üretimi yerlileştirme gibi avantajlar da sunacaktır. Türkiye diğer tedarikçilerin aksine dost ve kardeş olarak gördüğü ülkelere satış için herhangi bir ön şart koymamaktadır. Bu da dost ülkelerin alım yapması için teşvik edici bir sebep oluyor.

Ancak KAAN satın almanın güvenlik ve ticari kazanımlarının dışında da çokça faydaları olacaktır. Ülkeler üzerinden gidersek; örneğin Azerbaycan henüz yerli uçağını üretebilecek kapasiteye sahip değildir. Gerek tecrübe gerekse de know-how konusunda eksikleri bulunmaktadır. Böyle maliyetli bir projeye girip sürecin ortasında vazgeçmesi de olasıdır. Nitekim Hindistan bile on yıllardır uğraşmasına rağmen yerli savaş uçağı üretemedi. Netice olarak Azerbaycan’ın devam eden bir projeye dahil olarak tecrübe edinmesi ve daha az maliyetle çok kazanımlar elde etmesi ancak ve ancak KAAN’a ortak olmasıyla mümkündür.  

KAAN

Pakistan ise şu anda Çin’in desteğiyle J-17 jetlerini üretmekte olup söz konusu uçakları birkaç ülkeye ihraç etme başarısı bile göstermiştir. Ancak KAAN’ın J-17’lerden farkı daha gelişmiş bir jet olması ve Batı teknolojisinden esinlenerek üretilecek olmasıdır. Ayrıca Çin ile ABD arasında sıkışan Pakistan’ın taraf seçmesi durumunda seçmediği tarafın ambargolarına maruz kalma ihtimali yüksektir. Türkiye tam da bu noktada üçüncü bir alternatif olacak ve çıkarları için değil kardeşlik hukuku gereği jet satmayı herhangi bir ön şart olmadan kabul edecektir.  

Endonezya ise Güney Kore’nin yerli KF-21 jetine ortak olmuş ve fakat teknoloji transferi gibi nedenlerden dolayı anlaşamamıştı. Endonezyalılar da satışında sınırlamaların olmadığı ve kardeş bir ülke tarafından üretilen KAAN’a ilk siparişi vererek doğru bir karar vermiş oldu.  

Proje ile ilgilenen diğer ülkeler de ortak veya müşteri olmanın faydalarının gayet farkındalar ve önlerine gelen fırsatı değerlendirmek istiyorlar. Bilhassa ilişkilerin mesafeli olduğu Mısır’ın bile KAAN’a partner olmak istemesi hem projenin önemini hem de Mısır’ın (ve diğer ülkelerin) bu konuda ne kadar biçare olduğunu göstermesi açısından önemlidir.  

Gelecek perspektifi  

Dolayısıyla Türkiye KAAN gibi bir savaş uçağını üretmesi halinde sadece kendi hayallerini değil dostlarının da hayallerini gerçekleştirmiş olacak. 20 yıl sonrasını hayal edersek; eğer bir aksilik olmazsa şu anda nerdeyse her ülkede olan Amerikan ve Rus uçaklarının yerini KAAN alacak. Ortak üretim de olacağı için belki farklı isimlerle de uçacak. Meselenin Türkiye ve diğer partnerler için faydasını yazmaya gerek yok. Gerçekten de maliyetler düşecek, tasarruf edilecek ve bilhassa Türkiye kar edecek.  

Ancak en önemli kazanımlardan birisi güvenlik konusundaki bağımsızlığın idamesi olacaktır. Savaş meydanında şu anda en yıkıcı etkiye sahip silahlar jetlerdir. İyi jetleri olan ülkelerin yenilmesi zordur. Şayet kendi üretiminiz olan veya kolayca temin edebileceğiniz jetler varsa siz bağımsızsınız demektir. Diğer yandan güvenlik konusundaki bağımsızlığınız egemenlik bağlamında da bağımsız olmanız demektir. KAAN’ın dost ülkelere satışı böyle bir kazanıma sebep olacaktır.  

Diğer bir husus; ülkeler arası ilişkiler daha da gelişecektir. Bunun sebebi biraz ironik olacak ama dost ve kardeş ülkeler arasında KAAN ve benzeri silahlar nedeniyle birbirlerine karşı bağımlılık oluşacaktır. Ne Türkiye müşterilerini kıracak eylemlerde bulunacaktır, ne de müşteriler dostluğu bozacak tavırlar içinde olacaktır.  

Bağımlılık eğer zarar vermeyen ülkelerle olacaksa iyidir çünkü bu ilişki sizi dostlarınızdan ayırmak yerine onlara yakın tutar. Ayrıca Avrupa Birliği’nin (AB) kuruluşunda da görüldüğü üzere kömür ve çelik alanındaki işbirliği ve ulaşım konusundaki ortak hareket ediş birliğin doğuşuna sebep oldu. Bugün Avrupa Birliği birlikte hareket etmenin, ortak üretimin ve dayanışmanın modeli ve timsalidir.

İddiamız odur ki şayet KAAN gibi projelere katılım meyvelerini verirse işbirlikleri tıpkı AB’deki gibi başka alanlara da yayılır. Birlikte hareket etmenin ne kadar güzel bir karar olduğunu Eurofighter ve Airbus gibi uçaklar, Schengen gibi vize uygulaması, Euro gibi ortak para birimi vb. birçok örnek üzerinden göstermek mümkündür.  

Dolayısıyla KAAN gibi projeleri sadece endüstriyel bir işbirliği olarak görmemek gerekir. İnsanlık birbirine bakarak gelişir derler. Örneğin siz yükünüzü sırtınızda taşıdığınızda başkası tekerlekli bir araç kullanıyorsa siz de tekerlekli araç kullanmaya başlarsınız ve diğer kullanıcıların seviyesine gelirsiniz.

Ancak bazen olur sizin teker yapacak aletleriniz, hammaddeniz veya bilginiz yoktur. Bu durumda çağı yakalamak isteseniz bile yakalayamazsınız. Ancak birkaç kişi bir araya geldiğinizde biriniz hammadde, biriniz sermaye biriniz de üretim tecrübesini koyarsa sizin de tekerlekli aracınız olur. Bu durum geçmişte de böyleydi şimdi de böyledir.

Günümüz dünyasında geri kalmamak ve yıkıcı silahlara sahip ülkelere yem olmamak için işbirliği şarttır. Bunun için de güvenebileceğiniz ülkelerle ortaklıklar kurup tek başınıza başaramadığınız projeleri hayata geçirmeniz gerekiyor. KAAN bir örnektir, modeldir ve daha büyük işbirlikleri için bir çekirdek olup diğer alanlara da yayılma (spillover effect) potansiyeli taşımaktadır. Dolayısıyla bir uçaktan daha fazlasıdır.  

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.