İsrail'in Nil'e Yönelik Emelleri: Tevrat Vaatleri ve Rönesans Barajı
20.01.2026 - 12:53 | Son Güncellenme: 20.01.2026 - 13:39
Nil Nehri’nin önemi, başta Nil’in döküldüğü ülke olan Mısır ile, kaynağın en önemli ülkesi konumundaki Etiyopya olmak üzere, aralarında diğer Nil Havzası ülkelerinin de bulunduğu birçok taraf arasında iç içe geçmiştir. Ancak tüm bu tarafları gözetleyen ve varlığından önce de Filistin’i işgalinden sonra da günümüze kadar Nil Nehri’nden faydalanmak için yoğun çaba sarf eden önemli bir aktör bulunmaktadır. İsrail, Nil Nehri’ndeki hedeflerini ve emellerini gerçekleştirmek için çeşitli araçlara başvurmuştur. Bu araçlar; özellikle Mısır’la yapılan savaşlar bağlamında askeri, Nil Havzası ülkeleriyle kurulan ilişkiler çerçevesinde siyasi, özellikle Etiyopya ile geliştirilen ilişkiler kapsamında ise ekonomik ve yatırım temelli olmuştur.
Nil Havzası ülkeleri açısından, kaynaktan mansaba kadar Nil’in hayat damarı olması, bu ülkelerin kalkınmasının sebebi ve imarının temeli sayılması hususu son derece açıktır. Ancak İsrail açısından durum farklıdır: İsrail’in Nil Nehri ile ne ilgisi vardır? Nil neden İsrail için bu denli büyük bir öneme sahiptir? Nil Nehri, özellikle Mısır ile ilişkiler bağlamında neden merkezî bir konumdadır? İsrail’in Etiyopya ile ilişkilerini ve özellikle Rönesans Barajı konusundaki ortaklığını güçlendirmesinin amacı nedir ve bunun Mısır’ın milli güvenliği üzerindeki etkisi ne düzeydedir?
Öncelikle Mısır’dan başlamak gerekir. Yağışların azlığı, su kaynaklarının kıtlığı ve ülke yüzölçümünün yüzde 90’ından fazlasının çöl olması nedeniyle büyük Yunan tarihçi Herodot (MÖ 484–425), Mısır için meşhur “Mısır Nil’in armağanıdır” sözünü söylemiştir. Nil, Mısır’ın geçmişinde, bugününde ve geleceğinde hayatın merkezinde yer almış; tarım başta olmak üzere ona bağlı sanayiler üzerinden Mısırlıların siyasî, toplumsal ve ekonomik hayatını, hatta dinî yaşamını dahi derinden etkilemiştir.
Tarihi kaynaklar, Firavunlar döneminde eski Mısırlıların Nil’i kutsadıklarını teyit etmektedir. Bunun nedeni, Nil’in Mısır’ı Büyük Sahra Çölü’ne dahil etmekten kurtarmış olmasıdır. Nil için “Hapi” adını verdikleri bir tanrı oluşturmuşlardır. Ancak bu tanrı, diğer Mısır tanrılarından farklı olarak kendisine adanmış tapınaklara ve ona hizmet eden kâhinlere sahip olmamış, bunun yerine taşkın dönemlerinde okunan ilahilerle anılmıştır. Tarihçiler Nil bayramlarının tarihleri ve kutlama biçimleri konusunda farklı görüşler ileri sürseler de ortaklaştıkları nokta şudur: Taşkının başlangıcında büyük sevinç gösterileri yapılmıştır. Arkeolog De Roger bu durumu şöyle ifade eder:
“Tut (Thoth) ayının on beşinci gününde Nil’in taşkını zincirleme şekilde başladı. Abib ayının on beşinde Nil yükseldi, Hapi tanrısına kurbanlar ve hediyeler sunuldu. O gün kraliyet divanından yazılı bir ahit Nil’e atılırdı; Nil bu ahdi kabul eder ve sözünden dönmeyerek nimetlerini inanan kullarının topraklarına bahşederdi.”
İsrail’e gelince, konuya şu Tevrat pasajıyla başlamak gerekir:
“Rab o gün İbrahim'le bir anlaşma yaptı ve dedi ki: ‘Bu diyarı, Mısır Nehri’nden büyük Fırat Nehri’ne kadar senin soyuna vereceğim.’” (Yaratılış 15:18)
Bu metinde Nil Nehri, Vaat Edilmiş Topraklar’ın coğrafi sınırlarının bir parçası olarak temel bir unsur şeklinde ortaya çıkmaktadır. Yaratılış kitabında Nil, Kenan diyarının doğu sınırı olarak zikredilmekte, böylece “Nil’den Fırat’a” uzanan vaadin bir parçası hâline gelmektedir. Nil, Yahudi anlatısında kimlik hikayesinin merkezinde yer alır; Mısır’daki kölelikten vaat edilen toprağa geçişin simgesidir. Aynı zamanda Tanrı’nın kudretini ve ilahî takdirini temsil eder. Bu kudret, İsrailoğullarının Mısır’dan çıkışı kıssasında açıkça görülür. Firavun’un İsrailoğullarının Musa ile birlikte Mısır’dan çıkmasına izin vermemesi üzerine Tanrı’nın Mısırlılara gönderdiği on beladan ikisi doğrudan Nil ile ilgilidir: Nil sularının kana dönüşmesi (Çıkış 7:14–25) ve nehrin kurbağalarla taşması (Çıkış 8:1–15).
Bu dini ve tarihi arka planın ardından İsrail’in modern dönemde Nil’e yönelik hedef ve emelleri, Etiyopya ile olan ilişkileri üzerinden ele alınmalıdır.
Netanyahu’nun özel vurgusu
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun 2016 yılında Uganda, Kenya, Ruanda ve Etiyopya’yı kapsayan Nil Havzası ülkeleri ziyaretinde bu ilişkilere özel vurgu yapması dikkat çekicidir. Netanyahu, resmî internet sitesinde yayımlanan konuşmasında, Etiyopya–İsrail ilişkilerini dinî efsaneler ve tarihsel anlatılarla temellendirerek şunları söylemiştir:
“Bilim, teknoloji ve turizm alanlarında anlaşmalar imzaladık. On yıllar sonra Etiyopya’yı ziyaret eden ilk İsrail Başbakanı olmaktan büyük gurur duyuyorum. Bu tarihi ziyaret, İsrail’in Afrika ülkeleriyle ilişkilerini güçlendirme politikasının bir parçasıdır. İsrail ile Etiyopya arasındaki ilişkinin temelinde, İsrail’e göç eden Etiyopyalı Yahudilerin büyük katkısı bulunmaktadır. Onlar, iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesinin ayrılmaz bir parçasıdır.”
Bazı araştırmacılara göre Netanyahu’nun Afrika ziyaretleri, İsrail’in Nil Havzası’na yönelik stratejisinde bölgenin stratejik ve güvenlik açısından taşıdığı önemin göz ardı edilmediğini göstermektedir. Nil Havzası, coğrafi olarak Afrika Boynuzu’nun bir parçasıdır ve Arap dünyasına komşu ülkeleri kapsar. Özellikle Etiyopya, Eritre, Sudan ve Mısır gibi bazı ülkelerin Kızıldeniz’e kıyısı bulunmaktadır. Bu bölge, Süveyş Kanalı ve Babul Mendeb Boğazı gibi küresel deniz ticaretinin en önemli geçiş noktalarını kontrol etmesi nedeniyle kıtalar ve okyanuslar arasında bir bağlantı noktasıdır. İsrail, Babul Mendeb’in 1973 yılında kapatılmasıyla bu bölgenin önemini daha iyi kavramış ve özellikle Etiyopya üzerinden Kızıldeniz ve Hint Okyanusu’ndaki stratejik deniz yollarına yakın olmayı hayati olarak görmüştür. Eritre’nin de, deniz taşımacılığı açısından stratejik öneme sahip bölgede bulunan 380 adadan 126’sında bayrağını dalgalandırması, bu ülkenin İsrail için önemini artırmaktadır. Bu nedenle Nil Havzası, Arap–İsrail stratejik mücadelesinin ana sahalarından biri hâline gelmiştir.
İsrail’in bu ülkelerle ilişkilerinde ekonomik boyut da önemli bir yer tutmaktadır. Nil Havzası ülkeleri, İsrail ürünleri için geniş bir pazar, hammadde kaynağı ve İsrailli iş gücü için bir istihdam alanı oluşturmaktadır.
Arap dünyası ile Siyonist oluşum arasındaki çatışmayı inceleyen birçok araştırma merkezi, İsrail’in Afrika’daki siyasi varlığına dair önemli çalışmalar yayımlamıştır. Bu çalışmalar, İsrail’in Nil Havzası ülkeleri üzerinde siyasi nüfuz kurmaya ciddi şekilde çalıştığını ortaya koymaktadır. İsrail, Etiyopya ile dostane ve diplomatik ilişkiler geliştirerek hem kendi konumunu güçlendirmiş hem de su meselesinde havza ülkeleri arasındaki dengeleri etkilemiştir. Bu durum, havza ülkelerinin—özellikle Mısır’ın—çıkarlarını ve varlığını tehdit etmektedir.
İsrail’in Etiyopya’daki siyasi müdahalesi; Entebbe Anlaşması gibi havza ülkeleri arasındaki anlaşmalara etki etmesi, bu ülkelerin çıkarlarını tehdit etmesi ve Rönesans Barajı başta olmak üzere baraj projelerine finansman ve teknik destek sağlaması şeklinde tezahür etmiştir. İsrail’in Etiyopya’ya sunduğu ekonomik yardımlar 1990’lı yıllardan itibaren başlamış, bu yardımlar diplomatik ilişkilerin kesildiği dönemlerde dahi devam etmiştir. Tarım, kalkınma, teknik ve sağlık alanlarında çeşitli destekler sağlanmıştır.
İsrail, Mısır ile görünürde iyi ilişkilerini koruma hassasiyeti nedeniyle, Etiyopya’daki rolüne ve Rönesans Barajı’nı desteklediğine dair suçlamaları resmi olarak reddetmiştir.
Bu reddetme, Haaretz'in Ortadoğu siyasi analisti Zvi Barel'in "Mısır ve Etiyopya Mavi Nil Suları Üzerinde Anlaşmazlık Yaşıyor ve İsrail de Bu Çatışmaya Sürükleniyor" başlıklı makalesinde belirttiği gibi, Kahire'deki İsrail büyükelçiliği aracılığıyla yapıldı. Barel makalede, “Mısır ve Etiyopya Mavi Nil suları üzerinde çekişiyor, İsrail de bu çatışmaya sürüklendi” başlıklı makalesinde, Çin, Rusya ve diğer ülkelerin projeye dâhil olmasıyla Mısır’ın bunu varoluşsal bir tehdit olarak gördüğünü, aynı zamanda İsrail’in Etiyopya’ya yardım etmekle suçlandığını belirtmektedir. İsrail Büyükelçiliği tarafından Kahire’de yayımlanan uzun ve ayrıntılı bir açıklamada şu ifadelere yer verilmiştir:
Çin, Rusya ve diğer ülkelerin projeye dâhil olmasıyla Mısır’ın bunu varoluşsal bir tehdit olarak gördüğünü, aynı zamanda İsrail’in Etiyopya’ya yardım etmekle suçlandığını belirtmektedir. İsrail Büyükelçiliği tarafından Kahire’de yayımlanan uzun ve ayrıntılı bir açıklamada şu ifadelere yer verilmiştir:
“İsrail’in Büyük Etiyopya Rönesans Barajı meselesine katılımıyla ilgili olarak medyada yayınlanan her şeyin asılsız olduğu yönünde bir yoruma yer olmadığını kesin olarak teyit ediyoruz… Her iki tarafa karşı da tarafsız bir tutum sergiliyoruz. İsrail’in yeterli su kaynakları var ve bu konuda Mısır’a teknik uzmanlığımızı sunmaya her zaman hazırız.”
Yukarıda belirtilenler ışığında, İsrail’in Etiyopya’yı Afrika’ya, özellikle Doğu Afrika ve Kızıldeniz bölgesine açılan bir kapı olarak kullandığı açıkça görülmektedir. Aynı zamanda Etiyopya’yı, Afrika kıtasındaki Arap ve İslami nüfuzu kuşatmak ve İsrail’in güvenliğini sağlamak için ileri bir üs olarak değerlendirmektedir. Bu sayede Mısır, Nil suları meselesi üzerinden baskı altına alınabilmektedir. Netanyahu’nun, İsrail’in sınırlarının Nil’den Fırat’a kadar uzandığını ifade ederek “büyük İsrail vizyonu”na ve ilahi vaade atıfta bulunması, Mısır’ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne açık bir meydan okuma niteliği taşımaktadır. Ayrıca, kurmayı hedeflediği İsrail'in sınırlarının Nil'den Fırat'a kadar uzandığını ve Tanrı'nın İbrahim ile yaptığı anlaşmada verdiği ilahi sözü yerine getirdiğini iddia etmektedir.
Kaynakça
- Antoine Zakaria: Firavunlar ve Araplar Döneminde Nil, Hindawi Vakfı tarafından yayınlandı, 2017, s. 110
- Netanyahu'nun 2016'da Etiyopya'ya yaptığı ziyaret sırasında yaptığı konuşma: https://www.netanyahu.org.il/
- Halima Al-Sa’diyya’nın “İsrail’in Nil Havzasındaki Su Stratejisi: Entelektüel Temeller ve Pratik Gerçeklik Arasında”, Haklar ve İnsani Bilimler Dergisi, Cilt 16, Sayı 1, 2023, s. 11-23.
- Örneğin, Arap Demokratik Merkezi'nden Hanaa Sayed Gabr tarafından hazırlanan ve aşağıdaki bağlantıda bulunan "Büyük Etiyopya Rönesans Barajı'nı Desteklemede İsrail'in Gizli Rolü" başlıklı çalışma: https://democraticac.de/?p=87437
- Zvi Barel'in Haaretz gazetesinde yayımlanan makalesi: https://www.haaretz.co.il/news/world/middle-east/2021-07-22/ty-article-magazine/.premium/0000017f-e53e-d62c-a1ff-fd7f07ef0000
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.