İsrail, Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan Anlaşmasına Nasıl Bakıyor?

Araştırmacı Yazar Mahmut Alrantisi, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması’nın İsrail’de nasıl değerlendirildiğini, anlaşmanın bölgesel güvenlik dengelerinde oluşturabileceği değişimi ve Tel Aviv’in yeni savunma ittifakına ilişkin temel endişelerini Fokus+ için kaleme aldı. 

web-odak-israil-turkiye-suudi-arabistan-pakistan-anlasmasina-nasil-bakiyor-mahmut-alrantisi

14.08.2026 - 15:19  |  Son Güncellenme:  14.08.2026 - 15:29

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın Mekke’de ortak savunma anlaşması imzalaması bazı kesimler için sürpriz olmuş olabilir. Ancak İsrail’in bu gelişmeye hazırlıksız yakalanmadığı anlaşılıyor. Nitekim 2024 yılında İsrailli yetkililer tarafından yapılan bazı açıklamalarda, böyle bir ittifakın kurulabileceğine ilişkin endişeler dile getirilmiş ve Türkiye’nin Suudi Arabistan ile birlikte hareket etmeye yönelik girişimlerde bulunduğuna dikkat çekilmişti.

Bu nedenle İsrail’in söz konusu ittifaktan duyduğu rahatsızlığı açıkça ortaya koyması şaşırtıcı değil. Özellikle son dönemde Türkiye ile İsrail arasındaki ikili ilişkilerde ciddi bir gerilim yaşanıyor. İsrail’in Gazze, Suriye ve Lübnan’daki rolü bu gerilimin başlıca nedenleri arasında yer alırken, Türkiye’nin Kürt grupların İran’a karşı bir kara savaşına dâhil olmasını engellemedeki rolü de ilişkilerdeki tansiyonu daha da yükseltti.

Mekke Anlaşması’na katılan ülkelerin liderleri

İsrailli bazı yazarlar, bu ittifakın muhtemel etkilerini hafife almaya çalışarak Mekke İttifakı’nın doğrudan İsrail’e karşı kurulmadığını, ancak buna rağmen İsrail’e ciddi zararlar verebileceğini savunuyor. Nitekim Mekke Anlaşması’na katılan ülkeler de ittifakın tamamen savunma amaçlı olduğunu, herhangi bir ülkeye karşı kurulmadığını, ne Sünni bir ittifak ne de Doğu veya Batı’ya karşı oluşturulmuş bir yapı olduğunu açıkladı. Taraflara göre bu ittifak, krizlerle yüklü ve sürekli değişen uluslararası ve bölgesel ortamda ortaya çıkabilecek her türlü tehdide karşı oluşturuldu.

İsrail merkezli bölgesel düzen değişiyor mu?

Bununla birlikte bölgenin özellikle son on yılda izlediği seyir dikkate alındığında, tablo daha farklı bir anlam kazanıyor. Özellikle Donald Trump’ın ilk başkanlık döneminden itibaren İbrahim Anlaşmaları süreci başladı ve birçok Arap ülkesi bu sürece dâhil oldu. Bu süreç yalnızca İsrail’in bölgeye entegre edilmesini değil, aynı zamanda İsrail’in bölgesel güvenlik düzenlemelerinin merkezine yerleştirilmesini de hedefliyordu.

Aynı dönemde, bölgeden ve Avrupa’dan çeşitli ülkeleri bir araya getiren Doğu Akdeniz Gaz Forumu kuruldu. İsrail bu yapının temel aktörlerinden biri olurken, söz konusu projenin Türkiye’nin dışlanması temelinde şekillendiği görüldü.

Benzer biçimde Hindistan’ın İsrail ve ABD ile ilişkileri de derinleşti. Çin’i dengelemek amacıyla Hindistan’ı destekleyen ABD’nin de katkısıyla İsrail, ABD, Hindistan ve diğer bazı ülkeler arasında teknoloji, stratejik destek, savunma, enerji ve deniz koridorları alanlarında işlevsel ortaklıklar kuruldu.

Bu kapsamda Hindistan, İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri ve ABD’yi bir araya getiren I2U2 formatı oluşturuldu. Bu yapının temel amacı İsrail teknolojisini, BAE finansmanını, Hindistan’ın insan gücü kapasitesini ve ABD’nin sağladığı güvenlik şemsiyesini bir araya getirmekti.

Öte yandan Hindistan’ı Körfez üzerinden İsrail’e bağlayan bu ortaklıklarla, Doğu Akdeniz’i İsrail üzerinden Avrupa’ya bağlayan projelerin de birbirine entegre edilmesi için çalışmalar yürütüldü.

Ancak bölge son yıllarda büyük değişimlere sahne oldu. Gazze’de yaşananlar, ardından Suriye’deki gelişmeler, İran’a karşı yürütülen savaş, Hürmüz Boğazı’nın kapatılması, Türkiye’nin yükselen gücü, Pakistan’ın Hindistan’ı caydırma kapasitesi ve ABD’nin güvenlik şemsiyesindeki gerileme, daha önce oluşturulan bütün planların yeniden değerlendirilmesine neden oldu.

Bu değişimler, başta Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan olmak üzere bölgedeki bazı ülkeleri kendi güvenlik ve savunma ağlarını oluşturmaya yöneltti. Bu ülkeler, kendilerini tehdit edebilecek dalgalanmalara karşı önlem almak, kendilerini hedef alan ya da dışlayan planlara karşı koymak amacıyla yeni arayışlara girdi.

Söz konusu savunma ağlarının en önemli özelliği ise tamamen ABD’ye bağımlı olmaması ve İsrail’in bu yapıların temel bir parçası olarak görülmemesi. Bu durum tek başına bile İsrail açısından köklü bir değişiklik anlamına geliyor. Çünkü bölgesel sistemin ve bölge ülkelerinin güvenlik algılarının değişmekte olduğuna işaret ediyor.

İsrail’in Mekke Anlaşması’na ilişkin altı temel endişesi

Birinci endişe, bölgesel güvenlik düzeninin değişmeye başlaması. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ABD’ye tamamen bağımlı olmayan ve İsrail’in merkezinde yer almadığı bir savunma ağı kurması, İsrail açısından köklü bir değişime işaret ediyor. Bu durum, bölgesel sistemin ve ülkelerin güvenlik algılarının dönüşmeye başladığını gösteriyor.

İkinci endişe, başka ülkelerin de Mekke İttifakı’na katılma ihtimali. Üyelerinin birbirini tamamlayan özelliklere sahip olması, ittifakı başka ülkeler açısından da cazip hâle getirebilir. Suudi Arabistan Körfez ve Afrika’da etkiliyken, Türkiye Balkanlar, Kafkasya, Suriye, Lübnan, Libya ve Somali’de önemli bir nüfuza sahip. Pakistan ise büyük insan gücü ve nükleer kapasitesiyle öne çıkıyor. Ayrıca ittifak ülkelerinin askerî, teknolojik, endüstriyel, mali ve nükleer imkânları birbirlerini farklı alanlarda tamamlamalarını sağlıyor.

ABD Başkanı Donald Trump

Üçüncü endişe, bu üç ülkenin ve liderlerinin, henüz aralarında bir ittifak kurulmadan ve ortak bir vizyon geliştirilmeden önce bile Başkan Trump üzerinde belirli bir etkiye sahip olması. İsrail bugün bazı konularda Trump’ı kendi yaklaşımına ikna etmekte güçlük çekiyor. Dolayısıyla bu ülkelerin birlikte hareket etmesi, ABD yönetiminin yaklaşımı ile İsrail hükûmetinin görüşleri arasındaki farkı daha da büyütebilir.

Dördüncü endişe, Mekke Anlaşması’nı çevreleyen belirsizlik. Belirsizliğin kendisi de bir caydırıcılık unsuru oluşturuyor. Pakistan’ın Türkiye ve Suudi Arabistan’a nükleer caydırıcılık imkânları sağlayıp sağlamayacağı, Türkiye’nin Suudi Arabistan’da asker konuşlandırıp konuşlandırmayacağı veya Riyad’ın savaş uçakları ve gelişmiş insansız hava araçları gibi projeler dâhil olmak üzere Türk savunma sanayisini kapsamlı biçimde finanse edip etmeyeceği bilinmiyor.

Beşinci endişe, İsrail’in Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Yunanistan, Hindistan ve İbrahim Anlaşmaları’na dâhil bazı ülkeler gibi müttefiklerinin de kendilerini Mekke Anlaşması’nın hedefi olarak görmesi.

Altıncı endişe ise İsrail’in Suudi Arabistan ile normalleşmeyi geleceğe dönük önemli bir proje olarak sunmasına rağmen, yeni gelişmelerle birlikte bu projenin bazı unsurlarının zayıflaması. En azından Suudi Arabistan’ın İsrail ile yapılacak herhangi bir müzakerede eli artık daha güçlü. Üstelik İsrail’den teknoloji, tıp ve mühendislik sektörlerinde çalışan nitelikli insan gücünün önemli kesimlerinin ayrıldığı bir dönemde bu tablo Tel Aviv açısından daha da dikkat çekici hâle geliyor.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.