İsrail’i Destekleyen Ülkelerin Ahlaksız Devlet Politikaları
27.10.2025 - 12:09 | Son Güncellenme: 27.10.2025 - 12:15
İsrail’i destekleyen ülkeler, genellikle Batı ittifakı içinde yer alan devletler olup, bu desteklerini tarihsel, stratejik ve ideolojik gerekçelerle haklı çıkarmaktadırlar. Ancak bu destekler, özellikle Filistin’deki katliam, işgal politikaları ve Gazze’deki askeri operasyonlar gibi konularda yoğun eleştirilere maruz kalıyor. Aşağıda, ana destekçi ülkeleri listeleyerek, kendi etik anlayışlarını kendi perspektiflerinden ve eleştirel bir bakışla “ahlaksız” olarak nitelendirilen politikalarını inceleyeceğiz. Tarihsel bağlamda, İsrail’in 1948 kuruluşu “ahlaksız” bir süreç olarak görülürken (örneğin, Filistinlilerin yerinden edilmesi), destekçiler bunu Yahudi halkının soykırımdan kurtuluşu ve kendi kaderini tayin hakkı olarak savunuyor. Günümüzde bu destek, Gazze’deki “genocidal acts” iddialarına rağmen devam etmektedir.
Amerika Birleşik Devletleri (ABD)
ABD, İsrail’i Orta Doğu’daki tek demokrasi olarak görür ve desteğini ortak değerler (demokrasi, insan hakları, terörle mücadele) ile gerekçelendirir. Holokost sonrası Yahudi devletinin kurulması, ABD için ahlaki bir zorunluluk olarak kabul edilmektedir. Ayrıca, İsrail’in Hamas’a karşı savunma hakkı vurgulanır ve bu, “kollateral damage” (yan hasar) kavramıyla haklı çıkarılır. Yani savaşta sivillerin ölümü, “etik” bir gereklilik olarak savunulmaktadır. ABD, İsrail’e yıllık milyarlarca dolarlık askeri yardım sağlamakta, bunu stratejik ortaklık ve İsrail’in varoluş hakkı olarak savunmaktadır. Eleştirmenler, ABD’nin İsrail’e koşulsuz silah desteği vermesini, Gazze’de açlık ve insani krize yol açan politikaları görmezden gelmesini insanlık dışı buluyor. Bu, istisnacılık olarak eleştirilmektedir zira ABD, İsrail’in uluslararası hukuku ihlal etmesini tolere ederken, kendi çıkarlarını yani petrol, jeopolitik üstünlük vs. daima ön planda tutmaktadır. Filistinlilere yönelik vahşileştirme (brutalization) iddiaları, ABD’yi insanlığa karşı suçlara ortak yapmaktadır. Ayrıca, lobi grupları (AIPAC) aracılığıyla iç siyaseti etkilemesi, demokrasiyi bozduğu için dünya kamuoyunda ahlaksız görülür.
Almanya
Almanya’nın desteği, Holokost’tan kaynaklanan tarihsel sorumluluk üzerine kuruludur. İsrail’in güvenliği, Alman dış politikasının “raison d’état” (devlet nedeni) olarak kabul edilir. Bu, “etik bir borç” olarak çerçevelenirken silah ihracatları ve diplomatik destek, Yahudi halkına karşı geçmiş suçların telafisi olarak savunuluyor. Sağcı hükümetler altında bu destek “sarsılmaz” hale gelmiştir.
Eleştirmenler, Almanya’nın İsrail’e koşulsuz destek vermesini, Gazze’deki soykırım savaşı sırasında bile sürdürmesini haklı olarak bir ahlaksızlık olarak görüyor. Bu, geçmiş travmayı (Holokost) kullanarak Filistinlilere yönelik ihlalleri görmezden gelmek olarak görülüyor. Almanya’nın silah satışları, uluslararası hukuk ihlallerine katkı sağladığı için “etik ikiyüzlülük” olarak nitelendirilmektedir.
Birleşik Krallık (İngiltere)
İngiltere, Balfour Deklarasyonu (1917) mirasıyla İsrail’i destekler ve bunu “Yahudi ulusal yurdu”nun meşruiyeti olarak görür. Destek, teröre karşı mücadele ve demokratik müttefiklik ile etikleştirilir. Son dönemde, İsrail bakanlarına yaptırımlar uygulasa da genel destek devam ediyor.
Palestine Action grubunun yasaklanması, Yahudi gruplar tarafından bile gayrimeşru ve ahlaksız bulunur. İngiltere’nin İsrail’e silah ihracatı, Gazze’deki insani krizi körüklediği için eleştirilir; bu, “trade deals” (ticaret anlaşmaları) önceliğiyle ahlaksız bir pragmatizm olarak görülüyor. Tarihsel olarak, Filistin mandasını kötü yönetmesi de geçmişinde “ahlaksız” bir miras bıraktı.
Gözden Kaçmasın
Fransa
Fransa, İsrail’i “demokratik değerler” ve “anti-terörizm” ile desteklerken Holokost anıtları ve diplomatik bağlar, bunu etik bir dayanışma olarak sunuyor. Ancak son yıllarda (2025), İsrailli bakanlara yaptırımlar uygulamaya başladığı görülmektedir. Fransa’nın İsrail’e silah satışı ve ticaret anlaşmaları, İsrail’e baskı çağrılarına rağmen sürdürülmesi ahlaksızca bulunuyor. Gazze savaşındaki tutumu, “genocidal acts”e göz yummak olarak eleştirilirken bu, kendi sömürge geçmişini (Cezayir) hatırlatarak ikiyüzlülük suçlamalarına yol açmaktadır.
Diğer ülkeler (Hindistan, Filipinler, Macaristan, Çekya vb.)
Hindistan, İsrail’i teröre karşı ortak mücadele (örneğin, Keşmir bağlamı) ile destekliyor. Filipinler ise bunu stratejik ittifak olarak görüyor. Macaristan ve Çekya gibi ülkeler, sağcı hükümetler altında “anti-İslamcı” bir etikle destek vermektedir zira sözüm ona İsrail’i “Batı medeniyetinin öncüsü” olarak savunur.
Filipinler’in desteği, “wrong side of history” (tarihin yanlış tarafı) olarak nitelendirilirken sadece kendi çıkarlarına aykırı uygun ve ahlaksız bulunuyor. Hindistan’ın İsrail’le askeri işbirliği, Filistinlilere yönelik ihlalleri görmezden gelmek olarak eleştirilmektedir. Bu ülkeler, sağcı veya ahlaksız olarak damgalanıyor çünkü aynı zamanda desteklerini ırkçı veya otoriter politikalarla bağdaştırmaktadırlar.
Abraham Anlaşmaları
Abraham Anlaşmaları, 15 Eylül 2020 tarihinde Washington D.C.‘de resmi olarak imzalanan bir dizi ikili anlaşmadır. Adını, Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam’ın ortak atası olarak görülen Hz. İbrahim’den (Abraham) alır ve “barış, iş birliği ve ortak değerler” üzerine kurulu olduğu iddia edilmektedir.
Anlaşmalar, Filistin sorununu tamamen dışlayarak, İsrail’in işgal politikalarını meşrulaştırdığı için “ahlaksız” bulunuyor. Filistinliler, bu anlaşmaları ihanet olarak nitelendirmektedir çünkü 2002 Arap Barış Girişimi’nin (İsrail’in 1967 sınırlarına çekilmesi karşılığında normalleşme) temel şartlarını yok saymaktadır. Eleştirmenler, anlaşmaların Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkını zayıflattığını ve İsrail’e cezasızlık sağladığını savunuyorlar.
BAE ve Bahreyn gibi otoriter monarşilerin, halklarının görüşünü almadan anlaşmalar imzalaması, demokratik meşruiyet eksikliği olarak eleştirilmektedir. Bu, halk protestolarını bastırmak için kullanılan bir dış politika manevrası olarak görülüyor. Sudan’ın katılımı, ekonomik yaptırımların kaldırılması karşılığında “satın alındı” iddiasıyla ahlaksız bulunuyor zira iç savaş ortamında halkın ihtiyaçları göz ardı edilmektedir.
ABD’nin çıkarcı ara buluculuğu
ABD’nin anlaşmaları teşvik etmek için sunduğu ayrıcalıklar (F-35 satışı, Batı Sahra tanınması), etik olmayan pazarlık olarak nitelendirilmektedir. Özellikle Fas’ın Batı Sahra üzerindeki egemenlik iddiasının tanınması, Sahra halkının kendi kaderini tayin hakkını ihlal ettiği için eleştiriliyor. Trump’ın iç siyasi kazanç için anlaşmaları kullanması, barış söylemini gölgede bırakıyor.
Anlaşmaların İran’a karşı bir ittifak olarak çerçevelenmesi, bölgesel gerilimleri artırdığı için ahlaksız bulunuyor. Bu, Şii-Sünni çatışmasını körükleyerek Arap dünyasını bölmektedir. İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonları (örneğin, 2021 ve 2023-2024 savaşları) ve yerleşim politikaları, uluslararası hukuk ihlali olarak görülürken, anlaşma imzacısı ülkelerin bu konuda sessiz kalması etik ikiyüzlülük olarak eleştiriliyor. BAE ve Bahreyn’in kendi insan hakları sicilleri (ifade özgürlüğü baskısı, muhaliflerin hapsedilmesi) de, anlaşmaların “değer temelli” iddiasını çürütüyor. Abraham Anlaşmaları, İsrail ile bazı Arap ülkeleri arasında tarihi bir normalleşme sağladı, ancak bu süreç etik ve ahlaki açıdan geride tartışmalı bir miras bıraktı.
Sonuç
İsrail’i destekleyen ülkelerin etik anlayışları, genellikle “self-defense” üzerine kurulu olsa da eleştirmenler bunu ahlaksız devlet politikaları olarak görmektedirler. Uluslararası hukuku ihlal eden yerleşimler, Gazze’deki açlık politikaları ve silah ticareti, vahşi ve stratejik felaket olarak tarihe geçmektedir. Batı ülkeleri, kendi sömürge geçmişlerini yansıtan bir “exceptionalism” ile İsrail’e ayrıcalık tanımakta, bu da küresel adaletsizliği pekiştirmektedir. Öte yandan, destekçiler bu eleştirileri antisemitizm olarak reddediyor. Sonuçta, bu destekler, jeopolitik çıkarların etik değerlerin önüne geçtiği bir dünya düzenini yansıtmaktadır örneğin, 28 ülkenin (çoğu Müslüman) İsrail’i tanımaması, bu bölünmeyi ortaya koyuyor.
Kaynaklar
- Al Jazeera, “Morocco Normalizes Ties with Israel in Exchange for Western Sahara Recognition” (Dec 2020).
- The Washington Institute, “The Abraham Accords: Strategic Implications” (2021).
- Middle East Institute, “The Abraham Accords and Iran” (2020).
- Reuters, “UAE to Receive F-35 Jets as Part of Abraham Accords” (2020).
- The New York Times, “Trump’s Middle East Deal: Political Win or Strategic Shift?” (2020).
- Bloomberg, “UAE-Israel Trade Booms Post-Accords” (2024).
- The Economist, “Abraham Accords: Economic Gains and Political Costs” (2023).
- Haaretz, “Morocco and Israel: Tourism and Cultural Exchange” (2022).
- Foreign Policy, “Abraham Accords as an Anti-Iran Alliance” (2021).
- Brookings Institution, “The Geopolitics of the Abraham Accords” (2020).
- Atlantic Council, “Abraham Accords: A New Paradigm for Peace?” (2021).
- U.S. State Department, “Abraham Accords Declaration” (2020).
- Al-Monitor, “Palestinians Slam Abraham Accords as Betrayal” (2020).
- Middle East Eye, “Arab Peace Initiative and the Abraham Accords” (2020).
- Human Rights Watch, “Israel’s Occupation and the Accords” (2021).
- The Guardian, “Public Opposition to Normalization in Bahrain and UAE” (2020).
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.