Johannesburg’da Cinayet Gizemi: Woody Allen Güney Afrika’da 

Doç. Dr. Volkan İpek, Johannesburg’da art arda yaşanan kadın cinayetlerinden hareketle Güney Afrika’daki suç, şiddet ve toplumsal dönüşüm arasındaki ilişkiyi Fokus+ için kaleme aldı. 
 
johannesburg-da-cinayet-gizemi-woody-allen-guney-afrika-da.jpg

29.09.2026 - 13:41  |  Son Güncellenme:  29.09.2026 - 13:49

Hayatta tanıdığımız ya da tanıdığımızı sandığımız bazı kişilere karşı sevgi veya nefret olmak üzere iki uçlarda sallanan duygu besleyebiliriz. Bu kişileri onlardan hiçbir beklenti içinde olmadan ya severiz ya da bu kişilerden hiçbir beklenti içinde olmadan nefret ederiz. Söz konusu durumu açıklamak olanaklı olmaz çünkü sevdiğimiz ya da nefret ettiğimiz o kişilerin davranışları asla sabit değildir, sürekli değişir, ama onlardaki bu değişime karşı bizim onlara olan sevgimiz ya da nefretimiz değişmez, sabit kalır, öylece devam eder.  

Yukarıdaki savın ışığında ilerlemek bize bu kişilerden Amerikalı film yapımcısı, yönetmen, yazar ve bence filozof Woody Allen’ı düşündürebilir. Filmlerindeki zekice kurgulanmış özenli kara mizah sayesinde birilerinin çok sevdiği ancak özel hayatındaki özensizlikleri nedeniyle de birilerinin büyük nefret ettiği biridir Allen. Günümüzdeki nefret duygularının yoğunluğu nedeniyle onu bir kenara bırakalım, Allen’ın çok sevilmesine araç olan filmlerinin en iyileri arasında eski eşi Diane Keaton’la başrollerini paylaştığı 1993 yapımı Manhattan Murder Mystery (Manhattan Cinayet Gizemi) gelir. Filmde bir çifti canlandıran Allen ve Keaton, karşı dairedeki komşularının öldürüldüğünden şüphelenirler ve cinayet olarak şüphelendikleri bu olayı araştırmaya başlarlar. Bir gizem içinde başlayan bu araştırmanın sonunda karşılarına çok ilginç bir tablo çıkar (Filmin sonunu burada yazmak istemiyorum ki heyecanı kaçmasın). Manhattan Cinayet Gizemi, Allen’ın Keaton’la 1979’da çektiği Manhattan filmine taş çıkartacak kadar iyidir.  

Johannesburg sokaklarında gerçekleşen bir "cinayet gizemi" 

Allen’ın Manhattan’da Cinayet Gizemi filmini bugünlerde Güney Afrika Cumhuriyeti’nden görmek olanaklı. Johannesburg'un doğusundaki bir belediyede bir kadının daha cansız bedeninin bulunmasıyla bölgede son 10 hafta içinde ölü bulunan kadınların sayısı 11'e yükseldi. 

Bu durum kadınlara yönelik şiddetin zaten ciddi boyutlarda olduğu ülkede bir dizi cinayete dair endişeleri daha da artırmış gözüktü. Polis, 27 Eylül Pazar günü öğleden sonra yaptığı açıklamada kurbanın cesedinin öğle saatlerinden kısa bir süre sonra Ekurhuleni'deki boş bir arazide bulunduğunu belirtti. Kadının kimliği, yaşı ve ölüm nedeni henüz belirlenemedi. Ülkede uzun yıllardır devam eden kadına yönelik şiddetin kadına yönelik cinayet şeklini almaya başlaması oldukça acı ve düşündürücü. Bu durum Zuma sonrasındaki siyasi, ekonomik ve kültürel erozyonun devam ettiğinin de bir göstergesi aslında. 

Mandela’dan sonra değişen siyasi ve sosyal dinamikler 

Güney Afrika’da apartheid rejiminin sona ermesinin ardından ülkenin karşı karşıya olduğu en önemli sorunlardan biri, toplumun farklı kesimleri arasındaki ekonomik ve sosyal eşitsizlikti. Nelson Mandela’nın 1994 yılında cumhurbaşkanı olmasıyla birlikte yeni yönetimin temel hedefi, doğal olarak, uzun yıllar boyunca devam eden bu eşitsizlikleri azaltmak ve siyah nüfusun yaşam koşullarını iyileştirmek oldu. Yaklaşık 40 milyon kişinin yaşadığı ülkede milyonlarca insan elektrik ve temiz suya erişemiyordu, işsizlik oldukça yüksek seviyelerde seyrediyordu ve nüfusun önemli bir bölümü yoksulluk içinde yaşıyordu. 

Mandela görev süresi boyunca özellikle temel ihtiyaçların karşılanmasına ve sosyal koşulların geliştirilmesine önem verdi. 1996 yılında uygulamaya konulan Yeniden Oluşturma ve Kalkınma Programı kapsamında devlet destekli ekonomik faaliyetler artırıldı. Elektrik ve su altyapısının geliştirilmesi için geniş kapsamlı çalışmalar gerçekleştirildi. Bunun sonucunda yaklaşık iki milyon insan elektrik hizmetine, bir milyon kişi ise su kaynaklarına erişme olanağı elde etti. Bunun yanında ücretsiz sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması ve yoksul kesimlerin yaşam standartlarının yükseltilmesi için çeşitli sosyal politikalar yürürlüğe konuldu. Ülkede HIV/AIDS vakalarının çok yüksek sayıda olması nedeniyle Mandela döneminde hastalıkla mücadele amacıyla geniş kapsamlı bir sağlık kampanyası da başlatıldı. 

Eski Güney Afrika Devlet Başkanı Nelson Mandela

Mandela’nın politikaları yalnızca ülke içindeki sorunlarla sınırlı değildi. Dış politikada müzakere, uzlaşma ve diplomasiye ağırlık veren Mandela, Afrika’daki ve dünyanın farklı bölgelerindeki anlaşmazlıkların barışçıl yöntemlerle çözülmesini destekledi. 1998 yılında Bağlantısızlar Hareketi’nin genel sekreterliğine seçilmesi, uluslararası alandaki etkisinin göstergelerinden biri oldu. İsrail-Filistin sorununda arabuluculuk girişimlerinde bulunan Mandela, Hindistan ile Pakistan arasındaki Keşmir anlaşmazlığının çözümü için de diplomatik çabalar yürüttü. Ayrıca, Birinci Kongo Savaşı, Ruanda’daki soykırımın sonuçları ve Burundi’deki iç savaş gibi bölgesel krizlerin sona erdirilmesi için girişimlerde bulundu. Lesotho’daki siyasi ve etnik gerilimlerin kontrol altına alınması amacıyla da ülkeye asker gönderilmesine karar verdi.

Mandela’nın uluslararası ilişkilerinde farklı siyasi liderlerle kurduğu kişisel ilişkiler de dikkat çekiyordu. Küba lideri Fidel Castro ile yakın bir dostluk kuran Mandela, Libya lideri Muammer Kaddafi ile de görüşmeler gerçekleştirdi. 1996’da Güney Afrika Kalkınma Birliği’nin başkanlığını da üstlendi ancak 1999’da bu görevden ayrıldı. 1999 yılında görevinden ayrılan Mandela, cumhurbaşkanlığı makamını kendi isteğiyle bırakarak yerini Thabo Mbeki’ye devretti. 2004’te kamu hayatına yeniden aktif olarak katılan Mandela, 2013 yılında yaşamını yitirdi. Onun dönemini ve hayatını anlatan “Mandela: Long Walk to Freedom” (Mandela: Özgürlüğe Giden Uzun Yol) ile “Invictus” (Yenilmez) filmleri de onun siyasi ve toplumsal mücadelesini geniş kitlelere aktaran yapımlar arasında yer alır. 

Mbeki dönemi: Ekonomik kalkınma ve çatışan politikalar 

1999 yılında cumhurbaşkanı olan Thabo Mbeki’nin yönetiminde ekonomik kalkınma daha belirgin bir öncelik hâline geldi. Mbeki, Mandela döneminde başlatılan sosyal politikaları sürdürürken istihdam olanaklarının genişletilmesine ve özellikle siyah nüfusun ekonomik hayata daha fazla katılmasına çalıştı. Siyah Ekonomik Güçlenme politikası aracılığıyla daha önce iş hayatının dışında kalmış veya suç ortamına sürüklenmiş kişilere yeni çalışma imkânları oluşturulması hedeflendi. Daha sonra bu yaklaşım Büyüme, İstihdam ve Yeniden Dağıtım Stratejisi olarak bilinen bir programla daha kapsamlı bir ekonomik programa dönüştürüldü. Bu politikalar yabancı yatırımcıların da ilgisini çekti ve Güney Afrika’nın düşük maliyetli iş gücü uluslararası şirketler açısından önemli bir unsur hâline geldi. 

Mbeki’nin hedefleri yalnızca Güney Afrika’nın ekonomik gelişimiyle sınırlı değildi. Afrika kıtasının genel olarak ekonomik ve sosyal açıdan güçlenmesini amaçlayan Yeni Afrika Kalkınma Ortaklığı’nın kurulmasına katkı sağladı. Güney Afrika’nın kıta içerisindeki siyasi ve ekonomik etkisini artırmaya çalışan Mbeki, Afrika ülkelerinin uluslararası ekonomik sistemde daha güçlü bir konuma ulaşmasını istedi. Ayrıca Afrika Birliği Örgütü’nün Afrika Birliği’ne dönüşmesi konusunda çalışmalar yürüttü ve Güney Afrika’nın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne geçici üye olarak katılmasını sağladı. Kıta içerisindeki çeşitli çatışmalarda da arabuluculuk rolü üstlendi. 

Eski Güney Afrika Devlet Başkanı Thabo Mvuyelwa Mbeki

Bununla birlikte Mbeki döneminin en tartışmalı konularından biri HIV/AIDS politikaları oldu. Mbeki’nin HIV ile AIDS arasındaki ilişkiyi reddeden açıklamaları ve hastalığın tedavisine yönelik ilaçların kullanımına ilişkin politikaları yoğun eleştirilere neden oldu. 2002 yılında Anayasa Mahkemesi, hükûmeti HIV ilaçlarının ithal edilmesi konusunda adım atmaya zorladı. Bunun yanı sıra işsizlik, yoksulluk ve suç oranlarındaki artış da yönetimin kamuoyu desteğini olumsuz etkiledi. Yoksul nüfusun artması ve hükûmetin ekonomik göstergelere ilişkin bazı verileri yayımlamaması da tartışma yarattı. Mbeki’nin Afrika Ulusal Kongresi içindeki Jacob Zuma ile yaşadığı siyasi mücadele de görevden ayrılmasında önemli bir rol oynadı. Zuma ve yakın çevresine yönelik yolsuzluk soruşturmalarının ardından ortaya çıkan gelişmeler sonucunda Mbeki parti yönetiminin baskısıyla 2008’de istifa etti. Kgalema Motlanthe kısa süreliğine ülkeyi yönettikten sonra 2009 seçimlerinde Jacob Zuma cumhurbaşkanı oldu. 

Zuma’nın liderliği ve uluslararası alanda yükselen değerler 

Zuma döneminde iç politikadan ziyade Güney Afrika’nın uluslararası konumunun güçlendirilmesine daha fazla ağırlık verildi. Zuma, ülkesinin Afrika kıtasında daha etkili bir diplomatik aktör olmasını amaçladı. Dışişleri Bakanlığının adının Uluslararası İlişkiler ve İş Birliği Bakanlığı olarak değiştirilmesi de bu yaklaşımın bir göstergesiydi. Güney Afrika, Afrika Birliği’nin çeşitli kurumlarının geliştirilmesine destek verirken kıtadaki siyasi sorunlarda daha aktif bir rol üstlendi. Zuma’nın dönemindeki en önemli gelişmelerden biri ise Güney Afrika’nın 2010 yılında BRIC grubuna katılması ve grubun BRICS adını almasıydı. Aynı yıl Güney Afrika’nın FIFA Dünya Kupası’na ev sahipliği yapması, ülkenin uluslararası görünürlüğünü artırdı. Ne var ki Zuma yönetimi iç sorunların çözümünde ciddi güçlüklerle karşılaştı. Ulusal Kalkınma Planı’nın hedeflerinin tam olarak gerçekleştirilememesi, elektrik kesintileri, dış borçtaki yükseliş ve ekonomik sorunlar kamuoyundaki eleştirileri artırdı. Nükleer enerji anlaşması, altyapı yatırımlarındaki yetersizlik ve toprak reformu gibi konular da tartışma konusu oldu. Ayrıca Gupta ailesiyle bağlantılı yolsuzluk iddiaları ve Zuma’nın özel yaşamına ilişkin tartışmalar, siyasi desteğinin zayıflamasına yol açtı. “Zuma gitmeli” sloganıyla düzenlenen protestoların artması üzerine Zuma, 2018’de partinin baskısıyla görevinden ayrıldı ve yerine aynı yıl Cyril Ramaphosa cumhurbaşkanı seçildi.  

Ramaphosa’nın zorlu sınavı: Krizler ve yüksek suç oranları 

Apartheid karşıtı geçmişe sahip olan Ramaphosa özellikle toprak reformu, enerji sorunu ve işsizlik konularına odaklandı. Özel sektörün enerji üretimine katkısını artırmayı hedefleyen düzenlemeler yaparken gençlerin istihdam edilmesine yönelik programlar başlattı. Ekonomik büyümeyi desteklemek amacıyla milyarlarca dolarlık kalkınma planları hazırlandı. 

Eski Güney Afrika Devlet Başkanı Jacob Zuma

Bunun yanında eski Cumhurbaşkanı Zuma hakkında yolsuzluk iddiaları kapsamında hukuki süreçler başladı. Zuma’nın 2021 yılında 15 aylık hapis cezasına çarptırılması, destekçileri tarafından düzenlenen protestoların şiddet olaylarına dönüşmesine neden oldu. Ancak ülke, Ramaphosa döneminde büyük bir işsizlik ve kitlesel huzursuzluk sorunu yaşamaya başladı. Covid 19 döneminde halka yeterince ilgi göstermediği için suçlanan Ramaphosa’nın cumhurbaşkanlığının üçüncü yılında işsizlik oranı yüzde 34,5 seviyesine ulaşırken 2022’de yaşanan büyük sel sonrasında ulusal felaket ilan edildi. Ülkedeki ekonomik ve toplumsal eşitsizlikler, toprak dağılımı ve istihdam politikaları da siyasi tartışmaların önemli başlıkları arasında kaldı. 2024 seçimlerini yeniden kazanan Ramaphosa, ülkedeki bu sorunları gideremedi, üstüne bir de yavaş ekonomik büyüme, giderek artan bir elektrik kesintisi krizi, suç oranlarının yüksekliği gibi sorunlarla karşılaştı. 2025 yılında özel bir hastanenin gelirlerini kendi hesabına geçirdiği iddiasıyla sarsıldı. Ramaphosa’nın gelecek seçimleri kaybetmesine kesin gözüyle bakılıyor ama günümüzde en çok üzerinde durulan nokta, suç oranlarının yüksekliği. 10 hafta içinde öldürülen 11 kadın da bu yüksekliğin bir göstergesi. 

Sonuç yerine 

“Yukarıda bizi izleyen bir şey olduğunu düşünüyorum, maalesef onun adı hükûmet” diyen Woody Allen’ın Manhattan’da Gizem Cinayeti ilginç bir şekilde bitti, ancak Johannesburg’ta Gizem Cinayeti’nin bitip bitmeyeceği Ramaphosa’nın siyasi geleceğini belirleyecek gibi duruyor. Bu arada siyasetten bağımsız vurgulamak da gerekiyor; kadına yönelik şiddet tüm dünyada bir an önce durmalı.  

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.