İsrail’in Latin Amerika’daki Aşırı Sağla Yakınlaşması: Nedenleri ve Olası Sonuçları
09.08.2026 - 14:24 | Son Güncellenme: 09.08.2026 - 14:57
İsrail medyası, Netanyahu hükûmetinin aşırı sağcı Dışişleri Bakanı Gideon Saar’ın 5 Ağustos 2026 Çarşamba günü Latin Amerika’ya başlattığı ve “tarihî” olarak nitelendirilen ziyarete geniş yer verdi.
İsrail’de yayın yapan Olam Katan gazetesinin yazarı Simcha Raz da Saar’ın Güney Amerika ziyaretinin nedenlerini ele aldı. Buna göre İsrailli Bakan, ABD Başkanı Donald Trump’ın müttefiklerinden biri olarak gösterilen Kolombiya Devlet Başkanı Abelardo de la Esperanza’nın yemin törenine katılacak. Saar ayrıca, bir İsrail dışişleri bakanının 44 yıl aradan sonra gerçekleştireceği ilk ziyaret kapsamında Ekvador’a da gidecek.
Raz’ın aktardığına göre Saar, iki hafta önce Kolombiya’nın göreve gelecek Dışişleri Bakanı Omar Patilla Escobar ile Kolombiya’nın İsrail’deki büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınması konusunda anlaşmaya vardı.
Gözden Kaçmasın
Bu gelişme, seçilmiş Kolombiya Devlet Başkanı Abelardo de la Esperanza’nın ülkesinin dış politika çizgisinde değişikliğe gideceğini açıklamasının ardından geldi. De la Esperanza, göreve gelir gelmez Kolombiya’nın İsrail’deki büyükelçiliğini yeniden açacağını, büyükelçiliği Kudüs’e taşıyacağını ve görev süresi sona eren Gustavo Petro hükûmetinin Filistin Yönetimi nezdinde büyükelçilik açma planını iptal edeceğini duyurdu.
Petro döneminde Kolombiya ile İsrail arasındaki ilişkiler ciddi biçimde gerilmişti. Kolombiya’nın 2024’te Gazze savaşı nedeniyle İsrail ile diplomatik ilişkilerini kesmesinin ardından, Haziran 2024’ten bu yana iki ülkede de karşılıklı büyükelçi bulunmuyordu.
Dışişleri Bakanı Gideon Saar da yaptığı açıklamada, “Kararlı ve sistematik diplomatik çalışmalar sayesinde Latin Amerika’daki birçok ülkeyle ilişkilerimizi güçlendirmeyi ve yeniden tesis etmeyi başardık. Latin Amerika’yı İsrail’e yakınlaştırma sürecini sürdürüyoruz” dedi.
Saar’a göre bu yakınlaşma İsrail’e ve İsrail vatandaşlarına siyasi, ekonomik ve turistik alanlarda fayda sağlayacak.
Öte yandan, Kolombiya’nın seçilmiş devlet başkanının açıklamasıyla eş zamanlı olarak İsrail hükûmeti, Dışişleri Bakanı Saar’ın Vivian Aizen’in İsrail’in Kolombiya Büyükelçisi olarak atanması yönündeki önerisini oy birliğiyle kabul etti.
İsrail neden Latin Amerika’ya yöneliyor?
Saar, Latin Amerika ile yakınlaşmanın İsrail’in ve vatandaşlarının siyasi, ekonomik ve turistik çıkarlarına katkı sağlayacağını açıkça belirtse de bu politikanın arkasında başka nedenlerin bulunup bulunmadığı sorusu önemini koruyor.
Kolombiya ve Ekvador dışında İsrail’in başka Latin Amerika ülkeleriyle nasıl ilişkiler kurduğu, bu ilişkilerin İsrail’e pratikte ne ölçüde fayda sağladığı ve söz konusu yakınlaşmanın antisemitizmle mücadeleye ilişkin Siyonist anlatıyla bağlantılı olup olmadığı da tartışılıyor. Bir diğer önemli başlık ise bu ilişkilerin Latin Amerika’daki Yahudi toplulukları üzerinde ne gibi sonuçlar doğurabileceği.
İsrail’in Latin Amerika’ya yönelmesinin arkasında birden fazla etken bulunuyor. Bu politika, İsrail’in Avrupa’daki aşırı sağla kurduğu ilişkilerin ötesinde yeni bir konumlanma arayışına işaret ediyor.
İsrail Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsünde Dr. Yotam Rosner ve araştırmacı Adi Kantor tarafından hazırlanan bir çalışmada da bu konuya dikkat çekilmişti.
Çalışmada, Avrupa’daki aşırı sağ hareketlerin Batı Şeria’daki yerleşim faaliyetleri, terörle mücadele ve göç politikaları gibi konularda İsrail hükûmetine sürekli destek vermesine rağmen, bu hareketlerle ilişkilerin güçlendirilmesinin İsrail’in başlıca stratejik ortakları olan Avrupa ülkeleri, ABD ve Batı’daki Yahudi topluluklarıyla ilişkilerine zarar verebileceği belirtilmişti.
Bu nedenle hem stratejik hem de ahlaki açıdan İsrail’in Avrupa’daki aşırı sağ hareketlerle ilişkilerini derinleştirmenin muhtemel sonuçlarını dikkate alması gerektiği ifade edilmişti.
İsrail’in bu kez Latin Amerika’daki aşırı sağ hareketlere yönelmesinin arkasında da bu değerlendirmelerin etkili olduğu belirtiliyor.
Gazze savaşı sonrası izolasyonu kırma arayışı
İsrail’in 7 Ekim 2023’ün ardından Gazze’de Filistin halkına karşı yürüttüğü ve soykırım savaşı olarak tanımlanan süreçte gerçekleştirilen katliamlar sonrasında karşı karşıya kaldığı uluslararası izolasyonu kırma isteği, Latin Amerika’daki aşırı sağ hükûmetlerin ve liderlerin yükselişiyle kesişti.
Özellikle Gustavo Petro dönemindeki Kolombiya örneğinde olduğu gibi, geleneksel Latin Amerika soluna bağlı hükûmetlerin İsrail’le ilişkileri kesmesine yönelik benzeri görülmemiş dalganın ardından İsrail, bölgede siyasi ve askerî nüfuzunu artırmaya yöneldi.
Bu süreçte ABD’nin desteği ile Hristiyan Siyonist ağlar da önemli bir unsur olarak öne çıktı.
Latin Amerika’daki Hristiyan Siyonist hareketler ile Protestan Evanjelik kiliseler, yerel hükûmetler üzerinde İsrail’i desteklemeleri yönünde dinî ve medya temelli baskı oluşturuyor. Aynı çevreler, İsrail’in karşıtlarını antisemitizmle suçlarken, Hristiyan inancındaki kurtuluş kehanetlerinin gerçekleşmesini hızlandırma düşüncesiyle hareket ediyor.
İsrail, bu etkenlerden yararlanarak Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası kuruluşlarda kendisini destekleyecek müttefik ülkelerin oylarını güvence altına almayı da hedefliyor.
Böylece küresel meşruiyetinde yaşanan sert gerilemeyle mücadele etmeyi ve uluslararası eleştirilerin etkisini azaltmayı amaçlıyor.
Bu noktada İsrail ile Latin Amerika ülkeleri arasında siyasi çıkarlar, ideolojik ve dinî motivasyonlar, uluslararası izolasyonu kırma ihtiyacı ile güvenlik ve ekonomik destek arayışı kesişiyor.
İç politikada da iki tarafın çıkarları örtüşüyor. İsrail ile bu ülkeler arasında, ulusal güvenliği koruma gerekçesiyle sol hareketlere veya muhalif gruplara karşı güvenlik ve istihbarat alanlarında deneyim paylaşımı yapılıyor.
Netanyahu’nun Latin Amerika açılımı
İsrail’in Latin Amerika ile ilişkileri yalnızca Kolombiya ve Ekvador’la sınırlı değil.
İsrail hükûmeti, sol eğilimli siyasi akımların gerilediği ve İsrail yanlısı sağ hareketlerin güç kazandığı Latin Amerika ülkeleriyle ilişkilerini geliştirdi.
Bu durum Netanyahu’yu, özellikle Arjantin, Brezilya ve Meksika gibi bölgenin ağırlıklı ülkelerine yönelik ziyaretlerini tekrarlamaya yöneltti.
Bu ülkelerdeki birçok lider, Netanyahu’nun aşırı sağcı hükûmetine desteklerinin bir göstergesi olarak ülkelerinin İsrail’deki büyükelçiliklerini Kudüs’e taşıma sözü verdi.
Bunun örneklerinden biri, aşırı sağcı görüşleriyle tanınan ve metinde 2019-2022 yılları arasında Brezilya’yı yönettiği belirtilen eski Devlet Başkanı Jair Bolsonaro oldu.
Haaretz’in siyasi analisti Noa Landau’nun aktardığına göre Bolsonaro, “Seçim kampanyası sırasında da söylediğimiz gibi Brezilya Büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşımayı planlıyoruz. İsrail egemen bir devlettir ve buna saygı göstermeliyiz” ifadelerini kullanmıştı.
Netanyahu ise o dönemde Bolsonaro’nun açıklamasını, “Bu doğru, heyecan verici ve tarihî bir adım” sözleriyle değerlendirmişti.
Ancak Bolsonaro’nun bu vaadi, diplomatik ve ekonomik baskılar nedeniyle hayata geçirilemedi ve Brezilya Büyükelçiliği bugüne kadar Tel Aviv’de kalmaya devam etti.
Özellikle sol hareketin Luiz Inácio Lula da Silva liderliğinde yeniden iktidara dönmesiyle Brezilya’nın İsrail politikası değişti.
Lula’nın İsrail politikalarına karşı sert ve reddedici bir tutum sergilediği belirtiliyor. Brezilya Devlet Başkanı, Gazze’deki savaşı soykırım olarak nitelendirdi ve yaşananları Hitler dönemindeki Holokost’a benzetti.
Bu açıklamalar iki ülke arasında diplomatik krize yol açarken İsrail, Lula da Silva’yı istenmeyen kişi ilan etti.
Arjantin’de Milei dönemi ve İsrail’e güçlü destek
Arjantin’in İsrail’e yönelik mevcut politikası ise Brezilya’dan farklı.
Arjantin’de Devlet Başkanı Javier Gerardo Milei yalnızca İsrail’i desteklemekle kalmıyor, 2023’te iktidara gelmesinden bu yana Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva’ya yönelik sürekli eleştirileri nedeniyle Brezilya ile de gerilim yaşıyor.
Milei’nin İsrail’deki aşırı sağ hükûmete verdiği desteğe ilişkin açıklama yapan İsrail Diaspora İşleri ve Antisemitizmle Mücadele Bakanı Amichai Chikli de Instagram hesabından, Arjantin Devlet Başkanı’nın “antisemitizm ve İslami terörizme karşı kapsamlı bir savaş yürüttüğünü” söyledi.
Chikli, “Milei liderliğindeki Arjantin, Uluslararası Holokost Anma İttifakı’nın başkanlığını üstlenen ilk Latin Amerika ülkesi oldu. Arjantin kıtada özgürlüğün, hakikatin ve adaletin feneridir. Milei’nin taşıdığı özgürlük mesajı, Latin Amerika’nın tamamına ve ötesine yayılıyor” ifadelerini kullandı.
Chikli ayrıca, “Diaspora İşleri ve Antisemitizmle Mücadele Bakanı olarak kendisiyle görüşmekten, Arjantin’i ziyaret etmekten ve ülkedeki Yahudi toplumlarını koruma ve antisemitizmle mücadele konusundaki ortak misyonumuz kapsamında hükûmetiyle iş birliği yapmaktan memnuniyet duydum” dedi.
İsrail yanlısı hükûmetlere rağmen protestolar büyüyor
İsrail, Latin Amerika’daki aşırı sağ hükûmetlerle yakınlaşması sonucunda siyasi, ekonomik, güvenlik ve askerî alanlarda birtakım kazanımlar elde etmiş olsa da aynı ülkelerde İsrail karşıtı faaliyetlerle de karşı karşıya kalıyor.
Bu faaliyetler yalnızca İsrail’le ittifak kurmayan ülkelerde değil, İsrail’le yakın ilişki içindeki Latin Amerika ülkelerinde de görülüyor. İsrail tarafına göre bu durum bölgedeki Yahudi toplumlarını da olumsuz etkiliyor.
İsrail Diaspora İşleri ve Antisemitizmle Mücadele Bakanlığının Araştırma ve Dış İlişkiler Birimi tarafından Haziran 2026’da yayımlanan bir raporda da bu faaliyetler mercek altına alındı.
Raporda Şili, Brezilya, Kolombiya, Peru, Arjantin ve Meksika gibi ülkelerdeki sivil toplum kuruluşlarının faaliyetleri, Boykot, Yatırımların Geri Çekilmesi ve Yaptırımlar Hareketi’nin (BDS) yürüttüğü kampanyalar ve bunların kamuoyu ile karar vericiler üzerindeki etkisi inceleniyor.
Raporda ayrıca bu kuruluşlardan bazılarının Hizbullah, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi ve Hamas ile muhtemel bağlantıları olduğu öne sürülüyor.
Söz konusu rapor, özellikle İsrail’in Demir Kılıçlar Savaşı olarak adlandırdığı süreçte Latin Amerika’daki sivil toplum örgütlerinin İsrail’i gayrimeşru göstermeye yönelik faaliyetlerini analiz ediyor.
Çalışma, açık kaynaklar ve sosyal medya ağlarının incelenmesine dayanıyor.
Raporda bu örgütlerin çalışma yöntemlerini ve faaliyetlerinin İsrail devletinin güvenliği ile Yahudi diasporası üzerindeki etkisini anlamanın amaçlandığı belirtiliyor.
Bu doğrultuda çalışma, Şili, Brezilya, Kolombiya ve Peru gibi geniş Filistinli toplulukların yaşadığı ülkelerde faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarına odaklanıyor.
Aynı zamanda Arjantin ve Meksika gibi Filistinli nüfusun daha sınırlı olduğu ülkelerdeki kuruluşlar da inceleniyor.
Rapora göre İsrail, 20. yüzyılın ortalarından bu yana bölgedeki birçok ülkeyle geliştirdiği tarihî diplomatik, ekonomik ve stratejik ilişkilere rağmen son yıllarda Latin Amerika’da kendisine yönelik gayrimeşrulaştırma faaliyetlerinin giderek arttığı bir süreçle karşı karşıya.
Raporda, Latin Amerika’daki Yahudi toplumları için doğrudan tehdit oluşturduğu belirtilen en önemli gelişmelerden biri de Kasım 2023’ün başlarında yaşandı.
Rapora göre Mossad, Brezilya’da ülkedeki Yahudi toplumuna yönelik saldırılar planladığı öne sürülen Hizbullah bağlantılı bir hücreyi ortaya çıkardı.
Buna ek olarak, terör örgütü olarak sınıflandırılan ve Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’ne yakın olduğu belirtilen Filistinli Esirlerle Dayanışma Ağı Samidoun’un Brezilya’da bir şubesi bulunduğu kaydedildi.
Brezilya’daki önde gelen Filistin yanlısı kuruluşlar arasında Brezilya Filistin Federasyonu (FEPAL), Brezilya’daki BDS Hareketi, Brezilya-Filistin Enstitüsü (IBRASPAL), Latin Filistin Forumu ve aşırı sol olarak tanımlanan PCO Partisi de yer alıyor.
Rapora göre bu kuruluşlar İsrail ürünlerinin boykot edilmesi çağrısında bulundu, diplomatik ilişkilerin kesilmesi için çalıştı ve Brezilya hükûmetinin İsrail’e karşı daha sert bir tutum benimsemesi amacıyla aktif biçimde baskı yaptı.
Kuruluşların ayrıca gösteriler düzenlediği, Filistin direnişini destekleyen açıklamalar yayımladığı ve hatta İsrail’e yönelik şiddet eylemlerini yücelttiği ileri sürüldü.
Arjantin’deki başlıca Filistin yanlısı kuruluşlar arasında ise Arjantin-Filistin Kuruluşları Federasyonu (FEDERPAL), Filistin Halkıyla Arjantin Dayanışma Komitesi (CASPP) ve Arjantin’deki BDS Hareketi bulunuyor.
Bu kuruluşlar İsrail’le diplomatik ve ekonomik ilişkilerin kesilmesini talep ediyor, protestolar düzenliyor ve İsrail ürünleri ile şirketlerinin boykot edilmesi çağrısında bulunuyor.
Raporda Kolombiya, Peru ve Meksika’daki İsrail karşıtı kuruluşlar için de benzer bir tablonun geçerli olduğu belirtiliyor.
Rapor, İsrail’in Latin Amerika’daki aşırı sağ hükûmetlerle yakınlaşmasının sonuçları olarak nitelendirilebilecek gelişmeleri üç temel başlık altında topluyor.
İlk olarak Filistinlilerle dayanışma gösterileri öne çıkıyor.
Latin Amerika’daki Filistin diasporasına mensup aileler, sivil toplum örgütlerinden çok sayıda aktivist, sol gruplar ve insan hakları kuruluşlarıyla koordineli biçimde sokaklara çıkarak Filistinlilere desteklerini gösteriyor.
İkinci başlık ise İsrail karşıtı kampanyalar.
Bu kuruluşların aktivistleri İsrail devletinin boykot edilmesi çağrılarını sürdürüyor; İsrail’i soykırım, apartheid ve savaş suçları işlemekle suçluyor.
Aynı zamanda kendi hükûmetleri üzerinde İsrail’le diplomatik, ekonomik ve güvenlik ilişkilerinin kesilmesi yönünde daha önce görülmemiş ölçüde baskı kuruyor.
Üçüncü başlık ise bağış kampanyaları.
Bu kuruluşlar Gazze Şeridi ve Batı Şeria’daki hastaneler ile Filistinli siviller için bağış toplama çalışmalarına katılıyor.
Raporun sonunda ise söz konusu ülkelerde faaliyet gösteren Filistin yanlısı kuruluşlara ilişkin bir uyarıya yer veriliyor.
Raporda, bu yapıların Latin Amerika’daki Yahudi topluluklarına yönelik terör ve saldırılar için bir kanala dönüşebileceği öne sürülüyor.
Ayrıca tüm bunların, kendilerini Filistinlilerin hakları için mücadele eden yapılar olarak tanımlayan sivil toplum kuruluşlarının meşru faaliyetleri görüntüsü altında gerçekleştirilebileceği iddia ediliyor.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.